SON BAŞBUĞ’UN ARDINDAN

DOÇ. DR. SEMİH YALÇIN

Adil, Adaletli,
Birleştirici, Toplayıcı,
Hamleci (Cesur ve Atak),
Gerektiğinde ağır başlı ve yumuşak huylu (Hilm sahibi),
Dünya meselelerini bilen ve yakından takip eden, bilgili, Bilge Lider,
Etkileyici (Konuşması, bakışları, giyimi, davranışları),
Hitabet kabiliyetine sahip,
Savunduğu davasına (Fikirlerine) sarsılmaz bir sadakat,
Halkla bütünleşmesini ve gerektiğinde onların seviyesine inmeyi bilen,
İradeli ve yaptırım gücüne sahip,
Olayların karşısında yere düşmeyen umutlu, cesur, gerektiği yerde risk alabilen,
Sevgi sahibi, nefret eden değil seven,
Onurlu (herşeyin iyi yönünü gören onur sahibi),
Geleceğini önceden kestirebilen, ulaşacağı hedefleri önceden tesbit edebilen,
Hoşgörü sahibi, affedici, gerektiğinde cezalandırmasını bilen,
Bir liderde olması gereken bu ve buna benzer meziyetleri çoğaltmak imkan dahilindedir. Alparslan Türkeş’in şahsiyetiyle mukayese edildiğinde yukarıda asgarisini ifade etmeye çalıştığımız bu erdemlere kahır ekseriyetle sahip olduğunu söylemek şüphesiz mümkündür.
Alparslan Türkeş’e "Başbuğ" sıfatını kazandıran temel meziyet, onun ortaya koyduğu ideolojisine ve misyonuna önce kendisinin sahip çıkması, bu uğurda senelerce çile çekebilmesi, bütün zorluklara tahammül edebilmesidir. O, hayatını Türklüğün ikbali ve istiklali için hiçe sayan, daima manevi bir mücadele içerisinde olan bir liderdi. İnandığı davasına militarist ve militanca bir zihniyetle hizmet etmiş, adeta ideallerinin fedaisi olmuştur. Talebeleri de "Alparslan Türkeş Okulu"nda bu anlayışla bizzat kendisi tarafından yetiştirilmiştir. Değişik bir ifade ile söylemek gerekirse O, başbuğ olmanın bedelini, mücadelesine başladığı 1944’lü yıllardan itibaren ayakta öldüğü son nefesine kadar ödemiştir.
Alparslan Türkeş, siyasi hayatı boyunca her zeminde ülke bütünlüğünün daima "emniyet sübabı" olmuş bir liderdi. Cumhuriyet Tarihimiz boyunca siyasi meseleleri abartarak ortaya bir "hükümet krizi" çıkmasını isteyen ve bu tip bunalımlardan "pay sahibi" olmayı arzulayan, çirkin ve seviyesiz politikacı imajını hiç bir dönemde çizmemiştir. O, Yeni Türk Devleti’nin kültürel temeli, Meşrutiyet ve Milli Mücadele döneminin fikir akımı olan Türkçülüğü, 60’lı, 70’li yıllara taşıyan ve itibarlı bir "siyasi hareket" haline getiren şahsiyettir. O, Milli Mücadele’yi zafere ulaştıran ve yeni türk devleti’ni kuran kahramanların idealleri olan "kuva-yı Milliye Ruhu"nu günümüze intikal ettiren köprüdür. Alparslan Türkeş, bu tavırlarıyla Türk dünyasında adeta bir cazibe merkezi olmuş, "ittihad-ı etrak" idealini kitlelere taşımasını bilmiştir.
Alparslan Türkeş, Atsız’ın kahramanlığı tarif edişinde ifadesini bulan bir liderdi. Atsız’a göre kahramanlık; "ileriye atılıp bir daha geri dönmemektir." O, hayatının zindanlarından milletinin ufuklarına aydınlığı taşıyabilen ender ancak o denli mahzun liderlerden biridir. Türk Tarihi O’nu sahip olduğu bu erdemlerinden dolayı bir "Başbuğ", bir "kutalmış", bir "ilteber" ve bir "Kahraman" olarak yazacak ve bundan sonra O, artık bir efsane olarak anılacaktır.
O’nun davası, şahsiyeti ve hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.