BİR EFSANENİN ARDINDAN

S. HAYRİ BOLAY
22 NİSAN 1997 - ÖNCÜ GAZETESİ

Bir efsane kahramanı Rahmet-i Rahmana kavuştu. Alparslan Türkeş, Hakk’a yürüdü. Kendisiyle beraber bir takım şeyleri götürdü mü, götürmedi mi, o daha sonra anlaşılacak.
Alparslan Türkeş’in kendisi ebediyete intikal etmişse de davası devam edecek ve ismi de asırlardan asırlara bir efsane gibi devredilecektir.
1970’li yıllarda peşinden yüzbin genci yürütebilen bu insan, cenazesinde bir kaç milyon genci peşinden sürükleyebilmiştir. Tabiî sadece Ankara’da ve Türkiye’de. Ve en kötü hava şartları altında komünizme karşı geçilmez kale vazifesi gören, ateizme ve materyalizme iman mücadelesi veren merhum A. Türkeş’in bu üstün başarılardaki hikmet ne idi? Bazılarının dediği sadece karizması mı? Karizma, liderlik için yeterli bir vasıf mıdır? Başarılı bir lider olabilmek için başka ne gibi özelliklere ihtiyaç vardır?
Türkeş’i hem, ben öncelerden ismen bilmekle beraber ilk defa 1958 Mayısında Türk Ocakları Genel Merkezinde (Şimdiki Resim ve Heykel Müzesinde) verdiği bir konferansında dinledim ve tanıdım. Sonra 27 Mayıs 1960 ihtilâlinden bir hafta önce iktidarı yıkmak için gösterilerin yapıldığı bir sırada Kızılay’da sivil elbise ile dolaşırken gördüm. Yanında Haluk Karamanoğlu gibi bir efsane’nin arasında kendini yakından tanıyan ağabeyleri vardı. Bir yarım saat kadar konuşup ayrıldık. Bir hafta sonra 27 Mayıs ihtilâli olunca, ihtilâl beyannamesini radyodan okuyan ses bana yabancı gelmemişti. Birkaç gün sonra sokağa çıkma yasağı kalkınca soluğu, Millî Kütüphane’de rahmetli Nejdet Sançar’ın yanında aldım. Kendisine beyannâmeyi okuyanın yabancı gelmediğini söyleyince gülerek dedi ki "Bizim arkadaşımız Alparslan Türkeş"tir öyle deyince ben de rahatlamıştım. Çünkü ben, bir takım icraatına rağmen rahmetli Adnan Menderes’i seviyordum ve onu İsmet Paşa’nın sırtlarının önüne atmasına razı değildim.
Mayıs hareketinden bir ay kadar sonra idi. Bir akşam Maltepe’deki Yüksek Ticaret Okulu’nda Alparslan Türkeş’in bir konferansını dinledim. Orada Bölükbaşı gibi siyasiler de vardı. O konferanstan söylediklerinden aklımda kalan ve bana tesir eden sözü şu mealdedir:
Gençler! Hedefimiz büyük olsun. Küçüklüklerle uğraşmayın, duran ve basit hedeflere ateş etmeyin! Hedefimiz daima havada hem çok yüksekte uçanları vurmak olsun.
Bu ifadeler Türkeş’in hedefinin ne kadar uzak ve büyük olduğunu gösteriyordu. İhtilâlden sonra İnönü’nün ve solcuların aydınlarından ve başkalarından bulamadığımız için Türkeş ve 13 arkadaşının hareketleri bize rahat nefes aldırıyordu. Rahmetli Türkeş iktidarı İsmet Paşa’ya devretmek isteyen darbeci subaylara karşı, arkadaşları ile beraber şiddetli bir mücadele veriyordu. Bundan dolayı CHP’liler ve bilhassa İsmet Paşa’nın damadı Metin Toker ve ekibi çıkardığı "Akis Dergisi"nde ve diğer yayın organlarında, Türkeş ve arkadaşlarına devamlı yıpratma politikası gütmüşlerdir. Bunlara solcuların ve Marksistlerin hücumlarını da ilâve etmek lâzımdır. Sonunda 13 Kasım’da Türkeş ve arkadaşlarını İsmet Paşa taraftarları tasfiye ettiler. Biz tabiî bu işe çok üzülmüştük. Merhum Türkeş’i 1967’de CKMP Genel Başkanı iken ziyaret edip o sırada yeni çıkmış olan "Ruhcu -Maddeci Görüşlerin Mücadelesi" adlı kitabı imzalayarak kendisine takdim etmiştim. Bir süre konuştuk ve izin isteyip ayrıldım. Ondan sonraki dönemlerde seyrek de olsa zaman zaman karşılaşırdık. Ama görüşmemiz olmadı. Bütün bu olaylar ve görüşmelerden bende kalan intiba Merhum Türkeş’in kuvvetli bir şahsiyete ve liderlik ruhuna sahip, çok kuvvetli bir teşkilâtı olduğu şeklinde idi. İstihbaratı çok kuvvetli olduğu için Türkiye’de bölgede ve dünyadaki hadiseleri gecikmeden haber almış ve dünya olaylarını da gayet iyi değerlendirmişti. Kendisinin güçlü bir hafızası ve müthiş bir bilgi birikimi vardı.
