BİLGE KAĞAN'DAN GÜNÜMÜZE
TÜRK DEVLET FELSEFESİNDE FUKARALIKLA MÜCADELE,
SOSYAL DAYANIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK POLİTİKALARI

 

Kadir ARICI* 

"İşte aşsız, dışta donsuz; düşkün, perişan milletin üzerine oturdum.ölecek milleti
diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli, fakir milleti zengin kıldım."
Bilge Kağan
(ERGİN, Muharrem: Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları
No. 1., İstanbul 1973, s.25)

 
 "Kenar-ı Dicle'de bir kurt aşırsa bir koyunu,Gelir de Adl-i İlahi sorar
Ömer'den Onu!"
Hz. Ömer
(M. Akif Ersoy-Safahat)

"Bu sistem her Türk vatandaşını kara gününde dayanışma ve bütünleşme
içinde yarınından emin hale getirecektir"
Alparslan Türkeş
(A. Türkeş Temel Görüşler, Dergah, 3. Baskı, İstanbul 1976, s.75)

 

         GİRİŞ

         İnsanlık için ihtiyaçların esaretinden kurtulmak ezeli ve ebedi bir meseledir. Milletler, fukaralığa karşı sosyal dayanışma mekanizmaları geliştirmek suretiyle ferdin muhtaçlığa düşmeme mücadelesine destek vermişlerdir. Tarih içerisinde insanlığın geliştirdiği sosyal yardımlaşma mekanizmaları; kişiden kişiye ve talebe bağlı olarak gerçekleşen doğrudan yardımlarla başlamış; daha sonra vakıf, dernek ve sandık gibi kurumlar aracılığı ile sürdürülmüştür. Milletin geliştirdiği bu mekanizmaları devletler, kimi kez doğrudan kimi kez dolaylı olarak teşvik etmiş ve destek olmuşlardır.

         Devletin sosyal alana müdahalesi ve sosyal devletin doğuşu Batı Ülkelerinde çok sonraları ve uzun mücadeleler sonrasında mümkün olabilmiştir. Batı' nın sosyal, siyasi ve ekonomik tarihi ile insan haklarının gelişim tarihi birlikte değerlendirildiği zaman bunun o ülkelerde ne kadar kıymet ifade ettiği daha iyi anlaşılır. Ülkemizde ise devletin sosyal alana müdahalesi milli kültür içerisinde devletin vazgeçilemeyecek mükellefiyetleri arasında yer almıştır. Bu sebepledir ki ülkemizde sosyal devlet için halkın bir mücadele vermesine gerek kalmamıştır. Sosyal devlete ülkemizde yumuşak inişle ulaşılmasının gerisinde yatan sebep işte budur.

         Biz bu makalemizde muhtaçlığa ve fakirliğe karşı mücadele günümüzdeki anlamı ile sosyal güvenlik alanında Türk devlet felsefesinin tespitine imkan hazırlayacak birtakım ipuçlarından yola çıkarak; (i) Türk devletinin fakirlik meselesi karşısındaki tavrının nasıl olması gerektiği, (ii) Türk insanının devletinden bu alandaki beklentileri hususlarındaki bir takım tespitlerimizi ortaya koymaya çalışacağız. Hemen ifade edelim ki; fukaralığın önlenmesi ve sosyal güvenliğin sağlanması hususlarında Türk insanının beklentileri vardır. Bu beklentilerin niceliğini iki şey belirlemektedir. Bunlardan birisi milli kültür diğeri ise çağdaş dünyanın birikim ve kat ettiği gelişmelerdir.

          I - TÜRK MİLLETİNDE SOSYAL DAYANIŞMA GELENEĞİ

         Türk milletinin tarihten günümüze intikal eden güçlü bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma geleneğinin var olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Töreye bağlılık, eşitlik, adalet duyguları gibi Türk töresine yön veren temel esaslar bu dayanışma geleneğinin saikleri kabul edilmektedir.

