"BAŞBUĞ" VEYA "LİDER" OLMAK KOLAY DEĞİL!...

MEHMET BARLAS
6 NİSAN 1997 - SABAH GAZETESİ
 
Görüldüğü gibi, "siyasi lider" adı verilen şey, kolay yetişmiyor. Yetiştiği zaman da, yok edilemiyor. İşte şimdi rahmetli olan Türkeş, bunun bir kanıtıdır.
Düşünün ki, son dönem MHP’sinin, TBMM’de bir tane bile milletvekili yoktu. 1995’in Aralık seçimlerinde, kıl payı farkla olsa da, MHP barajı geçememişti.
Ama "Türkeşli MHP"nin, Meclis’te grubu olan partiler kadar ciddî bir siyasî ağırlığı yok muydu?
İşte "gerçek siyasî lider"ler, bu konuma, uzun yılların, yorucu uğraşların, sevgilerin, nefretlerin, neşelerin ve kederlerin sonunda gelebiliyor.
Bir politikacının karşısında, "karşı-kamp"lar ve "nefret cepheleri" oluştuğu zaman, anlayın ki, o siyasî, "lider" konumuna girmek üzeredir.
"Siyasi lider"in karşısındaki "nefret cephesi" yoğunlaştıkça, bilin ki, onun çevresindeki "taraftar kitlesi" de kemikleşmekte ve kilitlenmektedir.
Ama "gerçek siyasî lider" olmak kolay değil.
Birincisi, sadece fikir veya söylem sahibi olmak yetmiyor. Bu söylemi, iyi bir anlatımla, çevreye dinletmek de yetmiyor.
"Lider"in, mutlaka "takipçiler"i de olması şarttır.
Bu açıdan baktığınızda, "gerçek siyasî lider", öğrencileri ile inter-aktif ilişki kurabilmiş, iyi bir "öğretmen" de olmak zorundadır.
Gençlik Şart
Liderin yaşı ne olursa olsun, onun çevresinde, her an ve değişen zamanlarda da, "gençler" bulunmalıdır. Aksi halde, lider yaşlandıkça, "hareket" de yaşlanır ve lider öldüğü zaman, hareket de ölür.
Siyasî liderin vizyonu, yerel ölçülere bağımlı olduğu zaman, onun siyasî ömrü de kısalır. "Gerçek siyasî lider", evrensel olanı yakalayabilmiş ve sade yurtta değil, cihanda da, söylediği önemle dinlenilmiş kişidir. Bu genellemelere kısa bir ara verip, bunların, Türkeş’in siyasî yaşamındaki yerlerine bir göz atalım.
Türkeş’in bir söylemi de vardı, vizyonu da vardı.
Bir dönemde "yasa dışı" kabul edilen "milliyetçilikin" sözcüsüydü. "Irkçılık" veya "Turancılık" suçlamalarına da hedef olan bu söylemi yüzünden, 1940’larda tutuklanıp, yargılanmıştı da Türkeş, Nihal Atsızlar’la, Reha Oğuz Türkkanlar’la, bir gençlik macerasını, üsteğmen rütbesindeyken yaşamıştı. Bu maceranın bugüne aktarılan efsanesindeki simge, "tabutluk" değil midir?
Bir de bugüne bakın. 1940’larda Türkeş’i hapse ve hücreye götüren "Turancılık", 1997’de, devletin ve toplumun "benimsenmiş politika"sıdır. "Milliyetçilik" ise, "mikro"ları ile de, dünyada yükselen değerdir.
Dağılan Sovyetler toprakları üzerinde doğan Türk Cumhuriyetleri, "Türk dünyası"nın öğeleri değil midir?" "Türk Kurultayları"nda, cumhurbaşkanları, başbakanlar, Ergenekon’u simgeleyen demiri örse yatırıp, çekiç vurmakta değil midir?
Alparslan Türkeş, bu söylemini, kendinden sonraki kuşaklara üye gençliğe de anlatabildiği için, "ülkücü"ler, onunla birlikte yaşlanıp, ölmemişlerdir.
Bakın Bayındır Hastahanesi’nin çevresindeki, Türkeş’in sağlık haberini dinleyen kitlenin ortalama yaşına.
İşte Türkeş’in "gerçek siyasî lider" olduğunun en iyi göstergesiydi bu 20 yaş ortalamalı kitle.
Kim doğru yaptı ki?
Türkeş’in, yaşamının çeşitli dönemlerindeki siyasî tutumu doğru mu, yoksa yanlış mıydı?
Bu başka bir mesele.
Ama yine düşünün.
1960’ların ve 1970’lerin Türkiyesi’nde, hangi siyasî liderin tutumu, "topyekûn doğru"ydu?
Demirel mi, Ecevit mi, Erbakan mı çok doğru politikalar izlediler?
Türkiye’de, "Türkeşçi Sağ" eylem koydu da, "anti-Türkeşçi Sol", kuzu kuzu oturup, öldürülmeyi mi bekledi?
Galiba gerçek bir "geçiş dönemi"ydi. 1980’e dayanan on yıllar. Dünyada sonu gelen "soğuk savaş"ın, Türkiye gibi bir "uç devlet"e yansımalarını yaşadık. Türkeş’in erdemi, ilerleyen yaşına rağmen, geçmişe takılıp kalmamayı başarmasıdır.
Milliyetçiliği ve siyasî devletçiliği, bırakmadı. Ama, şiddet yerine hukukun, içe dönüklük yerine global rekabetin, kamplaşma yerine uzlaşmanın sözcüsü oldu. Nazım Hikmet’ten şiirini bile okumadı mı kendi kitlesi önünde.
Beğeniriz, beğenmeyiz siyasî söylemini. Bu başka mesele. Ama Türkeş, gerçekten bir "Başbuğ"du. Yani "lider"di işte!...