TÜRKEŞ’İN ARDINDAN

10 NİSAN 1997 - MİLLİYET GAZETESİ
GÜNERİ CİVAOĞLU

Merhum Alparslan Türkeş’in ekranlarda nehir gibi akan defin töreni görüntülerini izlerken düşündüm :
"27 Mayıs 1960 ihtilâlini yapan Millî Birik Komitesi’nin 38 üyesinden biriydi.
Neden sadece o, bu tarihî görüntünün sahibi?
Neden diğerleri değil?"
Türkeş’in büyüsü, yaşamının her döneminde, diğerlerinden farklı olmaktı.
Hücre ile tanışmak
Televizyonda akan nehrin kaynağına gidiyorum.
Anılarını okuyorum :
"...... iki inzibat erinin arasında, binanın alt katına doğru yol almaya başladık. Bir hücre kapısı açıldı.... Oraya kapatıldım.
Penceresi yoktu. Tepemde 15 mumluk (watt) bir ampul yanıyordu."
3 Haziran 1933’te İtalyan bandıralı Viyana gemisinden, Türkeş, annesi - babası ve kızkardeşi ile birlikte Tophane rıhtımına inmişti.
şimdi, aynı Tophane semtinde Askerî Tutuklu ve Cezaevi hücresine kapatılmıştı.
Suç iddiası Turancılık’tı.
Hücreden tabutluğa
Bir süre hücrede yattıktan sonra, hastaneye gönderildi.
Oradan tabutluğa...
Sirkeci Sansaryan Han’daki tabutluğu şöyle anlatıyor :
"Beton duvarlara oyulmuş gibi yerlerdi. Tabut şeklindeydi.
Âdeta duvarlardaki dikey oyuklardı.
Telefon kulübesinden çok küçük, ancak bir insan alacak kadar.
Duvarlarında demirden mengeneler ve prangalar vardı.
Tavan çok alçaktı. Bazılarının kapıları kapalı duruyordu.
İçeriden inleyen insanların sesi geliyordu.
İçeridekilerin kimi külçe gibi, kimi de üstüne abdest yapmış haldeydi."
Tırnağı sökülüyor
Türkeş’ten istenen, ihtilâl yapmayı amaçlayan bir sağcı örgütün militanı olduğunu itiraf etmesidir.
Hücre ve tabutluk vız gelmiştir. İstenen itirafı Türkeş’ten söküp, aldırtamamıştır.
Türkeş, bu kez tırnağının sökülüşünü anlatıyor :
"Acımasızca, parmaklarımdan birini yakalayıp, tırnağımı çektiler.
Aslında, ben o görevlilere acıyordum. Yönetim, bizi faşistlikle suçluyor ama, tüm faşizan yöntemleri kendileri kullanıyordu.
İçimden -bu da geçer yahu-diyordum.
........
Emniyet Müdürü ansızın kapıyı açtı. İçerideki manzarayı gördü.
Ardından, bir sağlık görevlisini yanıma getirdiler.
Kanayan parmağımı ilaçladılar. Sardılar."
Öngörü
Türkeş’i yoğuran ve oluşturan, elbette sadece cesareti, tahammülü, karşılaştığı şiddet değildi.
Güçlü sezileri ile beslenen inançlarıydı.
Örneğin...
Daha 1944’te... Mahkemede "Türk Birliği" tartışması yapılırken, Türkeş, mahkeme başkanı hâkime şöyle diyor :
"Efendim meselâ, 1917’de olduğu gibi, 1965’te veya 1990’da, Rusya’da bir ihtilâl zuhur edebilir.
O zamana kadar, Türkiye, harp endüstrisi bakımından da, ilim ve irfan bakımından da ilerlemiş bulunur...
Türkiye’nin de yardımı ile esir Türk devletlerinin birliğine doğru da yönelinebilir."
Türkeş’in Turancılık’ı, Türk Birliği ideali tartışılabilir.
Ancak, Sovyetler Birliği’nin çözüleceği ve Sovyetler Birliği egemenliği altındaki Türk Devletleri’nin serbest kalacağı tarih için öngörüsündeki isabet, çok dikkat çekicidir.
Masamda bir taş var.
Üzeri damgalı... İki Berlin’i birbirinden ayıran duvardan koparılmış.
9.11.1989 tarihini taşıyor.
Sovyetler Birliği’nin fiili çöküşü, 1989’un sonu.
Ve dikkat ediniz.
Türkeş, Turancılık’tan yargılanırken, Sovyetler Birliği’nin çöküş tarihi olarak 1990’ı telâfuz etmiş. İki ay yanılmayla aynı tarihi öngörmüş.
Kişileri liderliğe taşıyan, doğasındaki bazı üstün yeteneklerdir.
İnanmak ve inandırmak
Ancak, gerçekten inananlar inandırıcı olabilir.
Kızlarının adlarına bakıyorum....
Ayzıt..... Göktürkler’de fazilet ve güzellik ilâhesi....
Umay.... Göktürkler’de fazilet ve şefkat meleği.
Sevenbige..... Kazan’da hükümdarlık yapmış, yüksek ahlâklı bir bayanın ismi.
Selcen.... Dede Korkut hikâyelerindeki Selcen Hatun’dan geliyor. Anlamı, hamaratlık, güzellik ve fazilet.
Oğlu Tuğrul da, adını Türk büyüklerinden almış.
Yaşamının her boyutunda Türklük tutkusu ve heyecanı var.
Köklü inancıyla yarattığı karizması, dalga dalga inanan kitleler yaratmış.
Yaşamının daha sonraki bölümlerinde de, karizmanın ilmik ilmik dokunuşunu görüyorsunuz.
Türkeş’in elbette yanlışları da olmuştur.
Hem de, küçümsenmeyecek yanlışları... Bunu acının şu sıcak günlerinde kimseyi rencide etmemek için geçiyorum.
Ancak.... Ayrıca insan ömrü, bir kronolojidir. Son yılları özellikle önemlidir.
Çünkü, nihaî formasyonu ve sentezi yansıtır. Türkeş, son yıllarında bir siyaset bilgesiydi. Allah rahmet eylesin.