         Türk toplumunun tarih içerisinde çok geniş bir coğrafya içerisinde yaşamış olduğu bilinmektedir. Asırlar süren bir göçebelik tarihine sahip bir millet olarak sosyal ve ekonomik anlamda dayanışma çok hayati bir ihtiyaç hatta bir zarurettir. Aksi halde göçebe ve sürekli yer değiştiren ve henüz kabile aşamasında olan bir topluluğun hayatiyetini devam ettirme şansı olmazdı.

         Türkler, islamla şereflendiklerinde kültürlerinde ve geleneklerinde kuvvetle yaşayan sosyal dayanışma geleneği, İslam dininin Müslümanları kardeş sayan ve müminler arasında karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmayı dini bir vazife sayan hükümleri ve dayanışmayı ibadet nitelikli dini emirlerle destekleyen (Zekat gibi) dini müesseseleriyle desteklenmiş ve daha güçlü hale gelmiştir.

         İşte İslam imanıyla, kökleri tarihe dayalı törenin birbirini destekleyen bu örtüşmesi sayesindedir ki Türk milleti onlarca asır fukaralığa, yoksulluğa karşı bu sosyal dayanışma ve yardımlaşma geleneği ile mücadele etmiştir. Modern sosyal güvenlik tekniklerinin gelişmediği bu dönemde vakıflar, imaretler, zaviyeler gibi kurumlar geliştirilmiştir.

         Burada, göz ardı edilmemesi gereken bir husus vardır. O da tarih içerisinde sosyal yardımlaşma faaliyetlerinde devlet büyüklerinin (ümeranın, ulemanın vb.) öncü rolüdür. Günümüzde vakıf eserleri olarak özellikle hayır kurumu niteliğinde (da-üş Şifaa, bimarhane, dar-ül Eytam, Dar-ül Aceze, imaret gibi) yüzlerce eserin sahipleri arasında (sahib-ül Hayrat) çok sayıda devlet adamının (hakan, padişah, sultan ya da vezir gibi) varlığı iddialarımızın bir delili olarak değerlendirilebilir. 

 I I - TÜRK DEVLET FELSEFESİNDE FUKARALIĞA KARŞI MÜCADELE ESASLARI

Hemen belirtelim ki insanlık tarihinin ortaya koyduğu gerçek odur ki; fukaralık karşısında başarılı bir mücadele ancak devletin öncülüğünde halkın top yekun bir sosyoekonomik dayanışmaya yönlendirilmesi ile sağlanabilir.

Türkiye'de devletin sosyal yardımlaşma ve dayanışmadaki rolü; fukaralık mücadelesine ve sosyal güvenliğin sağlanması alanındaki tavrının belirlenmesinde birtakım faktörler rol oynayacaktır. Bunlar devletin bu alandaki siyaseti, asrın gerekleri ve imkanlarıdır. O halde öncelikle devletin politikalarını belirleyen felsefesinin tespiti yapılmak gerekir. Türk devlet felsefesinde fukaralığa karşı mücadelenin bir devlet görevi olduğu kabul edilmektedir. Bunun bilinen ilk delilleri Göktürk Devleti'ne kadar eskilere uzanmaktadır.

Orhun Abideleri'nde Kül Tiğin Abidesi'nin Güney cephesinde yer alan "Varlıklı zengin millet üzerine oturmadım. İşte aşsız, dışta donsuz; düşkün, perişan milletin üzerine oturdum… ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli, fakir milleti zengin kıldım" ifadesi bize Türk felsefesinde fakirliğe karşı mücadelenin önemini ve yerini ifade eder.

Türk devlet felsefesinde yer alan milletin sosyoekonomik alanda devletten beklentilerini aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür:

 (i) "Fakirliğin yok edilmesi"

Her Türk devletinin kaynağını Türk milli kültüründen ve milli tarihinden alan sosyal görevlerden birisi milletin fakirlikten kurtulmasını temin etmektir. Bilindiği gibi Türk töresinin temel ilkeleri arasında adalet, iyilik, eşitlik ve insanlık vardır.

