ÇAĞINI AŞAN LİDER BAŞBUĞ TÜRKEŞ

PROF. DR. EMİN ÇARIKÇI
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ İ.İ.B.F. MALİYE BÖLÜMÜ

19. Asrın başlarında Kafkasya ve Türkistan’daki Türk topraklarının çoğu Çarlık Rusya’sı tarafından işgal edilmiş, 1828 yılında Azerbaycan, 1854’ten itibaren de Türkistan Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını kaybettikleri için Türkiye ile Türk Dünyası arasında yaklaşık iki asırlık bir hasret başlamıştı.
Nihayet, 1990 yılında Sovyetler birliğinin dağılması sonucu, 1991’in ikinci yarısında bugünkü Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını ilân ettiler. Yüreği Türklük ve Türk Dünyası ateşi ile yanan Merhum Alparslan Türkeş Sovyetlerin ya 1965’te ya da 1990 yılında dağılacağını, Türkistan’daki Türklerin esaretten kurtulacağını, Türkçülükten tutuklandığı mahkemeye sunduğu müdafaa zabıtlarında 1944 yılında beyan etmiştir. Yüce Allah’ın ne kadar sevgili kuludur ki, O’nun bu rüyası hayattayken gerçekleşti. Bir fâni için bundan daha büyük bir mükafat olabilir mi?
Sn. Türkeş, ideallerini gerçekleştirmek ve iki asırlık hasretin sona ermesinin vermiş olduğu fırsatları değerlendirmek, Türk Dünyası’nın sosyo-ekonomik ve kültürel dertlerinin azaltılmasına katkıda bulunmak ve uzun vadede Türk Dünyası’nın ekonomik ve kültürel bütünleşmesine hizmet edecek bir platform oluşturmak için bizzat Başkanlığını üstlendiği Türk Devlet ve Toplulukları, Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı’nı (TÜDEV) kurdu. Bu vakıf her yıl Türk Dünyası Kurultaylarını düzenlemeye başladı. Bu kurultaylarda, komisyonlar kurularak Türk Âlemi’nin iktisat, ticaret ve maliye, eğitim, kültür, teknoloji, hukuk ve uluslararası ilişkiler gibi konularla ilgili meseleleri enine boyuna tartışılır.
Bu kurultayların ilki 21-23 Mart 1993’te Antalya’da Türkiye’den 600, Türk Devlet ve Topluluklarından da 600 olmak üzere yaklaşık 1200 delegenin katıldığı bir bilimsel kongre olarak çalışmalarına başlamadan önce protokol konuşmaları yapıldı.
İlk Kurultay’a zamanın Cumhurbaşkanı Merhum Turgut Özal, Başbakanı Sn. Süleyman DEMİREL, Başbakan Yardımcısı Sn. Erdal İNÖNÜ, K.K.T.C. Cumhurbaşkanı Sn. Rauf DENKTAŞ, Türk Cumhuriyetlerinden de Başbakanlar, Bakanlar ve üst düzey bürokratlar iştirak ettiler. Gerek Kurultay Salonlarına girişlerinde ve gerekse protokol konuşmasında en büyük tezahuratı Sn. Türkeş almıştı.
Protokol konuşmalarından sonra, söz alma sırası Türk topluluklarına ve Türk âleminin gerçek temsilcilerine geldiğinde, Azerbaycan temsilcisinin "BAKÜ BOZKURTLARI’NDAN BAŞBUĞU’MA SELÂM GETİRMİŞEM" diye başlayan sözleri delegelerin yarısından çoğunu ayağa kaldırarak "BAŞBUĞ TÜRKEŞ" sesleriyle Kurultay Salonu’nun dakikalarca inlemesine sebep oldu.
Böylece "Sn. Türkeş’in Türk Dünyası’nın Başbuğu", olduğu ilk Türk Dünyası Kurultayında büyük bir coşku ile tescil edilmiş oldu.
Merhum Türkeş, Kurultay gecelerinde Türk Dünyası’ndan gelen sanatçıların sergilediği halk oyunlarını dikkatle seyreder, Türk Âlemi’nin çeşitli yörelerine ait türkü ve şarkıları da büyük bir zevk içinde dinler, hele sıra "Çırpınırda Karadeniz" türküsüne geldiğinde bu türküye, Bozkurt işareti ile, bizzat katılarak salonu cuşturur, o anda belki de hayatı’nın en mesut anlarını yaşardı.
Türk Dünyası’nın Başbuğu maalesef 5. Kurultay’dan tam bir hafta önce Hakkın Rahmetine kavuştuğu için bu Kurultaya iştiraki nasip olamadı. Allah gani gani rahmet eylesin.
