BAŞBUĞ TÜRKEŞ’İN YERİ DOLDURULAMAZ

Türkân Akın
08 Nisan 1997 TÜRKİYE GAZETESİ

Hakk’ın rahmetine kavuşan MHP Lideri Alparslan Türkeş, bugün dualar ve gözyaşları arasında, edebi istirahatgâhına tevdi edilecek. Atlantik’ten Çin Seddi’ne kadar daha doğrusu bütün Türk Dünyası, liderini yitirmenin hüznünü yaşarken, Başbuğ Türkeş’in yerinin kolay, kolay doldurulamayacağı şimdiden anlaşılıyor.
Büyük insan Türkeş’in hakkında çok şeyler söylendi, çok şeyler yazıldı. Özellikle, ani vefatından sonra Türk medyası, Türk
eş’in çeşitli yönlerini adeta sergiledi. Denilebilir ki, medyanın bir bölümü, Türkeş’in aziz hatırası önünde "özür" dilercesine, "samimi" ve "saygılı" tavır takındı. Türkeş’e hayatta iken, esirgenen önem yeni verilirken, "gerçekçi" değerlendirmeler yapıldı. Böylece bir kısım medya mensupları "günah" çıkarırken ne de olsa "Türkeş’in hakkı Türkeş’e" verilmiş oldu.
Oysa, Başbuğ Türkeş, daha önceleri böylesine "samimi", "saygılı" ve en önemlisi "gerçekçi" bir şekilde değerlendirilmiş olsaydı, belki de Türk siya
si hayatında büyük değişiklikler yaşanırdı.
Gerçekten de, her şeyden önce, Türk siyasi hayatı büyük bir dengesini kaybetmiş durumda. Türkeş’in hayatı boyunca, yüklendiği "hassas" ve oldukça "önemli" misyonun artık kimin tarafından deruhte edilebileceği şi
mdilik bir meçhul.
Seçim sisteminin gadrine uğrayarak, partisiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de girmemenin burukluğu içinde olmasına rağmen, Türkeş’in üstlendiği yapıcı rolü kolay, kolay kimse yüklenemez.
Türkeş’in askeri dehası, politik başa
rıları, liderliği ve devlet adamlığının yanı sıra faziletli bir insan olduğunu da kabul etmeyen yok gibi...
Gerçekten de, Türkeş, her şeyden önce faziletli insan...
Bir kere daha okumaya başladığım, Türkeş’in acı ve tatlı anılarının bir, bir anlatıldığı "Ş
ahinlerin Dansı" kitabı büyük liderin, büyük insanlıklarıyla dopdolu.
Hulusi Turgut’un özenle hazırladığı "Şahinlerin Dansı"nın daha ilk sayfalarında bakınız Türkeş ne diyor:
"Kitabımdan çıkarılacak çok ders vardır. Genç kuşakların bunları daha iyi anlaya
caklarını ve değerlendireceklerini umarım."
Alparslan Türkeş, adını Türk siyasi tarihine yarım asır önce "Turancılık Davası Sanığı" olarak yazdırdı.
... Ve o tarihten vefatına kadar Türkiye’nin ve Türk Dünyası’nın gündeminde kaldı.
T
ürkeş, bu yarım asır içinde üç defa tutuklandı. Altı yıl kadar süre tutukluk döneminin bir buçuk yılı hücrede geçti.
1944’de " rejimi değiştirmek", 1963’de "İhtilal teşebbüsünde bulunmak" iddialarıyla yargılanan Türkeş, 1980 yılında tutuklanıp 1985’e kadar özgürlükten mahrum kaldı.
1960 yılının sonunda Hindistan’a sürgüne gönderilen Alparslan Türkeş 1965’de politikaya atılıp, parlamentoya girdi.
Türkeş, 1975-1977 yılları arasında "Başkan Yardımcılığı" yaptı. 1965’den 1980’e kadar kesintisiz 15 yıl parlamentoda kaldı. İşte böylesine fırtınalı bir hayatın kahramanı olan Türkeş’in "Kudretli Albay"lığından "Başbuğ"a kadar uzanan yolun her kilometre taşında, vatanperverliği, inancı ve fazileti bulmak kabil.
Zaten "Şahinlerin Dansı"nda Türkeş’i ne denli çileler çektiği, iftiralara uğradığı, yanlış anlaşıldığı ve ihanetlere uğradığının ötesinde insani tarafları bir, bir ortada.
Bir dava, bir mefkure ve bir gönül adamı Alparslan Türkeş’in yerinin kolay, kolay doldurulamayacağı ve adının hiç unutulmayacağı, daima şükranla yad edileceği gerçeği, insana, biraz "itidal" veriyor.
Yüce Allah, "Başbuğ"a gani, gani rahmet eylesin, mekano cennet osun.