TÜRKEŞ VE ERCİŞLİLER

PROF. DR. ABDÜLKADİR DONUK
 
Acı haberi Cumartesi sabahı bir toplantı vesilesi ile gittiğimiz Van’da öğrendik. Dediler : Hoca başın sağ olsun. Şaşkınlığımız devam ederken, devam ettiler : "Türk Dünyası’nın başı sağ olsun." İşte o an gerçek ile karşı karşıya geldiğimi anladım ve içimden "Türk Dünyası’nın bir tane lideri var, o da, liderimiz Alparslan Türkeş" diye, kafamda şimşekler çakmaya başlamış iken, baş sağlığı dileyen kardeşimizin gözlerini kaçırarak, kafasını eğmesi her şeyi anlatmaya yetmiş idi.
Yüreğimiz dağlandı, yutkunmamız arttı, âni haber karşısında sanki gözyaşlarımız kurudu. Konuşacak mecalimiz kalmadı. Sessizliği bozmaya kimse cesaret edemiyordu. Kardeşi Kül Tegin’i kaybeden Gök Türk Hakanı Bilge’nin kitâbelerde ifade ettiği "Görür gözüm görmez gibi, bilir bilgim bilmez gibi oldu." Herkesin yaşadığı bu duyguyu anlatmak mümkün değil. Ancak hissetmek lâzım. Hissetmek için de rahmete kavuşanı "baba" gibi sevmek icap etmektedir.
Boşuna söylenmemiş "Ateş düştüğü yeri yakar" diye. Beklenmeyen ateş ocağımızın tam ortasına düştü. Her tarafımızı kasıp kavuran bu ateş bizleri üzse de, Başbuğumuz’un yıllar öncesi kıvılcımını çaktığı ve daha sonra patlayan volkandan akan lavlar gibi gücümüze güç katan, parıldayan nurlu ışıklar haline dönüştü. Bu ışıklar da kendini Türk hisseden herkesin ağzından düşmeyen parola oldu : "Türklük şuuru, İslam ahlak ve fazileti."
Biz Türkler’e unuttuğumuz "Türklük şuurunu" dimağlarımıza işleyerek paslanmış zihinlerimizi ve kalplerimizi sevgiye dönüştürmesi yani bizlere "şahsiyet" kazandırması, unutulmaya yüz tutmuş olan kimliğimizi hatırlamamıza vesile olmuştur.. Bunun yanında Türk insanının düşüncesine ve ideallerine en yakışan sistemin İslâm ahlâk ve faziletinde olduğunu binlerce defa haykıran Başbuğumuz’un kuvvetli bir iman erbabı olduğu herkes tarafından bilinmekte idi. İslâmiyet’i "insanlığa huzur yolunu açan sönmeyen bir güneş" olarak değerlendiren merhum liderimiz, Allah sevgisi ve Allah korkusunu şahsında idrak ettiği gibi, insanlığın kurtuluşunun da bu noktada olduğuna can-ı gönülden inanmıştı. Millet sevgisini , vatan aşkını, bayrak sevdasını gönüllerimize işleyen merhum Türkeş, bir ay önce Ankara’da tertip edilen Parti İçi Eğitim Faaliyeti seminerinde : "Önce Türkiye’yi korumak ve kollamak mecburiyetindeyiz. Bu husus unutulmamalıdır. Allah göstermesin Türkiye yok edilirse, Türk dünyasından ve İslâm dünyasından söz edemeyiz. Bunun içindir ki, önce Türkiye’yi kalkındıracağız, ülkemizi süper bir güç haline getireceğiz" diyerek, dikkatleri şu iki nokta üzerinde toplamıştı :
1- Ecdadımızın bize devrettiği varlığı, emaneti korumak. Yani insanımızı ve toprağımızı muhafaza etmek mecburiyetindeyiz.
2- Türkiye Cumhuriyeti’ni süper bir güç haline getirmeliyiz.
Bu aynı zamanda A. Türkeş’in milliyetçilik anlayışının iki temel unsurunu teşkil ediyordu.
Nisan 1997 Cumartesi günü kalabalık bir heyet ile daha önce programlanan Van Gölü çevresinde bulunan tarihî şehir ve kasabalarımızı ziyaret ederken Erciş’te parti binasında toplanan Ülkücü kardeşlerimizi ziyaret ettik. İsimlerini dahi öğrenme fırsatını bulamadığım bu kardeşlerimizin sergilediği manzara, Anadolu insanının vefa duygusunu gözler önüne sermektedir. İlçe başkanının etrafında toplanan gönül dostları tâziyetleri kabul etmekte ve bir taraftan da Kur’ân’dan sûreler okuyarak, ruhuna dua etmekte idiler. Ülkemizin en uç köşelerinden birinde yapılan bu saygı töreni bizleri son derecede duygulandırdı. Mert ve de cefakâr Ercişli kardeşlerime, Başbuğları’na karşı gösterdikleri sadakat için şükranlarımızı sunarız.
Vatanı ve milleti için "Gece uyumadan, gündüz oturmadan" mücadele eden, Türk Dünyası’nı tek bir çatı altında görmeyi Mevlâsı’ndan dileyen merhum A. Türkeş’e Allah’tan rahmet diliyorum. Milletini bu kadar çok seven bir insanı, şüphesiz Allah da sevecektir.