DÜNYA TÜRKLÜĞܒNÜN BAŞI SAĞOLSUN...

Namık Kemal Zeybek

1960 öncesinde lise öğrencisiydim. "Serdengeçti", "Orkun", "Büyük Doğu", "Toprak", "Türk Yurdu" gibi dergileri okur ve kendimi "Turancı" sayardım. Türk Ocağı’na gider ve Demokrat Parti’yi tutardım. Bütün bu dergileri okuyuşum ve siyasî görüş çizgim babamın etkisiyle oluşmuştu. Babam, ateşli bir şekilde Adnan Menderes’i, Demokrat Parti’yi ve Milliyetçi sağın görüşlerini savunurdu.
27 Mayıs sabahı, neden bilmiyorum, erken uyandım. Babam radyonun başındaydı ve Demokrat Parti yönetiminin devrildiğini, "Darbeci"lerin idareye el koyduğunu ilân eden bildirileri dinliyordu. Kızgındı, üzgündü. Ve çok sert sözler söylüyordu. Bu üzüntüsü ve tedirginliği, Millî Birlik Komitesi üyelerinin adları açıklanıncaya kadar sürdü. Milli Birlik Komitesi içinde Sayın Alparslan Türkeş’in de olduğunu duyunca rahatladı. Onu, "1944 Turancılık Davası"ndan hatırlıyor ve darbenin içinde Milletin bir teminatı gibi görüyordu.
Babam yanılmamıştı. Sayın Türkeş, 27 Mayıs "devrimi"ni Demokrat Parti düşmanlarının ve hasımlarının "öç alma aracı" olmaktan kurtarıp, ülkenin problemlerini çözme fırsatı haline getirmeye çalışıyordu. Milliyetçi tutumu, unutulmayan 1944 olayları, O’nu Milliyetçilerin tabii lideri haline getirmişti. Ancak, 13 Kasım 1960 darbesiyle yolu kesildi ve tasfiye edilerek, 13 arkadaşıyla birlikte yurt dışına sürgün edildi. 1963 yılında sürgünden döndükten sonra kaldığı yerden demokratik yöntemlerle yeniden milletinin kaderine yön verme uğraşısını sürdürdü. Önce, "Huzur ve Kalkınma Derneği’ni" kurdu. Sonra da 1965 yılında yapılan bir törenle "Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi"ne geçti. Aynı gün törenlerle CKMP’ye katılanlardan biri de bendim. CKMP Gençlik Kolları Genel Başkanı olarak seçildim ve 2 yıl süreyle bu görevimi yürüttüm. Daha sonra Kaymakamlık görevime başlayınca siyasetten ayrıldım. 1978 yılında Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müsteşarlığı görevimden alındıktan sonra 3 yıl Milliyetçi Hareket Partisi’nde, "Eğitimciler"i yetiştirmek üzere çalıştım. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ise tutuklanarak 33 ay "Devletin güvencesi" altında bulundum. Bu 33 ayın iki yılında Sayın Türkeş ile aynı tutukevinde, yani Dil Okulunda birlikte olduk.
Amacım, ne Merhum Türkeş’in hayatını anlatmaktır, ne de kendi hayatımı. Söylemek istediğim, Merhumu yakından tanıma fırsatı bulan biri olarak; O’nun son derece iyi yetişmiş bir aydın, bilgili ve bilinçli bir Türk milliyetçisi ve değerli bir devlet adamı olduğudur. Merhum Türkeş, sanıldığının tam tersine insanlarla ilişkilerinde alabildiğine nazik ve olabildiğince hoşgörülüydü. Yani, "İlkelerinde katı ama ilişkilerinde yumuşaktı.
Merhum Alparslan Türkeş’in başında bulunduğu partiler iktidara gelemedi ama, binlerce insanın bilinçli bir Türk aydını olarak yetişmesine hizmet etti. Bugün, o yetişen insanlardan birçoğu, o partinin içerisinde olmasalar da Merhum Türkeş’e karşı olan sevgi ve saygıları her zaman devam etmiştir. Türkiye’de birçok insanın yetişmesinde, millî bilinç kazanmasında ve Türk milliyetçiliğinin çağdaş yorumlara ulaşmasında en büyük katkıyı Merhum Türkeş yapmıştır.
1992 yılında Sayın Demirel’in Başbakanlığı sırasında, Türk Cumhuriyetlerine yaptığımız bir gezide, Merhumu uçakta en ön sırada oturuyor görünce çok heyecanlanmıştım. 1944 yılında "Turancılık ülküsü" yolunda suçlanarak 1.5 yıl hapiste kalan ve tabutluklarda işkence gören Merhum Alparslan Türkeş, 48 yıl sonra "Turan Seferi"ne çıkıyordu. Akılcı ve barışçı bir Turan Seferine... Kendisiyle uçakta sohbet ettik. Sorular sordu, ben de cevap vermeye çalıştım. Bu gezinin keyfini çıkarmak, herkesten daha çok O’nun hakkıydı. Çünkü Merhum Türkeş, "Turancılık" suçlamasıyla hapislerde yatan ama çıktıktan sonra da hayatı boyunca Dünya Türklüğü bilincini yaygınlaştırmaya çalışan bir insandı. Türk Dünyası konusunda, Türkiye’de bilinç meydana getirmek yolunda çok uzun yıllardan beri mücadele veren bir fikir adamıydı. Bugün O’nun hayatını adadığı "Bütün dünya Türklerinin güç birliği yapması" fikri yolunda büyük mesafeler alınmıştır. Kendisi, bu güzel gelişmeleri sağlığında görmek bahtiyarlığına erişmiş bir insandır.
Merhum Alparslan Türkeş ile uzun yıllar birlikte çalıştım. Birlikte siyaset yaptığım ve yapmadığım dönemlerde kendisine olan saygımdan hiçbir şey yitirmedim. Merhum Türkeş’in benim yetişmemde çok büyük emekleri vardır. Merhum Türkeş’in vefatını, Özbekistan’ın Başkenti Taşkent’te, Büyükelçimizin evinde öğrendim. Merhum Alparslan Türkeş’e, Allah’tan rahmet diliyor ve bütün Dünya Türklüğünün başı sağolsun diyorum.