Başbuğ Türkeş, Büyük Atatürk ile birlikte 20. asırda Türkiye’de Türk gençliğine ve kitlelere yol göstermiş ve öncülük etmiş iki büyük milliyetçi liderden biridir. Bu liderlerin mefkûreleri önümüzdeki asırlarda da devam edecektir.
Atatürk de büyük bir Türk milliyetçisidir. Çünkü, Cumhuriyet Hükümetimizin bastırmış olduğu ilk 5 liralık kâğıt paraların üzerine Kocatepe’deki resmi ile birlikte Bozkurt resmini yan yana koyması, ilk etapta Türk Tarih Kurumu’nu, Türk Dil Kurumu’nu kurması ve kurmuş olduğu tek Partinin 6 okundan birisini Milliyetçiliğe ayırması Atamız’ın büyük bir milliyetçi olduğunun ispatıdır.
Ancak, Atatürk’ün ölümünden sonraki Millî Şef İsmet İnönü döneminde Milliyetçiler büyük bir zulme uğramışlardır. Bu haksız zulümler Milliyetçilik Bayrağı’nın tekrar şahlanmasına sebep oldu. Milliyetçilik Bayrağını fikrî zeminden siyasî platforma taşıyan ise Sn. Başbuğ Türkeş’tir.
Bunu başarabilmek için Sn. Türkeş, yönetim, planlama, teşkilâtlanma, haberleşme, koordinasyon ve denetleme gibi birçok konuda çalışmalar yapmış, eserler meydana getirmiş ve yeni bir siyasî sistemi Türk siyasî hayatının içine "Milliyetçi Hareketi" partileşme ve ideoloji olarak yerleştirmiştir.
İşte Başbuğ Türkeş, Türkiye’de 20. yüzyılın son 50 yılında Milliyetçilik ideolojisini geliştirmiş, geliştirdiği 9 Işık Doktrini ile de Türk Milletine yeni bir iktisadî kalkınma reçetesinin yolunu göstermiştir. Bunlar; 1) Milliyetçilik, 2) Ülkücülük, 3) Ahlâkçılık, 4) İlimcilik, 5) Toplumculuk, 6) Köylücük, 7) Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik, 8) Gelişmecilik, 9) Endüstri ve Teknikçilik ilkeleridir.
Bu ilkeler çerçevesinde Türk-İslâm Ülküsü ortaya çıkar. Her Ülkücünün sahip olması gereken prensip ve inançlar ise; Devlet sevgisi ve vatanseverlik, Milletin bölünmez bütünlüğü, Demokrasiye bağlılık, Kanunlara ve nizama saygı, Halkçılık, Irkçılığa karşı olmak, Millî Kültüre bağlılık, Tarih sevgisi ve şuuru, Dil şuuru, Dine saygı ve bağlılık, Gelenek ve töreye bağlılık, Milli kökümüze bağlılık, Emperyalizme karşı olmak, Sosyal adaletçi olmak, Sosyal barış ve sevgi, Çağdaşlık, İlimcilik ve Medeniyetçiliktir.
Başbuğ Türkeş, bu ilkelerin Ülkücülerde bir prensip haline gelmesi ve onların Türk-İslâm Ülküsüne sadakatle bağlanmaları için birçok kitap yazmış, Türkiye çapında her yıl eğitim programları düzenlemiş, çeşitli demeçlerinde ve yayınlarında çok veciz ifadeler kullanmıştır. Bu veciz ifadelerin bir kaçını yazımızın sonuna bırakarak iktisadî konulardaki düşüncelerini biraz daha açmayı uygun buluyorum.
9 Işık değişmez bir doktrindir, bir hedefler manzumesidir (bütünüdür). Ancak, bu hedeflere ulaşabilmek için 9 ışığın maddelerinin kapsamı ise zamanın değişen iç ve dış ekonomik, sosyal, siyasî ve teknolojik gelişmelerine göre yeniden şekillendirilmesi gerektiğini ifade etmiş olan Sn. Türkeş Parti içi eğitim faaliyetlerindeki seminerlere bilgi teşkil etmek üzere, çeşitli kuruluşlardan, birçok bilim adamından görüş ve raporlar talep etmiş olup, almış olduğu bu raporları Karizmatik bir lider yapısı içerisinde bir hamur gibi yoğurarak her zaman kendi üslûbu ve yorumu ile kamuoyunu bilgilendirmeye ve yol göstermeye çalışmıştır.