"Devletin malında halkın hissesi vardır" zihniyetinin kültürümüz içersinde yer aldığı ve bunun günlük hayatta devlet adamlarının ve büyüklerinin halka açık ziyafetler vermesi ve bu ziyafetlerde tabak, kaşık gibi malzemelerin halk tarafından adeta yağma edilmesine göz yumulması ve hırsızlık olarak telakki edilmemesinin bir adet olarak yaşadığı da bilinmektedir.

İslam öncesi dönemlerde yaşayan fakirlikle mücadele politikası İslamiyet' in kabul edilmesi ile kuvvetlenerek sürdürülmüştür. Bu dönemde ise İslam dininin sadaka, zekat gibi müesseselerinin de iletilmesi ile birlikte fakirlerin dul ve yetimlerin, ihtiyarların, kimsesizlerin korunmasını destekleyen dini normlar devletin fukaralıkla mücadele politikalarını belirlemiştir. Bu alanda halkın kültürüne yerleşen ve Hz. Ömer'e izafeten anlatıla gelen Rahmetli Mehmet Akif'in Ömer ile Kocakarı isimli manzum hikayesi halkın, fukaralık karşısında devletten beklediği tavrı sergilemesi açısından değer taşır.

 (ii) Sosyal Adaletin Sağlanması

Devletin sosyal adaleti sağlama görevi de vardır. Türk milleti "Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar" atasözü ile hem fert hem de devletin dolayısı ile bütün Türk milletine bir gerçeği ikaz etmektedir: Sosyal adalet mutlaka sağlanmalıdır. Devlet adamlarına verilen öğütlerde bu husus çok veciz bir şekilde ifade ve tavsiye edilir.

Devletin en önemli görevi hukukun üstünlüğünün ve adaletin temin edilmesidir. Devlet adamı dahi bütünüyle kendini serbest kabul edemez. Töre ve yasaların onu da bağladığı kabul edilir. Şu halde devlet sosyal adaletin sağlanması ile yükümlüdür. Adalet mülkün temelidir atasözümüz bu felsefenin veciz bir ifadesidir. Sosyal adaletin sağlanması İslam dininin de müminlere getirdiği bir yükümlülüktür. Bu itibarla İslam' ı kabul sonrası sosyal adalet duygusu daha da pekişmiştir.

 (iii) Türk Devleti Sosyal Devlettir.

Türk devlet felsefesinin "sosyal devlet anlayışına dayandığı" araştırmaların ve eldeki vesikaların ortaya koyduğu bir gerçektir.

Milli kültürümüz ve Türk devlet felsefesi açısından mesele değerlendirildiği zaman Türk devletinin daima korunmaya, desteklenmeye, yardıma muhtaç vatandaş kesimlerine destek sağlamak, vatandaşlar arasındaki, sosyal farklılıkları olabildiği kadar azaltmaya yönelik politikalar izlemek zorunda olduğu görülecektir. Öyle ki "halkın iktisadi ve sosyal ihtiyaçlarını tatmin edemeyen devlet onu yönetme güç ve iradesinden mahrum kalmakta" "devlet olma iktidar olmanın vazgeçilmez bir özelliği" sayılmaktadır. Şu halde, devletin iktisadi bakımdan en zayıf vatandaşların dahi insanca bir hayat yaşamasını sağlayacak tedbirleri almak gibi bir yükümlülüğü vardır. Halkın kültür kotlarına yerleşmiş bir beklenti vardır. Öyle ki, Türk milletinin devleti yalnızca kendi milletinin mensuplarına değil ülkesinde yaşamakta olan bütün insanlara da insanca yaşama ve insanca muamele görme hakkını tanımak zorundadır. Bu milletin devleti tarihte başı derde girmiş herkese kucak açmış; onları düşmandan ve düşman kadar tehlikeli ve kötü olan açlıktan ve bütün gayri insani muamelelerden kurtulma hak ve hürriyetini kendi topraklarında temin etmiştir.

