ŞEHÂDET EDİYORUM!...

DR. HASAN MOĞOL
9 NİSAN 1997 - ORTADOĞU GAZETESİ

Tarih : 1917 - 4 Nisan 1997 Cuma!. Tarihe vurulan büyük bir damganın, kıyamete kadar silinemeyecek ızdırap, çile, mücadele, müjde ve endişe yüklü mübarek ve kazınması asla mümkün olamayacak, hayallerin hakikate erdiği bir güzel izin göz yaşlarıyla ıslandığı, dualarla bir başka kutsîleştiği noktadan, Ankara’nın bulutlu semaları altında Âlemlerin Rabbi olan Allah’a (c.c.) kavuşulduğu, müminlerin bayramı mübarek Cuma’nın yatsı namazı saatleri!... Omuzlarda ağırlığı hissedilen bir yükün, acı bir haberle belleri büktüğü o an!... 4 Nisan 1997 Cuma, saat 22.45...
Beyinlerin durduğu, çaresizliğin çıldırttığı, kıpırdayan dudaklardan, sancılanan yüreklerden, kan ile karışık acılı gözyaşlarından Âlemlerin Rabbi’ne duaların yükseldiği, yalvarışların direkleştiği o an!... Binlerce yıllık Türk tarihine bedel bir ömrün, Müslüman - Türk Milleti’nin varlık davası için kendi varlığını hibe edişinin, Allah’ın (c.c.) rızasını arayışın yazması, anlatması neredeyse imkânsız destanı!...
Yıl 1944... Bulgaristan’da Müslüman Türk mezarlarını dozerlerle yıkan Bulgar devletini protesto için nümayiş yapan bir grup genç.... Milli Şefin ve Tek Parti’nin iyice azıttığı bir dönem!...
Türk düşmanı Bulfar Devletinin korumak ona söz söyletmemek için tabutluklarda işkenceye tâbi tutulan birkaç Türk yiğidi!.. Tek Partiye kulluk yerine, millete hizmetkâr olmayı ahdetmiş birkaç Alperen!... 83 kişi tutuklanır... 15 kadarı tabuta benzer bir hücreye konur! Tepelerinde 1500 mumluk ampul, hararet 60 derece civarında, açlık ve susuzlukla beraber süren işkenceler!... 27 yaşında bir yiğit Alparslan Türkeş, Hikmet Tanyu, Reha Oğuz Türkan ve diğerleri !.... Zulmün, diktatörlüğün, Faşizmin en azgın uygulamalarının yapıldığı acı bir dönem!...
Faşistlikleri gibi kafatasçılıklarını da vatanın öz evlâtlarına yamamaya çalışarak onları hayatları boyunca "öz vatanlarında garip" eylediler!...
İşgalci, emperyalist düşmanların bile yapamadığı maddî-manevî her türlü işkenceyi, zulmü ve aşağılık uygulamaları Müslüman-Türklüğünden şüphe olmayan, Allah (c.c.) için yaşayıp, Allah (c.c.) için ölmeyi yegane gaye edinmiş şerefli ecdadın şerefli evlâtlarına reva gördüler.!
Milletin kendisi olan devletine, milletten olmayan ne idüğü belliler sahip oldu ve millet inim inim inledi. Milleti dininden, töresinden ettiler!... Allah’ına (c.c.), Kitabı’na, Peygamberine (S.A.V.), ecdadına küfretmesi, vatanına ve milletine ihanet etmesi için sistemler, projeler ürettiler!... PKK vs. gibi canavara çocuklar doğurdular!... Ancak her şeye rağmen ne kadar da bozsalar, milleti dininden ve töresinden edemediler!... Irkçılık, kafatasçılık iddiasıyla yola çıkanlar, Türk adını ağızlarına alamazlarken; Esir Türklerden bahsedenleri yerden yere çalarlarken; Allah’ın sevdiği, beğendiği Türk Milleti için çareler arayan, Türk Dünyası’nın Başbuğu Tahtı’na oturtulmuş iken; bir yandan Türk Milleti’nin acılarıyla kavrulur, diğer taraftan Türk Milleti’nin düşmanı ırkçı, kafatasçı, faşistlerin zulmü ile ızdıraplara gark edilirken, o ırkçı, kafatasçı, Türk düşmanı, Rus dostu komünist, devlet millet düşmanı faşistlerin akıllarını allak-bullak eden, Esir Türk illerinin hürriyete, devletleşmeye yeniden koşması ile kendilerini milliyetçi (!), Türkçü (!) vs. gayretleri sergilerler iken bile o Başbuğluk Tahtı’ndan tebessüm ederek bakmış ve o iz’ansızlara yaptıklarını hatırlatmaya tenezzül dahi etmemiştir!...
Allah (c.c.), bol ecir vermek istediği sevgili kullarına ağır ve zorlu işler verir... Derviş gönüllü o Alp-erende yalnızca zor ama hakim olanların hayal bile edemediği muhteşem ve mübarek davalara sahip çıktı!... Ve Rabbimin lütfuyla o mübarek davanın kutlu günlerini yaşadı.
Şimdi omuzlarımızdaki ağırlıklar, yüreklerimizdeki sancılar iyice arttı. Bu dava, kıyamet gününe kadar taşınmaya devam edilmeli!...
Ve bunda Allah’ın (c.c.) rızası bulunmalı, Cemâli ile şereflenilmeli. İnanıyorum ki, Türk Dünyası’nın Başbuğu, Mazlumlar Dostu, ecdadın yüklendiği davayı yüklenerek Allah’ın (c.c.) rızasına erdi, Cemâli ile şereflendi inşâllahu Teâla!... Çünkü, dünya hayatındaki bütün mücadele O’nun rızası ve Cemâli içinde... Ve şahadet ediyorum ki; o, imanı ile yaşadı, Allah (c.c.) rızası için mücadele etti ve bu yolda Rahmet Rahman’a erdi!...
Şimdi, Türkiye’de ve çevresinde fırtınalar seyrediyorum!... Ve Türkiye’yi Müslüman-Türk Milleti’ni, İslâm Dünyası’nı ve Türk Dünyası’nın Başbuğu’nu Allah’a (c.c.) emanet ediyorum!...