TÜRKEŞ’İN ARDINDAN

SAMİ KOHEN
9 NİSAN 1997 - MİLLİYET GAZETESİ
 
Dün görkemli bir cenaze töreni ile toprağa verilen MHP lideri Alparslan Türkeş, Türk siyasî tarihine farklı dönemlerde değişik düşünce ve tutumları ile damgasını vuran, karizmatik ve etkin bir politikacı olarak geçecektir.
1940’ların ve 1950’lerin Turancısı ve radikali, 1960’ların darbecisi ve devrimcisi Başbuğ, 1970’lerden sonra ve özellikle son yıllarda Türk siyasal yaşamında, "akil adam" (wise man) mertebesine ulaştı. Kavgaların ve kargaşanın hâkim olduğu bir ortamda Türkeş sağduyunun, hoşgörünün, uzlaşmanın güçlü bir sesi oldu. Her türlü aşırılığa ve özellikle şiddete karşı çıktı. Siyaset yelpazesinde partisini merkez -sağ çizgiye oturttu. Bu arada Atatürkçülüğü ve özellikle laikliği büyük bir inançla savunmaya devam etti.
Alparslan Türkeş’in vefatı, kuşkusuz partisi için olduğu kadar Türkiye için de büyük bir kayıptır. Bu kritik dönemde onun temsil ettiği uzlaşma ve sağduyuyu ve aynı zamanda modern Cumhuriyet’in temel ilkelerini savunan bu çaptaki bir siyaset adamının yok olması, gerçekten önemli bir boşluk yaratıyor.
Dileğimiz bu boşluğun da çeşitli eğilimli politikacılar arasında yeni tartışma ve sürtüşme kaynağı olmaması, aksine onun son zamanlarda ısrarla savunduğu görüşlerin ve politikaların bir miras sayılması ve de özellikle yandaşlarının onun izinde yürümeye devam etmesidir...
Türkeş son yıllarda değişen dünya koşullarına paralel, çağdaş yeni stratejiler oluşturmuştu. Her türlü bağnazlığa ve ırkçılığa karşı çıkıyordu. Uluslararası platformda eski düşmanlıkların, kin ve nefretin terkedilerek yeni dostluk sayfalarının açılmasını öneriyordu. Ekonomide özelleştirmeyi ve serbest piyasa kurallarını savunuyordu...
Batı’da bazıları, Başbuğ’u hâlâ bir "Führer" olarak anımsıyor. ("Le Monde"un önceki günkü yazısı buna örnektir) Yukarda belirttiğimiz gibi, Türkeş’in görüşlerinde ve davranışlarında büyük bir evrim gerçekleşmiştir. Fransa’da Le Pen -ve diğer Avrupa ülkelerinde benzerleri - ırkçı düşünceleri dile getirirken, Türkeş’in tam aksine çeşitli ırk, din ve kültürlere sahip insanların aynı ulusal ülküler etrafında birleşmesinin mümkün olduğunu söylüyor, ayırımcılığa karşı entegrasyonu savunuyordu.
Başbuğ’un sadece ırk veya din farkı nedeni ile değil, ideolojik farklılıklar yüzünden de karşılıklı vuruşmalara karşı çıktığı unutulmamalıdır. Türk solunun önde gelenlerinin -ve hatta bizzat merkez çizgiye gelen eski Marksist devrimcilerin -dahi, bugün Alparslan Türkeş’in ölümünün ardından, övücü beyanlarda bulunmaları veya onun bu niteliğini vurgulayan makaleler yazmaları, çok anlamlıdır...
Dış dünya da bu örneği gözden kaçırmamalıdır.
Türkeş ile Aralık 1995’te, seçim kampanyası sırasında hazırladığım "Partiler dış politikaya nasıl bakıyorlar" başlıklı yazı dizisi için bir söyleşi yapmıştım.
Görüştüğümüz konuların çoğu bugün de aynı tazeliği koruduğu için, o zaman MHP liderinin söylediklerini burada anımsatmakta yarar vardır.
Türkeş, 21’inci yüzyılın bir "Türk asrı" olması için çalışmak gerektiğini, bunun da akılcı politikalar izlemekle mümkün olduğunu söylüyordu. "Bu amaçla Türkiye’nin ABD, AB ve Rusya ile dengeli ilişkiler kurması gerekir" diyen Türkeş, şu görüşleri ortaya koyuyordu:
· ABD ile ilişkiler, dış politikamızın hedefi olmalıdır. ABD’nin dostluğu ve desteği, büyük önem taşıyor.
· Gümrük Birliği’nin gerçekleşmesi zorunludur. Bu süreç içinde bazı pürüzler çıkabilir. Ama bunlar bu süreç içinde halledilebilir.
· Türkiye’nin İsrail ile ilişkide bulunması, çıkarları gereğidir. İsrail Ortadoğu’da, Türkiye’nin doğal müttefiki konumundadır.
· Türkiye Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmelidir. Bu Kafkasya’nın istikrarı ve Azerbaycan’ın Ermeni işgalinden kurtulması açısından önemlidir.
· Rusya ile gerçekçi bir politika izlemeli. Orta Asya’da ve Kafkasya’da Ruslarla birlikte çalışmak mümkün...
Türkeş’e bu görüşlerle, parti tabanını oluşturanların ve yandaşlarının bir kısmının tavrı arasında farklılık -veya çelişki- olup olmadığını sorduğumda şu yanıtı vermişti : "Bu çelişki, bazı kışkırtmaların sonucu olabilir... Ama biz onları hep uyarıyoruz, onlara esas tutumumuzu anlatmaya çalışıyoruz"...
Ne yazık ki bunları anlatacak bir Alparslan Türkeş yok artık.
Şimdi kendi yandaşları gibi, tüm politikacılar, O’nun anlatmaya çalıştıklarının ışığında, yollarını belirlemek zorundadır.