MİLLİYETÇİLİK

TAHA AKYOL
9 NİSAN 1997 - MİLLİYET GAZETESİ
 
Türkeş’in cenazesindeki kalabalığı Türkiye başka hiçbir cenazede, mitingde gösteri yürüyüşünde görmedi. Bu muazzam kalabalık neyin ifadesi? İki gerçeğin;
Türkeş karizması : Taraftarlarını en yüksek dozda esinlendiren, mobilize eden bir karizma... Muazzam kalabalık bunu bir kere daha gösterdi.
"Türkeş karizması"nın esinlendirdiği milliyetçilik duygusuyla dolu bu büyük ve dinamik kitle üzerinde artık "karizmanın kontrolü" olmayacaktır, çünkü Türkeş’in yeri doldurulamayacaktır. Toplumun genelinde ilgi görecek yeni yorumların ve reform programlarının meydana getireceği psikolojik tatmin sağlanamazsa, zamanla ciddî sorunlar çıkabilir.
Merkez sağ : Türkeş hakkında toplumun büyük kesimlerini temsil eden sağ partiler ve kuruluşlardan başka, merkez soldan da olumlu görüşler beyan edilmiştir. Toplumda Türkeş’in ülkücü camiayı aşan bir saygı görmesi onun yapıcı, uzlaştırıcı, ılımlı politikalarının eseridir.
Bu çizgi hiçbir şekilde kaybedilmemeli, "karizma boşluğu"nun yaratabileceği psikoloji ile radikalizme kayılmamalıdır.
Milliyetçilik, Türkiye’de 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında en yüksek kaliteyi ifade eder : Ülkemizde tarih, sosyoloji, hukuk, iktisat bilimlerinin oluşmasında milliyetçiler öncülük etmiştir.
Şemseddin Sami, Ziya Gökalp, Fuat Köprülü, Mansurizade, Zeki Velidi, Yusuf Akçura, Akyiğitzade Musa, Sadri Maksudi, Ağaoğlu Ahmet gibi milliyetçiler bizde sosyal bilimlerin öncüleridir.
Tek Parti devrinin ortamında ve sonraki siyasî kavgalar döneminde bu düzey kaybolmuştur. Ali Fuat Başgil, Mümtaz Turhan, Nurettin Topçu ve son olarak da Erol Güngör’den sonra, artık bu düzey yitirilmiştir.
Türkeş böyle bir ortamda milliyetçilik duygularını ayağa kaldırmış ve dün gördüğümüz coşkulu insan sellerini meydana getirmiştir.
Şimdi, bir yandan kökendeki sosyal bilim geleneğine dönmek; öbür yandan Türkiye’nin ve dünyanın sorunlarının dünkünden çok farklı olduğunu ve yeni yaklaşımlar gerektirdiğini görmek gerekiyor.
"Türkeş karizması" ebediyete intikal ettikten sonra, artık, milliyetçilik "Yüce Türk Milleti" gibi, "Türk Dünyası" gibi "değerler" i daha çok tekrarlayarak, daha çok hamaset yaparak yürüyemez.
Milliyetçilik, her şeyden önce, toplumsal bir "reel Türkiye" fotoğrafı çekmeli, ona göre realist ve pratik çözümler önermelidir. Bu da ancak sosyal bilimlerle mümkün olur.
Bizde tarih biliminin kurucusu ve dünya çapında itibara sahip tarihçimiz "Türkçü" Fuad Köprülü, daha 1940’ta "tarihte kavimlerin inkişafının ancak kavimler arasındaki münasebetlerin artmasıyla mümkün olduğunu" vurguluyor ve "artık romantik telakkilerden rasyonel, ilmi araştırmalara yönelmeyi" savunuyordu. (Barthold’un, Medeniyet Tarihi’ne "Başlangıç")
Çok yakın zamana kadar Türkiye’de her akımı derin bir biçimde etkilemiş olan "biz bize benzeriz" psikolojisinden, dünyaya kapalı olmaktan çıkmak lazımdır. Teknolojide olduğu gibi ekonomide, siyasette ve hukukta da dünya standartlarına ulaşmak, "dünyada yer almak", milliyetçiliğin temel motivasyonu olmalıdır.
Bu bakımdan, "merkez sağ" son derece önemli bir kavramdır. Hem kalkınma, büyüme, gelişme, çağdaşlaşma davamıza milliyetçi bir heyecan aşılamak için... Nem de milliyetçiliği teknik programı belirsiz bir hamaset değil, Türkiye’yi çağın standartlarına ulaştırmaya yönelmiş, işlevsel bir motivasyon, "Türkiyecilik" olarak geliştirmek için...
Aslında çağ değişimi herkesi "yeniden düşünmeye" mecbur ediyor.