Yüce dinimize göre istişare (danışmak, görüş almak, müzakere etmek) sünnet olduğu için tarihimizde Türk Devlet geleneği haline gelmişti. Sn. Türkeş’in en büyük hasletlerinden biri de İSTİŞARE MÜESSESESİ’ni çok iyi kullanabilmesi idi.
Şahsen sadece Gümrük Birliği öncesi ve sonrası bu konudaki üç araştırmam kendisine arz ve takdim edilmiştir. En son ulaştırdığım makalem ise "Devlet Bütçesi ve Kaynak Paketleri" ile ilgilidir. Bu araştırmam Şubat 1997 ortasında, Başbuğu’muzun siyasî müşaviri olan, Eski Devlet Bakanımız Sn. Şerif Ercan tarafından kendisine ulaştırılmıştır.
Sn. Başbuğun istişare için ilim adamlarına ve uzman kişilere verdiği değer konusundaki diğer bir hatıram da Eylül 1996’da yayınlanmış olan MHP Program Taslağı’nın yeniden gözden geçirilmesi için 30 Kasım - 1 Aralık 1996 günlerinde Uludağ’da Alkoç Otelinde yapılan toplantıdır. Bu toplantıya Türkiye’nin dört bir yanındaki Üniversitelerden 80 dolayında öğretim üyesi ve 40 dolayında da, partinin üst düzey yöneticisi davet edilmişti.
Sn. Türkeş, Parti Programı Taslağı’nın çalışma grupları tarafından incelenmesinden önce yarım saat kadar çok nefis bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında değişen iç ve dış sosyo ekonomik ve siyasî gelişmeleri özetleyerek biz hocalara âdeta bir rota çizdi. Bu konuşmada ayrıca diğer partilerdeki bütün milliyetçileri MHP çatısı altında toplanmaya davet etti.
Sonra bizler "Ekonomik Politikalar", "Sosyal Politikalar, "Bilim ve Teknoloji", "Millî Güvenlik ve Dış Politika" olmak üzere dört gruba ayrılarak Program Taslağı’nın ilgili bölümlerini, satır satır tartışarak yeniden kaleme almağa çalıştık. Bu tartışmaların ışığı altında Taslağın ilgili kısmı Komisyon Başkanları tarafından yeniden kaleme alınarak Parti Genel Merkezine ulaştırıldı.
MHP’nin televizyona çıkan Genel Başkan Adaylarına hâlâ siz Devletçi misiniz, Karma Ekonomi taraftarı mısınız? gibi can sıkıcı sorular soruluyor. TV’lerde bu soruları soran sunucuların hiç olmaz ise MHP programına bir göz atması gerekmez mi?
1980 öncesi MHP tabiî devletçi idi. İthal ikâmesi taraftarı idi. Çünkü, 30 yılı aşkın bir süre önce, hatta 1970’lerde Türkiye sanayiini dış rekabetten korumak zorunda idi. Uluslararası iktisat’taki "Bebek Endüstri Tezi" yeni kurulan sanayilerin belli bir süre korunmasını gerektirir. ABD ve Almanya da bütün 19. asır boyunca İngiltere’ye karşı kendi sanayilerini korumamışlar mıydı? 1960’lı yılların nerede ise ikinci yarısında başladığımız birçok sanayi kolunu belli bir süre elbet koruyacaktık. 1990’lı yılların başına gelindiğinde Türk sanayii belli bir rekabet gücüne ulaştığı için koruma duvarları (Gümrük Vergileri) kademeli olarak indirilmiş, nihayet Türkiye 1996 başından beri Avrupa Birliği (AB) ile Gümrük Birliğine (GB’ye) girmiştir.
Ankara’da, 1994 yılında yapılan son MHP Kongresinde Sn. Türkeş yerli ve yabancı yüzlerce davetlinin yer aldığı salonda, iktisadî konularda, özetle şu beyanatları vermiştir;
- "İnsana önem veren ve hürriyetler veren, kalkınmanın bu yolla sağlanabileceğini bilen, eğitime, sağlığa, huzura önem veren, kısacası yardımcı ve şefkatli devlet,
- Sosyal ve ekonomik mânâda son derece şeffaf ve liberal bir devlet,
- Otomasyon devleti,
- İçten ziyade dışa dönük ekonomi ağırlıklı politikalar uygulayan bir devlet ve yönlendirici bir devlet,
- Bu özelliklerle birlikte lider bir ülke yolunu açacak lider bir devlet çatısı MHP’nin öncelikle gerçekleştirmeyi hedeflediği bir husustur."
