TÜRKEŞ’E SAYGI

TAHA AKYOL
 
Türkeş’in partisinde 1965 yılında İstanbul gençlik kolu başkanlığı yapmıştım. Bizim kuşakta sağcı gençlerin çoğu, Menderes’çi ve AP’li olarak geldiği üniversitelerde "Türkeşçi" olmuştu.
Yükselen marksizm karşısında Demirel’in "yol, baraj, fabrika" siyaseti bize pek yavan geliyordu. "Türkeş karizması" müthiş bir cazibeye sahipti, üstelik "doktriner milliyetçilik" sözü, bizde marksizme karşı fikren daha teçhizatlı olduğumuz şeklinde bir duygu uyandırıyordu.
Ülkücü hareket ve MHP, bütün tarihi boyunca bu iki sabit özelliğe sahip olmuştur : Türkeş karizması ve yoğun bir "milliyetçilik duygusu..."
Bu ikisi dışında, MHP çizgisinde siyasî fikirler son derece esnektir : "Türkçülük"ten, "Milliyetçi - toplumculuk" ve "meslekî temsil" den, "merkez sağ" a uzanan bir çizgi...
MHP’yi katı bir "doktrin partisi" sanmak, hataydı.
Şevket Süreyya Aydemir, İnönü’yü anlattığı "İkinci Adam" adlı eserinde diyor ki :
"Türkeş gelişigüzel ve sıradan bir adam değildir. Kendinden evvelki nesilde pek çoklarını gördüğümüz, ihtiraslı ve mücadeleci kurmay tipini verir..."
"Kendinden evvelki nesil", Millî mücadele kuşağıdır!
İşte "mücadeleci" Türkeş : 1944’te genç bir subay olarak "Türkçülük Davası"nda tutuklu... 27 Mayıs’ta "İhtilâlin Kudretli Albayı", 13 Kasım 1960’ta "sürgün", Talat Aydemir olayında "idamla yargılanan tutuklu..." ve sonra mücadeleye devam!
80 yaşındaki bu insanın vefatından önceki 48 saati bile, onun inanılmaz enerjisine bir örnektir.
Karizmanın diğer bir unsuru ise, Arthur Koestler’in "okyanus duygusu" dediği duyguyu insanlarda uyandırabilmesiydi : Büyük bir davaya aidiyet duygusu...
Gerçekten, Türkeş, bütün karizmatik liderler gibi, söylediklerinden ve yazdıklarından fazlasını esinlendirmiş ve çağrıştırmıştır.
Hayranlarında da, hasımlarında da...
Çeşili algılamalarda farklı esinler ve çağrışımlar oluşturan "Başbuğ"un, beşerî münasebetlerinde son derece kibar ve sıcak bir insan olduğunu da belirtmeliyim.
Türkeş, son akşamındaki düğünde, Köksal Toptan’la aynı masada :
Köksal Bey, iyi yaptınız, DYP’ye döndünüz. Yeni bölünmelere gerek yoktu. Merkez sağın bölünmüşlüğü Türkiye’yi krize götürüyor!
Türkeş, sağdaki kan davasını sona erdirmek için "Tansu Hanım ve Mesut Bey’le görüşmeler yapacağını" söylüyor. Merkez sağın "MHP dahil, en az yüzde 50" olduğunu vurguluyor.
Son Genel İdare Kurulu kararında da "MHP, merkez sağda bir partidir" deniliyordu.
Sağ ile solun arasına kan duvarlarının örüldüğü 12 Eylül öncesinde, Türkeş CHP ile koalisyon kurarak "tabanda yumuşama için, tavanda yumuşamayı gerçekleştirmek" istemiş, ama CHP buna yanaşmamıştı. Keşke denenseydi.
Türkeş özellikle 12 Eylül’den sonraki dönemde, tecrübelerine yakışan bir siyasî olgunlukla ve "Devlet adamı" tavrıyla daima ortamı yumuşatmaya çalışmış, solla sıcak diyaloglar kurmaktan çekinmemiş, sağın birleşmesi için "bir siyaset bilgesi" üslûbuyla büyük çaba sarfederek büyük bir saygı kazanmıştır.
"Türkeş karizması"yla oluşan bu önemli "hareket", tabiî ki "Türkeş sonrası"nda zorluklar yaşayacaktır. "Dışardan" isim getirilip başa geçirileceğine ihtimal vermiyorum.
Her halde, aklın gereği, Türkeş’in de vasiyeti olan "merkez sağ" doğrultusunun sürdürülmesi olacaktır.
Türkeş’i saygıyla anıyor, Allah’tan rahmet diliyorum.