Bu sebeple bundan 30-35 sene evvelinde bile Sovyetlerin idaresindeki bütün Türk topluluklarında, Balkanlarda, Irak’ta ve diğer yerlerdeki esaret altındaki Türklerin ailelerinin dillerinden Türkeş hiç düşmüyordu. Bir efsane kahramanı gibi ismi kulaktan kulağa fısıldanıyordu. 1960’tan sonraki dönemlerden Türkeş bütün dış Türklerin kurtuluş ümidi olarak bugüne kadar gelmiştir. Bundan sonrada bilhassa Doğu Türkistan Türkleri ile benzeri bölgelerdeki Türkler’in en büyük ümit ve moral kaynağı olmaya devam edecektir. Onlar hürriyet ve istiklâl mücadelelerinde daima Türkeş’i yanlarında hissettiler ve bundan sonra da öyle olacaktır.
Rahmetli Türkeş’in bence memlekete hizmeti komünizme ve marksizme dayanarak yayılma istidadı gösteren ateizme ve maddeciliğe karşı Allah’a İslâm’a inanan ve inandığını yaşayan vatanperver nesiller yetiştirmesi böylece alim ve vatan düşmanlarının karşısına çıkmış olmasıdır.
Merhum Türkeş’in en büyük hizmetlerinden birisi de 9 asırdan beri müslüman Türk’ü çeşitli oyunlarla Anadolu’dan çıkarmak gayretlerinin son çeyrek yüzyılda değişik taktiklerle hız kazanmasına karşı verdiği şuurlu mücadelesidir.
Türkeş’in hiç hatası hiç yanlışı yok muydu. Elbette vardı. İnsan olarak onun da hataları olmuştur. Bu hatalardan dolayı bir takım dargınlıklar ve kızgınlıklar da meydana gelmiştir. Fakat Türkeş’in bir hususiyeti kendi hatasının çıkmaza girdiği yerde tıkanıklıkları açmak için hatalarından ders alabilmesidir. Bunun en son örneği ölümünden bir ay önce vermiştir.
Bir büyük davanın canlandırıcı ve müşehhas en büyük temsilcisi olarak Türkeş tarihe geçecektir. Başlattığı hareket dalga dalga her tarafa daha da yayılacak ismi de bir masal kahramanı gibi bilhassa eşsiz Türklerin gönüllerinde yaşayacaktır. Yukarıda, sadece karizma böyle bir hareketi bu seviyeye getirmeye ve milyonları peşinden sürüklemeye yeter mi? diye sormuştum. 16 yaşında başladığı bir fikir ve dava mücadelesini 60 sene bütün engelleri aşarak hiçbir müşkülâttan yılmadan devam ettirebilmesi için onun çelikten de kuvvetli bir iradeye, sarsılmaz bir imana ve azme, derin bir bilgi birikimine sahip olması gerekirdi. İşte onu büyük yapan da bu hadiselerdir. O davasında zikzak çizmemiş kendi menfaatini milletin menfaatinin önüne geçirmemiştir. Memleketin hayrına kim bir hayırlı iş yapmışsa bencillik göstermeden, ona arka çıkmıştır.
Allah Rahmet eylesin, Allah’ın rahmeti ve mağfireti üzerine olsun.