Şu halde Türk devleti günümüzde de gelecekte de sosyal devlet olmaktan vazgeçemez. Ülkemizde esen liberal rüzgarlar geçicidir. Bu rüzgarlar yukarılarda esmektedir. Türk milletinin gönlündeki devlet, ekonomide mutlak liberal kalmak zorunluluğunu duyamaz. Devlet her zaman fukaralığın, muhtaçlığın önlenmesi ve sosyal güvenliğin sağlanması alanında görevli olacaktır. Türk devleti insanca bir hayatın Türk ülkesinde yaşanmasını temin görevinden kendini azade edemez. Çünkü, bu tarihin, milli kültürün, ihtiyaçların ve insanlığın tecrübesinin Türk devletine yüklediği bir vazifedir. 

 I I I - TÜRK DEVLETİ'NİN FUKARALIĞA KARŞI MÜCADELE STRATEJİSİ

Devletin fukaralığa karşı bir mücadele stratejisi olmalıdır. Devletin izlemesi gereken strateji hakkında devlet yöneticilerini bağlayıcı açık hükümler bulunmamaktadır. Ancak, Türk-İslam töresindeki değer hükümlerinin göz ardı edilmemesi izlenecek stratejinin tayini açısından önemli bir kriter niteliğindedir. Şu halde bu alanda strateji, yaşanan çağa, çağın bilgi, tecrübe, ihtiyaç ve gereklerine göre belirlenebilecektir.

Türk devleti fukaralık mücadelesinde millete öncü ve yönlendirici bir politika üretmek zorundadır. Devletin fukaralığa karşı mücadelesi, halkın aylaklığa ve tembelleşmesini destekleyici nitelikte olmamalıdır.Fukaralığa karşı mücadeleyi devlet iki şekilde yürütmelidir:Makro seviyede fukaralık mücadelesi milli eğitim ve kültür politikaları ile desteklenmelidir. Milli eğitim sistemi kendi ayakları üstünde durmayı bir erdem sayan, yardım alan olmaktan çok yardım yapan olabilmeyi hedef seçen; aylaklığı, ihtiyacı olmadığı halde dilenciliği bir ahlaksızlık ve şahsiyet zaafı olarak kabul eden milli şuur sahibi fertler yetiştirmeye yönelik politikalar üreterek gençlerin bu değerlerle yetişmesi sağlanabilir.

Devlet, ekonomik kalkınmanın sağlanmasının ilk adımını tasarruf etmek, çalışmak, üretmek ve yatırım yapmak olduğu gerçeği ile iktisadi kalkınmanın sağlanmasını ilk ve temel politika olarak alır. Günümüzde olduğu gibi ekonomik büyüme iktisadi kalkınma olarak geniş kitlelere gösterilmez ve yutturulmaz.

Devlet işsizliği, milli kültürün, erdemli bir hayatın ve bütün milli ve insani değerlerimizin en büyük düşmanı olarak kabul etmelidir. Ailenin korunması, aile dayanışmasının desteklenmesine yönelik politikalar da önem taşır. Sosyal yardımlaşma ve dayanışma geleneği modern sanayi toplumu ve şehirleşme ile yara almıştır. İşte devlet aileden başlamak suretiyle milletin bütün fertlerinin her seviyede dayanışmaya yönlendirilmesi makro seviyede fakirliğe karşı mücadelesinde devletin yükünü azaltıcı rol oynayacaktır.

Mikro seviyede ise devlet asgari seviyede fakirlerin fukaralıktan kurtulmalarını sağlayıcı tedbirler almakla yükümlüdür. Bütün çabalara karşın fakirlik riski ile karşı karşıya kalmış ve kendi gücü ile bu durumdan kurtulma şansı olmayanların başkalarına muhtaç olmaktan kurtulmalarının sağlanması devletin temel görevi olmalıdır. Modern devletler ve toplumlar bu mücadelede en çok Sosyal Yardım ve Sosyal Hizmet tekniği ile sistem kurmak suretiyle başarılı olmaktadırlar.