Görüldüğü gibi, Sn. Başbuğ lider bir ülke olabilmemiz için, şeffaf ve liberal bir devlet yapısı oluşturacağını, dışa dönük iktisat politikaları uygulayacağını, ancak bu politikaları uygularken devletin yönlendirici olması gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymuştur.
MHP’nin son Program Taslağı çalışmasında "Ekonomik Politikalar" komisyonu başkanı olarak belirtmek isterim ki, Komisyon’un ortak kararına göre "MHP Serbest Piyasa Ekonomisi taraftarı politikalar takip edecektir. Ancak, burada Devletin rolü Türkiye’de mevcut bulunan haksız ve eksik rekabetin önlenmesinde yönlendirici olmaktır. Diğer taraftan, GB’den sonra Türkiye’nin hedefi tam üyelik olup AB ile iktisadî entegrasyonu sağlamaktır. Bu konuda karşılıklı menfaat dengelerinin sağlanması için gerekli iktisadî ve siyasî politikalar oluşturulacaktır."
Sn. Türkeş, Türk ekonomisinin dışa açılması gerektiğinin, artık hiçbir ülkenin içe dönük, kendi kendine yeterli bir iktisat politikası ile iktisadî başarılara ulaşamayacağının, her ülke için başarının anahtarının hızla yoğunlaşan uluslararası karşılıklı bağımlılık ve bütünleşme hareketinden ülkesi ve milleti için en büyük kazançları sağlayacak sosyo-ekonomik politikaları uygulamaya koymaktan ve her sahada dış rekabette başarı kazanmaktan geçtiği’nin farkında olduğu için eğitim ve öğretime, kısaca insan unsuruna çok önem verirdi.
Nitekim, 22 Şubat 1997 günü Ankara Sheraton Otelinde MHP’nin düzenlediği "MHP’nin 21.yy.a hazırlanma programı çerçevesinde Devletimizin Gümrük Birliği’ne Girişinin 1. Yıl Değerlendirmesi Paneli"ne ait davetiyeleri bizzat kendi adına bastırmış ve Panel’in açılış konuşmasını da kendisi yapmıştır :
Sayın okuyucular, saygıdeğer Ülkücüler, Panelin adındaki "Devletimiz" kelimesine lütfen dikkatinizi çekerim. Hükümetin demiyor, Türkiye’nin de demiyor. Çünkü, Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne girmesi partiler üstü ve Hükümetler üstü bir Devlet politikasıdır. Bunun sebebi ise, AB ile iktisadî münasebetlerimizin, GB’nin ve Tam Üyelik meselesinin temelini oluşturan ve 1963’te imzalanan Ankara Anlaşması ile 1970’de imzalamış olduğumuz Katma Protokol, zamanın TBMM’deki Parlamentosu ve Senatosu tarafından onaylanmış ve Türkiye’nin GB’ye girmesi bir Devlet taahhüdü ve politikası haline gelmiştir. Maalesef Türkiye’de partiler son yıllarda birçok Devlet taahhüdünü bile iç politika malzemesi yapmaktadırlar...
Sn. Türkeş Panel’e çağırdı isimler ise Prof. Dr. Tunca Toskay, Prof. Dr. Haluk Günuğur, Prof. Dr. Canan Balkır, Prof. Dr. Emin Çarıkçı, Doç. Dr. Tuğrul Arat, Ali Tiğrel ve Nevzat Saygılı idi. Bu isimlerin çoğu MHP’ye yakın isimler bile değildi. Sn. Türkeş Panel’e katılanların siyasî görüşlerinden çok bu kişilerin Gümrük Birliği konusunda uzman olmalarına dikkat etmişti. Hatta Bayan Prof.’un YDH’nın Genel Başkan Yardımcısı olduğunu ben sonradan öğrendim. Sn. Şerif Ercan’ın yönettiği Panel akşam saat 7’ye kadar ilgi ile takip edilmişti.
Sn. Türkeş’in vefatından sadece üç gün önce, 1 Nisan 1997 günü postalanmış olan "... Panelist olarak bizzat katılmak ve değerli fikirlerinizi seyretmek suretiyle göstermiş olduğunuz ilginiz için teşekkür ediyor, iyi dileklerimle birlikte sevgi ve saygılarımı sunuyorum" sözleri yer alan teşekkür mektubunu en kıymetli bir hatıra olarak ömrümün sonuna kadar saklayacağım. Sn. Başbuğumuz böylece bizlere bir nezaket dersi de vermiş oluyor. Bugüne kadar yüze yakın seminer ve panele konuşmacı olarak katıldım. Fakat bu benim ilk, belki de aldığım son teşekkür mektubu olabilir.
