ULU "ÇINAR"IN ARDINDAN

ZİHNİ ÇAKIR

"Medeniyetler para ile değil, ilimle, imanla, ahlâkla kurulurlar; medeniyetler parasızlıktan değil ilimsizlik, imansızlık ahlâksızlıktan çökerler.
Bugün devletlerin hayatında en büyük düşmandan bahsedilebilir. Fakat en büyük dosttan hayır! Unutmayınız ki Türk milletine en büyük dost, yine Türk milletidir, Türk milletine en büyük yardımcı kendi çalışma ve gayretidir.
Yakın bir gelecekte, insan varlığını tam doğru olarak kıymetlendirmeden inşa edilen bütün doktrin ve tatbikatlar ıslaha muhtaç veya yıkılmaya muhtaçtır."
ALPARSLAN TÜRKEŞ
Türk siyasal yaşamı, 30 yılı aşan engin tecrübesi ile katalizör görevi yürüten MHP Lideri Alparslan Türkeş’i kaybetti. Hemen her döneme damgasını vuran bir isimdi Türkeş. Türkeş’in ansızın hayata veda edişinin, uzlaşma çabası içerisindeki liderlere ihtiyaç duyulduğu bir döneme rastlaması, siyasal yaşam için ayrı bir kayıp.
Türkeş’in özellikle son yıllarda, birçok kesimden destek gören uzlaşmacı tavrı, siyasî yelpazedeki dalgalanmalarda da istikrar unsuru oldu çoğu zaman.
İki merkez sağ parti, hem birbirleriyle olan mücadelelerinde hem de RP’ yi devre dışı bırakmak amacına yönelik çabalarında sivil demokrasi anlayışını ve çağdaş demokrasi kurallarını bir kenara bırakırken, Türkeş’in sivil demokrasinin tek savunucusu konumunda kalması büyük anlam ifade ediyordu. MHP’yi ve Türkeş’i demokrasinin dışında görenler, O’nun bu tavrı karşısında söyleyecek söz bile bulamadılar.
Aslında Türkeş ve lideri olduğu MHP, Aralık 95 seçimleri öncesinde parlamentoda da farklı bir çizgi izlememişti. Sayın Türkeş, yıllarca fikir çatışması halinde olduğu sol’un (SHP/CHP) ortaklığında bir DYP hükümetine ülke istikrarının devamı için üç yıl destek vermişti. O dönemde ortaya çıkan tıkanıklıkların açılmasında da yine Sayın Türkeş’ti demokratik kuralların işlerlik kazandırılmasını isteyen.
Alparslan Türkeş’in iç siyasetteki bu etkisi dış politikada da kendisini gösteriyordu. Bağımsız bir dış politika anlayışını savunan MHP lideri Türkeş, dünyadaki bölgesel dengelerin ülkelerarası ilişkilerde gözardı edilmemesi gerektiğini savunuyordu. İsrail ve ABD ile ilişkilerin sıcak tutulmasına yönelik mesajları bazı kesimlerin önyargılı tepkilerine neden olduysa da aradan geçen süre, Sayın Türkeş’i bir kez daha haklı çıkarmıştı. Sorumlu devlet adamlığı anlayışının bir ürünü olan bu düşünceleri, hamasi söylemlerle politika yapan kesimler her ne kadar şiddetle eleştirdilerse de dünyanın değişen dengeleri, Alparslan Türkeş’in haklılığını onaylar nitelikteydi.
SSCB’nin dağılıp, bu birlikten kopacak Türk Cumhuriyetleri’nin bağımsızlığa kavuşacağını bilimsel temeller üzerinde 50 yıl öncesinden dile getiren Sayın Türkeş, Türkiye’nin demokratik süreçte hayli yol almış önder bir ülke olarak bu sürece hazırlıklı olması gerektiğini vurguluyordu. 1990’ların başına gelindiğinde ise tarih, bir kez daha MHP liderini haklı çıkarmıştı. Cumhuriyet döneminin kişilikli politikasını, bir mirasyedi gibi tüketen basiretsiz yönetimler ise Türkiye’nin bu sürece hazırlıksız yakalanmasının asıl sorumlusuydu. Bütün olumsuzluklara rağmen, yapılacak bir şeyler olduğunu savunan Türkeş, büyük eleştireler alan DYP-SHP koalisyonuna destek verirken, yapılması gerekenleri de uygulamaya koydurmaya çalışıyordu. Başbakan Süleyman Demirel ile birlikte gerçekleştirdiği Azerbaycan gezisinde Türkeş’e gösterilen ilgi, onun Türk Dünyası’nın tek lideri olduğunu bir kez daha tescilliyordu.
Türkeş’e hayalci, ütopik diyenler, sütunlarında onun ileri görüşlülüğünü, ciddî devlet adamlığının tartışılmazlığını, vatanseverliğini itiraf etmeye başlamıştı artık.
Alparslan Türkeş’in demokrasi anlayışını eleştirenlerin, O’nun; "Demokrasi ile hürriyet kavramı arasında çok yakın bir münasebet vardır. Demokrasi, genel anlamda hürriyet demektir. Hürriyet, bir şahsın başkasından emir almadan kendi iradesine göre karar verebilmesi, hareket edebilmesidir. Başkasının baskı ve etkisi altında olan insan hür değildir." Sözlerinin taşıdığı anlamı, yeniden anlamaya çaba göstermeleri gerekiyordu. Asker kökenli olması nedeniyle "darbe yanlısı" olarak lanse edilmeye çalışılan Alparslan Türkeş’in 28 Şubat’ta doruk noktasına ulaşan ordu-siyaset gerginliğinde gösterdiği yumuşatıcı tavrı Türk siyasetini muhtemel krizlerden ve gelinen noktayı onlarca yıl geriye taşıyacak tehlikeden kurtarmıştır.
MHP Lideri Türkeş, sadece siyasî parti Genel Başkanı değil; devlet idaresine hâkim, Ocağında yetiştirdiği binlerce ilim ve irfan ordusu ile fikirleri iktidar olmuş usta bir dehâdır. O tam anlamıyla bir liderdi.