Şu halde Türk devleti asgari seviyede gelir ve geçim imkanı olmayanlara ihtiyacı olan geçim ve gelir garantisini sağlamak durumundadır. İşsizlik yardımı ve işsizlik sigortası teknikleri bu maksatla kullanılabilir. Türk devletinin vatandaşlarına asgari seviyede muhtaçlıktan kurtulmak için destek olma ve yardım sağlama görevi yüklenebilir. Milli yardım sistemi önceliği yoksullara verilmelidir.

Türk devletinin bu alandaki önceliği, fakir, kimsesiz, aciz yaşlılar, özürlüler ile çocukların korunmasına vermesi gerekir. İşte kurulacak milli sosyal hizmet sistemi ise kimsesiz çocuklara, yaşlılara, sakatlara ve acizlere öncelikli olmak üzere muhtaç bütün insanlara hizmet yardımı sağlamalıdır. Devlet baba geleneği muhtaçlara şefkat kucağını açan devlet olarak devam edecektir.

 IV- DEVLETİN SOSYAL GÜVENLİK POLİTİKASININ TEMEL İLKELERİ

1- Genel Politika

Günümüz devleti sosyal koruma ve güvenlik açısından vatandaşlarını kendi idrak ve idraksizliklerine, ferasetsizliklerine, izansızlıklarına bırakmamaktadır. İşte mecburi sigorta esasına dayalı sigorta (sosyal sigorta) tekniği muhtaçlığa karşı top yekun mücadelede günümüzün en etkili ve en çok uygulama şansı olan bir tekniğidir.

Sosyal sigorta tekniğinin özünde herkesin gücü ölçüsünde muhtaçlık mücadelesinde katkı yapma yükümlülüğü altına sokulma ve milli seviyede mecburi dayanışmaya zorlar. Mecburi sigorta ile sistemin finansında mecburi iştirak vardır.

Türk devletinin sosyal güvenlik alanında yapması gereken şey, ülkesinde yaşayan herkesi ve bütün vatandaşlarını bütün sosyal sigorta risklerine karşı sosyal sigorta şemsiyesi altına almaktır.

Sosyal sigorta işlemi vatandaşlara asgari seviyede sosyal güvenlik sağlayacak şekilde bir politika hedef tespiti yapılmalıdır. Vatandaşlar, böylece, kendi sosyal güvenliklerini geliştirecek tedbirleri almaya yönlendirilmiş olacaktır.

 2- Destekleyici Politikalar

Devlet, sosyal güvenlik alanında asgari seviyede bir sosyal güvenliği garanti edecektir. Günümüzde devletin sağlayacağı bu asgari garantinin tatmin edici olamayacağı anlaşılmış olduğu için fertlerin kendi sosyal güvenliklerini kendi imkan ve güçleri ile geliştirmesinin temin ve teşvik edilmesi alanında da devlete görev düşer. Bu alanda aşağıdaki tedbirler düşünülebilir.

 A- Munzam Sosyal Sigorta Kuruluşlarının Kurulması

Vatandaşların sosyal güvenliklerinin geliştirilmesinde munzam sosyal sigorta kurumları önemli bir araçtır. Munzam sosyal sigorta kuruluşları bütün kesimleri kapsayacak şekilde geliştirilmelidir.

İşçiler için İşçi Yardımlaşma Kurumu (İYAK) ya da işletme sosyal yardım sandıkları sistemleri, memurlar için Memur Yardımlaşma Kurumu (MEYAK) esnaf için Esnaf yardımlaşma kurumu(EYAK) gibi kuruluşlar günümüzde başarısını isbat eden Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) örneğinden de destek alarak mutlaka kurulmalıdır. Bu kuruluşlarla hem mecburi sosyal sigorta sistemi desteklenecek hem de milli tasarrufların artışına destek sağlanmış olacaktır.

 B- Özel Sigortanın Desteklenmesi

Sosyal güvenlikte, özel sigortanın sağlayacağı katkı göz ardı edilemez. Özel sigorta sosyal güvenlik sistemini destekleyici bir rol oynayabilir. Devlet özel sigortanın sosyal güvenlik alanında faaliyet göstermesini teşvik etmelidir. Özel sağlık, emeklilik, sakatlık sigortaları desteklenerek sosyal güvenliğin gelişmesine katkı sağlanabilir.

