GÜLE GÜLE BÜYÜK LİDER ...

YALÇIN ÖZER
9 NİSAN 1997 - TÜRKİYE GAZETESİ
 
MHP lideri Alparslan Türkeş ,dün muhteşem bir törenle tekbir sesleri arasında uğurlandı. Alparslan Türkeş’i uğurlamaya gelenler o kadar kalabalıktı ki insan selinin bir ucu Ankara’ya giriş yapamadı.
İster istemez bu manzaranın içinde, Türkeş’i 27 Mayıs sonrasında sürgüne gönderenleri hatırladık... Onların da cenazeleri oldu. Top arabalarında, askeri törenle defnedildiler... Ama arkalarından kimsecikler gelmedi...
İşte Türk Mileti’ne mâlolmuş liderler; işte devlete sığınmış erkan... Aradaki fark bu...
Bu yüzyılda artık devlete tutunarak bir yerlere varmak mümkün değil.
Rahmetli Necip Fazıl,
"Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam
Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam.."
dedi... Gerçekten cenazesinde ne çelenk ne top arabası vardı. Ama arkasından Türk Milleti bir sel halinde yürüdü.
TARİH HÜKMÜNÜ VERDİ...
Türk Milleti, Alparslan Türkeş’i de işte böylesine bağrına bastı. Gönlünde ona yer açtı... "İhtilâlin kudretli Albayı hakkında kesin hükmü tarih verecek!" diyorlar... Aslında milletlerin kendilerinden bağımsız tarihleri olmaz... Alparslan Türkeş hakkındaki tarihin hükmü de dünkü cenaze töreninde yerini bulmuş oluyor...
Büyük Türk Milleti’nin, cenazesinin arkasından gözyaşı dökerek yürüdüğü, böylesine kaç lider vardır?...
Alparslan Türkeş, gençliğe kin ve intikam duyguları aşılamadı. Davasını kendi şahsî konularına hapsetmedi. Eğer öyle yapsaydı 1970’li yıllardan sonra kendisini tasfiye eden; Ülkücü gençliği yok etmeye kararlı milliyet düşmanları, bu ülkede yaşayamazlardı.
12 Eylül’ün haksız ve zâlim uygulamaları karşısında bile Alparslan Türkeş, söyleye söyleye ancak şunu diyebildi;
"Gâfil ve haksız bir uygulama..."
Oysa bu dönemde Türkeş yine idam talebiyle "Vatana ihanet, Devleti ele geçirmek için örgüt kurmak vs." gibi en uydurma suçlamalarla hâkim karşısına çıkarılmıştı...
Eğer Türkeş, Türk Milliyetçiliğini, bir büyük mefkure olarak değil, kafatasına ve kan asâletine bağlayan bir yol tutsaydı, bu ülkede Türk-Kürt çatışması kaçınılmaz hâle gelirdi... Ama o öyle yapmak yerine, "Türkler, Kürtler, hepimiz aynı milletin evlâtlarıyız" diyerek bir Osmanlı örneği sergiledi...
Türkeş’i suçlayanlar, işte bu demokrat ve barışçı tutumu iyi düşünüp incelemeliler... Bu tutumu, Türkeş’in karşısındakilerin düşmanca ve insafsızca tutumları ile karşılaştırıp, hükümlerini ona göre vermeliler...
Bu tutumun sahibi bugün yok artık... Önümüzdeki günler inşallah O’nun boşluğunu çok aramayız. Bizim inandığımız şudur, Türkeş’ten sonra da MHP barışçı politikasına devam etmelidir...
MHP’YE LİDER ARAYIŞI
Ülkü Ocakları Başkanı Azmi Karamahmutoğlu, ne güzel söyledi; "Başbuğumuzu kaybettik. Artık MHP’nin lideri, bir genel başkanı olacak. Ama Başbuğu olmayacak..."
MHP’de Türkeş’in sağlığında da yerini kimin alacağı konuşuluyordu. Ama akla gelen isimlerin hiçbiri O’nun boş bırakacağı çerçeveye oturtulamıyordu...
Şimdi aynı arayış alttan alta sürüyor. Dün arayış, bir zihni temrin niteliğindeydi. Bugün zaruret durumunda...
Gazetemize yaptığı son ziyarette, nazik bir üslupla bu konuya bir dokundurma yaptık. Gönlünde herhangi bir isim yoktu. Ama Tuğrul Türkeş için aynı şey söylenemezdi.
Belki çok sevdiği ülkücülerden bazıları kırılmasın diye açık konuşmuyordu. Ama bundan emin olsa biliyoruz ki, tereddütsüzce "Tuğrul Türkeş" derdi...
Son genel seçimlerde (akraba) suçlaması onu hayli üzmüştü. Ama kim ne derse desin, bugün MHP için Tuğrul Türkeş’ten daha toparlayıcı lider bulmak çok zor...
Zaten parti tüzüğü gereği olarak Tuğrul Türkeş’in bir yıllık uzun bir süre bu görevi üstleneceği anlaşılıyor. Bu sürede herşey kendiliğinden anlaşılmış olacaktır...