"BAŞBUĞ TANRIDAĞI’NDA"

16 NİSAN 1997 - ORTADOĞU GAZETESİ
MEHMET TAŞDELEN

Şiir, ötelerden günle doğan bir güneş gibidir. Onda her mânâ billurlaşarak ifadesini bulur. Öncesi ve sonrası, planı ve tertibi olmaz. Şiirin ilâhî bir yönü vardır. Duygular yoğunlaşır; ifadeler bir ilham ürünü olarak gönülden süzülür. Şâir, mânâyı ve ahengi mekânın ve zamanın mahpusluğundan kurtarıp ebedîleştiren insandır. O’nun gönül antenleri ötelere doğru açıktır. Gönlünden dökülenler yüzyıllar boyu yaşar. Hep taze, hep diri kalır. Yüzyıllar önce yazılmış şiirleri okurken âdeta onları yaşarız. İfadeler bizi terennüm etmiştir. Onlarda kendimizi buluruz.
Başbuğ’un ardından onlarca yazı yazıldı. Tamamı O’nu anlatamaya matuftu. Yazılmış o güzel yazıları okuyup da mağrur olmamak, "Başbuğ" diyen biri için mümkün olur muydu? O günler mağrur bir üzüntüyü yaşadık.
Ancak, "Başbuğ’un Ölümü"nü vefatından önce yazan biri daha vardı. O bir şairdi. Ve O’nun gönlü ötelere doğru açıktı. Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun "Başbuğ Tanrıdağı’nda" şiirini dikkatinize sunarım.

"Burada başsağlığı, orada gözler aydın;
İki ayrı dünyada iki ayrı tören var.
Allah katından gelen bir yüce buyruk üzre
Aramızdan ansızın çadırını deren var.
Orada ecdat ruhu şadımanlık içinde
Burada kamu içre gönüllerde boran var.
Eksilmiş bir yanımız; çarpılmış gibiyiz de
Allah korusun, sanki Bozkurtluğa kıran var
Yukarda gök mü bastı, altta yer mi çöktü?
Kimsede ağız dil yok; gözleriyle soran var.
Buradan uğurlarken O’nu binlerce Bozkurt
Orada karşılayan binlerce Alp-Eren var.
O gün Tanrı Dağında, tan ağardığı çağda.
Dediler; Oğuz Han’ın otağına giren var.
Ve Tanrı-Kut Mete’nin huzurunda Başbuğ’u
Kürşad’la, Kül Tiğin’le diz vururken gören var.
Töredir, konan göçer, doğan gün batar elbet
Tanrı zeval vermesin; Devlet, din ve Kur’ân var.
Dayanılmaz olsa da Başbuğ’suzluğun acısı
Ulu Allah’a şükür, yine soy var, Turan var."

Başbuğum’a ve O’nun Hakk’a yürümesini ebedileştiren Niyazi Yıldırım Gençosmanoğluna Cenâb-ı Allah’tan Rahmet dilerim.