Biz özel sigortanın geliştirilmesini önemli görüyor ancak devletin sosyal güvenlik alanından çekilmesi için özel sigortanın bir alternatifi olamayacağına da işaret etmek istiyoruz. İfade edelim ki sosyal güvenlik alanında devletin vazgeçilemeyecek bir rolü daima var olacaktır.

Bütün bu alanda teklifimiz otomobillerdeki mecburi sigortadan mülhem olarak konutları, işyerleri ve ekim alanlarının (tarım sigortası) mecburi olarak özel sigorta kapsamına alınmasının sağlanmasıdır. Bu özel sigortacılığı olduğu kadar genel olarak sosyal güvenliği de destekleyecek bir politika olacaktır.

 C- Tarım Reformu ve Sosyal Güvenlik

Köylülerimizin ekonomik kalkınması açısından tarım reformunun büyük önemi vardır. Tarım reformu kapsamında alınabilecek bir takım tedbirler vardır ki bu tedbirler köylülerin sosyal güvenliğine de katkı sağlayacaktır. Bu anlamda (i) Tarım kentlerinin harekete geçirilmesi, (ii) Tarım topraklarının parçalanması ve ekonomik işletmecilik yapılamayacak hale gelmesinin önlenmesi, (iii) Erozyonun önlenmesine yönelik çalışmalar, (iv) Ormanların korunması, ağaçlandırmanın hızlandırılması, (v) Meraların ıslah edilmesi, (vi) Arazilerin uzun süre boş bırakılmasının önlenmesi gibi faaliyetler, (vii) Tarım arazilerinin sanayii alanı olmaktan korunması gibi faaliyetler sosyal güvenlik açısından da önem ve değer taşıyan faaliyetler niteliğinde görülmelidir.

SONUÇ

Türk devlet geleneği Türk milli kültüründen ve Türk tarihinden günümüze gelmiştir. Bu gelenek insanlığın tarihi tecrübelerinden ve mevcut birikimlerinden faydalanılarak geliştirilmelidir. Türk devlet geleneğinin takipçileri öncelikle Türk milliyetçileridir. Öyle de olması gerekir. Bilge Kağan' dan Rahmetli Alparslan Türkeş' e kadar Türk devlet geleneğinden Türk töresinden elde ettikleri ipuçları ile Türk milletinin mutluluğu için politikalar üreten milli liderler geleneği çok şükür ki sürmektedir. Gençlerimize Türk milli kültürünün ipuçlarını temel ilkelerini benimsetebilir isek onlar Türk milletinin ruhuna uygun ve milletin destek ve tasvibini alacak politikalar üretme gücünü kendilerinde bulabileceklerdir.

Eğer biz Türk tarihini, kültürünü ve bu kültür kotları içerisinde yer alan milli değerlerimizi yeni nesillere aktaramaz isek, onların orijinal çözümleri birer hayal olacaktır. Son iki yüz yıldan beri gözlemlediğimiz gibi yabancı ülkelerdeki iyi işleyen kanunları ülkeye aynen taşımak, iyi sonuç veren politikaları aktararak uygulamaya koymak bunlardan da sonuç alınamaz ise milletin dinini değiştirmeye girişmek gibi aymazlıklara yönelmekle kalırız. Bunlardan sonuç alamayınca ülkeyi iç ve dışta borç batağına sokmak, milli haysiyetimizi rencide etmek pahasına ülkede ekonomik büyümeyi sağlayıp sade vatandaşları tatmin ederek gerçekleri milletin gözünden kaçırıp idareyi maslahatçılık yaparak zaman kaybederiz. Sonuç olarak şunu ifade etmeliyiz ki bu ülkeyi yönetenler ülkede milli, çağdaş ve uygulanabilir politikalar üretmek arayışı içinde olmalıdır. Bütün politikaların yegane hedefinin ise Türk devletini "devlet-i ebed müddet" ideali doğrultusunda başı dik karnı tok, hür ve şerefli insanların ülkesi yapmak olduğu bilinmelidir. Türk milleti evlatlarından kendi değerlerinden utanmayan, aşağılık psikolojisine kapılmayan hürriyet aşığı, şerefli insanlar olmalarını beklemektedir. Türk devletini yönetenler de bu bekleyişin bilincinde olmalıdır. Bu millet en son istiklal savaşında her türlü gayri milli, mandacı tavırları tarihin çöplüğüne atmayı bilmiştir.