Sn. Türkeş’in Türk-İslâm Ülküsü ile ilgili bazı veciz sözlerine gelince;
- "Türklük bedenimiz, İslâmiyet ruhumuzdur, ruhsuz beden ceset olur.
- Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız.
- İslâmiyeti ele alıp, Türkçülüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir.
- İnsanları güçlü yapan, fikir, iman ve ülkü aşkıdır.
- Dünya’ya felaket getiren iki şeyden biri emperyalizm, diğeri de ırkçılıktır.
- Türk toprakları üzerinde yaşayan Türk’ün dertleriyle dertlenen, sevinçleriyle sevinen ve kendini Türk hisseden herkes Türk’tür.
- Mücadelemiz, her ne pahasına olursa olsun siyasî kazanç sağlamak değil, ahlak ve fazilet mücadelesidir.
- Türk Milleti için kurtuluş ve yükseliş çaresi, kendi dinî inançlarıyla Milliyetçilik Ülküsüne sarılmaktır."
MHP’ye seçilecek yeni Genel Başkan’ın ve MHP’yi yönetecek kadroların bu veciz sözlere çok dikkat etmeleri gerekir. Çünkü, son yıllarda kamuoyunda ve seçmen indinde özellikle iki parti hakkında şöyle bir kanaat uyanmıştır: "Refah Partisi’nin dini var ama Türkçülüğe fazla değer vermiyor, MHP’nin ise Türkçülüğü var, fakat İslâm’a ve İslâmi değerlere olan saldırılara karşı yeterli tavır koyamıyor"
Sayın MHP yöneticileri, Merhum Başbuğumuz’un cenaze töreninde 2 milyonu aşkın Ülkücü ve Milliyetçi, Ankara’yı en az 8-9 saat tekbir sesleri ve dualarla inletmiş, TÜRK İSLÂM ÜLKÜSÜNE ne kadar samimiyetle bağlı olduğunu bütün Türkiye’ye âdeta haykırmıştır.
Unutmayınız ki, eğer Sn. S. Demirel 6 defa gidip 7 defa gelmiş ise şu dört kelime sayesindedir: Vatan, Millet, Ezan ve Bayrak. Aynı sloganları Sn. T. Çillerde sık sık bilerek kullanıyor. Oysa bu sözleri daha sık kullanmak öncelikle sizlerin hakkı ve görevi değil mi? Diğer taraftan "Özde Ülkücü ayrımı yapmadan bütün partilerdeki Milliyetçileri MHP çatısı altında toplamayı hedef edininiz lütfen.
Özetlersek, Başbuğun Türk Milletine ve Türk Dünyası’na yaptığı hizmetler saymakla bitmez. Parti içi eğitim faaliyetleri, konferansları ve yazdığı ciltler dolusu eserlerin her biri kaynak suyu gibi pırıl pırıldır.
Merhumun hayatı boyu en çok önem verdiği Türk-İslâm-Bilim üçlüsü’nün esrarengiz gücünü kullanmadan Türkiye’nin en kısa zamanda büyük bir devlet olması sağlanamaz.
Son sözlerim;
· TÜRKLÜĞÜN GÜNEŞİ TÜRKİYE, MİLLİYETÇİLİĞİN GÜNEŞİ DE BAŞBUĞ TÜRKEŞ’TİR.
· MEFKÛRESİ İLE, 20. ASIRDA 21. YÜZYILLA İLGİLİ SEZGİLERİ VE UFUKLARIYLA ÇAĞINI AŞMIŞ BİR LİDERDİR.
Büyük Devlet Adamı, Türk Milliyetçileri’nin ve Türk Dünyası’nın efsanevî Başbuğu olan Merhum Türkeş’in Aziz Hatırası önünde hürmetle eğilerek yazımı noktalıyorum.
Ruhu Şad olsun, Mekânı Cennet Olsun.

KAYNAKLAR :
1. Emin Çarıkçı, Türkiye’de İç ve Dış Ekonomik Gelişmeler, AdımYayıncılık, Ankara, 1996.
2. A. Türkeş, 9 Işık ve Türkiye.
3. A. Türkeş, Temel Meseleler
4. M. Nihat ve E. Cemiloğlu, Türk Siyasi Hayatında Milliyetçi Hareket, Turkuaz Ajans 2001 Yayınları, Ankara, 1995.
5. C. Anadol, Alparslan Türkeş, MHP ve Bozkurtlar, Kamer Yayınları, İstanbul, 1995
6. MHP Genel Merkezi, Parti İçi Eğitim Faaliyetleri, Ankara, 1996
7. N. Muallimoğlu, Editör, Düşünen İnsana Hazine, İstanbul, 1996.