TÜRKEŞ’LE BİR ‘HAC FARİZASI’

KENAN AKIN
8 NİSAN 1997 - TÜRKİYE GAZETESİ
 
Yarın Zilhicce’nin birinci günü... Yani, "Hac farizası"nın eda edildiği ayın ilk günü... Dünyanın dört bucağından "Kutsal Topraklar"a giden yüzbinlerce mümin, dinimizin beş temel şartından birini yerine getirmek ve "Hacı" olabilmek için çaba harcıyor... "Kutsal Topraklar"ı heyecan ve coşku şimdiden sarmış...
İşte böylesine ulvî bir görevi, merhum Alparslan Türkeş ile birlikte yerine getirme şerefine sahibiz...
Yirmi yıl kadar önce, Alparslan Türkeş ile "Kutsal Topraklar"da bir araya geldik.
Birlikte dua ettik, birlikte namaz kıldık, birlikte tavaf ettik.
Önce bir asker, sonraları da politikacı, lider, devlet adamı ve nihayet "Başbuğ" olan Türkeş’in "Kutsal Topraklar"ı ziyareti medyada pek işlenmedi... Sadece bu satırların yazarı tarafından, bildirilen "Alparslan Türkeş’in hacı olduğu" haberi dışında basında yer almayan ve özellikle işlenmesi istenmeyen durumu şimdi, hem de hiçbir yerde yayınlanmamış fotoğraflarla sunuyoruz.
Herşeyden önce, merhum Alparslan Türkeş, bir "din istismarı" yapılabileceği düşüncesiyle fotoğraflarının yayınlanmasını pek istemiyordu. Bu yüzden de, fotoğraflar tam 20 yıl tarafımızdan, büyük bir özenle muhafaza altına alınarak, "Başbuğ"un isteği yerine getirildi.
Şimdi ise, Alparslan Türkeş’in "Kutsal Topraklar" ziyaretinin ayrıntılarını yazmak, merhumun ne denli "inançlı" olduğunu "teyid" bakımından önemlidir sanırız.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı görevinde iken, yanında Özel Kalem Müdürü, Diyanet İşleri’nden bir hoca ve Yaşar Okuyan olduğu halde Suudi Arabistan’a gelen Türkeş mübarek "Hac Farizası"nı eksiksiz bir şekilde tamamladı.
Zamanın Suudi Arabistan Kralı tarafından da "resmen" kabul edilen Alparslan Türkeş’in ne kadar "mütevazı" olduğuna dair bir olayı nakletmeden geçemeyeceğiz.
Suudi Arabistan Kralı tarafından kabulünü dahi "propaganda" unsuru yapmaktan çekinen Türkeş, ziyaretin TRT tarafından tespit edilmemesine âdeta göz yumdu. Oysa, Haccı takip etmek üzere TRT tarafından, Suudi Arabistan’a gönderilen kameralı bir ekip mevcuttu. Kabulü "görev dışı" değerlendirerek atlayan TRT ekibine Türkeş’in serzenişte bile bulunmamasını hatırlarken, her gün televizyonda boy göstermek için can atan politikacılar da gözümüzün önünden geçiyor.
Türkeş, "Hac Farizası"nın bütününü büyük bir zevk, heyecan ve coşku içinde yerine getirdikten sonra, mertebelerin en büyüğü "Hacı" olduğunda göz yaşlarına hâkim olamamıştı.
İntibalarını sorduğumuzda; "Büyük bir görevi yerine getirebilmenin bahtiyarlığı içindeyiz. Hacılığımız inşallah Allah tarafından kabul edilir. Hâli vakti ve sağlığı yerinde olan bütün Müslümanlara haccın nasip olmasını niyaz ederim. Bu yüzden de, esaret altında bulunan bütün Türklerin hürriyeti için dua ettim" derken bile sesi titremişti.
O sırada, Suudi Arabistan Kralı’nın müşavirliğini yapan Kasım Gülek bir trafik kazasında ağır şekilde yaralanmış ve Cidde’de bir hastahanede tedavi altına alınmıştı. Türkeş, haberi alır almaz, Gülek’i hastanede ziyaret ederek, sağlık dileğinde bulunmuştu.
Suudi Arabistan’da yerleşen Türkistanlı’larla da çeşitli görüşmeler yapan Türkeş’in Hac ziyareti başladığı gibi "sessiz" bitmişti.
Artık "Başbuğ" ne yazık ki aramızda yok...
Rahmeti rahmana kavuştu... Bugün de "fatihalar" ve göz yaşları arasında ebedî istirahâtgahına tevdi edilecek...
Evet, Türkeş iyi bir askerdi... Hatta 27 Mayıs 1960 ihtilâlinin "Kudretli Albayı" sıfatını almıştı. Sonra çetin bir politikacı oldu...
Yüzbinleri arkasında sürükleyen, heyecanlandıran liderliği, ona "Başbuğ" ünvanını kazandırdı.
Ciddiyeti, kararlılığı, otoritesinin yanısıra samimiyeti, dilden dile dolaşarak bütün dünyayı özellikle Türk âlemini sardı...
Fırtınalı hayatında, geceyi gündüze katarak daima başarılara doğru koştu...
Koştu koştu hiç yorulmadı.
Tâ ki 80 yaşlarında, kalbi bu koşuşmaya, bu strese dayanmayıncaya kadar...
Gerçekten de Türk alemi, büyük bir evlâdını yitirdi... Türkeş’i kaybetmenin hüznü içindeyiz.
37 yıllık gazetecilik hayatımız boyunca, Türkeş’le çeşitli vesilelerle karşılaştık. Faaliyetlerini yakından izledik. Demeçler aldık, röportajlar yaptık, konferanslar dinledik, belki de en önemlisi beraber bir "Hac Farizası"nı eda ettik. Türkeş’in anılarıyla dopdoluyuz.
Belki de Türkeş’i çok yakından tanımanın bahtiyarlığından, hüznümüz daha da büyüyor.
Başbuğ Türkeş’e Yüce Allah’tan rahmet dileriz. Mekânı cennet olsun...