Günümüzde açlığa, yoksulluğa karşı mücadele etmek bu anlamda sosyal dayanışma sağlamak; bu mücadelenin günümüzdeki adı olan sosyal güvenlik milli güvenliğin harcı mesabesinde önem ve değer taşımaktadır. Bu sebeple, takip edilecek politikasının ipuçlarını yukarıda sıraladığımız milli sosyal güvenlik sistemi, mutlaka kurulmalıdır.

Türk devleti, sosyal devlet olmaktan, hukuk devleti olmaktan, adalete dayalı milli bir devlet olmaktan vazgeçemez. Çünkü, bu ilkeler en üst seviyede milli dayanışma ve yardımlaşmanın olmazsa olmaz ön şartları niteliğinde prensiplerdir. Sıraladığımız ilkeler bu milleti tarihten günümüze kadar yaşatan ilkelerdir. Türk devleti de bu ilkelere dayalı bir felsefenin takipçisi olmak mecburiyetindedir. 

  

Faydalanılan Eserler

·       el Cahiz, Ebu Osman Amr b.Bahr (Çev. Ramazan ŞEŞEN): Hilafet Ordusunun Menkıbeleri ve Türkler' in Faziletleri, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayın no.33, Ankara 1967.

·       EKİN, Nusret: İşsizlik Sigortası, Ankara 1994.

·       ERGİN, Muharrem: Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları No.1, İstanbul 1973.

·       ERSOY, Mehmet Akif: Safahat, İnkılap Kitapevi, 4.Bası, İstanbul 1997.

·       KAFESOĞLU, İbrahim: Türk Milli Kültürü, Ötüken, 15. Bası, İstanbul 1997.

·       EBU ZEHRA, Muhammed (Çev. E. Ruhi Fığlalı-Osman Eskicioğlu): İslam'da Sosyal dayanışma, Yağmur Yayınevi, 2. Baskı, İstanbul 1976.

·       KÖSEOĞLU, Nevzat: Devlet, Eski Türklerde İslam'da ve Osmanlı'da, Ötüken, İstanbul 1997.

·       KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken, 15. Bası, İstanbul 1997.

·       KUTUP, Seyyid: İslam da Sosyal Dayanışma Adalet, Arslan Yayınları, İstanbul 1993.

·       NİYAZİ, Mehmet: Türk Devlet Felsefesi, Ötüken, İstanbul 1993.

·       ŞEKER, Mehmet: İslam da Sosyal Dayanışma Müesseseleri, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1984.

·       TURAN, Kamil:"Başlangıçtan Cumhuriyete Kadar Türk Çalışma Hayatında İnsani Değerler Açısından Uygulamalar", Türkler' de İnsani Değerler ve İnsan Hakları-Yüzyılımız ve Türkiye Cumhuriyeti, Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, 3. Kitap, İstanbul 1993, (s.107-139).

·       TURAN, Osman: Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, Nakışlar Yayınevi, C.I-II, 3. Baskı, İstanbul 1979.

·       YAZGAN, Turan: Sosyal Sigorta, Fatih Gençlik vakfı Matbaası, İstanbul 1977.

·       YAVUZ, Yunus Vehbi: Bir Sosyal Güvenlik Kuruluşu Olarak Zekat, Tuğra Neşriyat, İstanbul 1992.

·       EL KARDAVİ, Yusuf (Ter. Abdülvehhap Öztürk): Fakirlik Problemi Karşısında İslam, Nur yayınları, 2. Bası, Ankara 1966.