TÜRK ANALARI YENİ BAŞBUĞLAR DOĞURACAK

NİSAN 1997 - TÜRKİYE GAZETESİ
AYHAN KATIRCIKARA
 
Çok olmadı, üç-beş ay önceydi Alparslan Türkeş başkentte bürokrat, akademisyen ve aydınlarımızın iştirak ettiği bir Pazartesi sohbetine katılmıştı.
İzlenen sinevizyondan ve anlatılanlardan etkilenmişti. Duygulandı. Ellerini kaldırdı ve dua etti "Allah’ım sana şükürler olsun, bir rüyamız daha gerçekleşti."
Ne idi bu rüya?
Özellikle Türk Cumhuriyetleri’nde birbiri ardından papatya gibi açılan Türk Kolejleri’ydi.
Açıklamalarda bulunan bir Türk Koleji müdürünün kalktı alnından öptü. Türk insanının kabiliyetlerinden, fedakârlıklarından ve özelliklerinden bahsetti, çizdiği ufukları anlattı.
Rahmetli Türkeş’in bir başka mutluluğu da, SSCB dağıldıktan sonra bağımsızlığını kazanan, istiklâllerini ilân eden Türk Cumhuriyetleri’nin özgürlüklerine kavuşmasıydı. Diyordu ki : "Hep inanmıştık, bir gün Türk Cumhuriyetleri’nin bağımsızlığına kavuşacağını, adımız gibi biliyorduk. Onun mücâdelesini verdik."
Siyâsete atıldığı yıllarda solculuk modaydı. Devlet de ilericilik, çağdaşlık, batıcılık adına destek oluyordu. Dolayısıyla 27 Mayıs İhtilâli’ni CHP teslim almış, görüşüyle donatmıştı. Kendileri gibi düşünmeyen kuyruktu, mürteciydi, gericiydi.
Bu nedenle Türkeş ve arkadaşlarına görüşlerinden dolayı tahammül edemedi baskı güçleri. Dışladılar devletten. Oysa Alparslan Türkeş "Benim Devletim" derken deprem oluyor zannederdiniz. Yılmadı. Mücâdele etti. Milliyetçiliği moda hâline getirdi, yerine oturttu.
İdâre-i maslahatçı sağcıların yüzü kızarmadı. O günlerde yükselen değerler dinî ve millî heyecan sahiplerinin ev ve işyerleri de, bir darbeci marksist örgüt ortaya çıkarılınca, denge uğruna basılır, mutazarrır sorumlu olduğu "gençlerin yetiştirilmesi" etkinliğinden önemli neticeler alınmıştı. Sonrasında Hergün gazetesi de aynı kulvarda görev yaptı.
Komünist anarşiye karşı gençler meydanı boş bırakmadı. Bayrağa, devlete ve insanımıza sahip çıktı. Eğer 1980 Askerî Müdâhalesi olmasaydı 1981 yılındaki normal seçimlerde MHP’nin muhtemel bir koalisyonun büyük ortağı olması siyasî gözlemcilerin bir yorumu, bir iddiası.
Dün Alparslan Türkeş Ankara’da defnedildi. Kar rahmeti de durmak bilmedi. Ankara belki de bu yıl en yağışlı gününü geçirdi. Peki Türkeş’e olan bu ilginin altında yatan ne? Üstelik ne Cumhurbaşkanı ne de Başbakan. Yetiştirdiği insana; devletin değil, halkının sahip çıkmasının anlamı çok daha fazla derin.
Türkiye başkente akmamıştı sadece. Avrupa’daki ve Avustralya’daki işçilerimizin, talebelerimizin temsilcilerinin yanında, Türk Cumhuriyetleri’nin bağımsız olanı da, özerk olanı da. Sürekli Türk Bayrağı ve üç hilâlli MHP flamaları tarihi hatırlatarak dalgalandı. Bayındır Tıp’tan, TBMM’ne, oradan Karanfil Sokak’taki MHP Genel Merkezi, ardından Kocatepe Camiî ve nihayet Beştepe’deki Anıt Mezara kadar sürekli tekbirler getirildi, dualar edildi, Kur’ân-ı Kerim okundu...
Alparslan Türkeş Türkiye’nin geliştiğinin farkındaydı. Ancak siyasî istikrarsızlık bunda etkili oluyordu. Bir başka rüyası da merkez sağı parlamentoda birleştirmekti. Bunun ilk görüşmeleri yapılmış, çoğu konuda mutabakat sağlanarak hafta içinde de ikili ve üçlü diyaloglara geçilecekti.
"Neden önümüzdeki hafta" diyeceksiniz.
Anlatayım.
Cuma günü İstanbul’da Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı’nın üç gün sürecek bir kurultayı vardı. Türkeş, buna da çok önem veriyordu. Kurultaya Cumhurbaşkanı Demirel ile Türk Topluluklarından aralarında üst düzeyde devlet ve hükûmet yetkililerinin de bulunduğu 700 kadar konuk katılacaktı.
İşte bundan dolayı merkez sağın bütünleşmesi girişimlerinin görüşmeleri haftaya ertelenmişti. Şimdi bütün gözler bu toplantıya çevrildi.
Bir "Başbuğ" daha vefat etti. Allah rahmet etsin. Ama Türk anaları yeni "Başbuğ"lar doğuracak kadar inançlı ve inatçı.