BAŞBUĞ VE GENÇLİK

Atilla KAYA*  

GENÇLİK

Gençlik bir milletin geleceği demektir. Gençliğe gereken önemi vermeyen, gençliğini iyi yetiştiremeyen milletlerin gelecekleri karanlıktır. Gençliğin sosyal alanda iki önemli fonksiyonu vardır. Bunlardan biri, geleceğin nesilleri olarak nasıl yetiştirilecekleri, diğeri ise sosyal ve siyasal taleplerde mevcut gençliğin nasıl bir rol oynayacağıdır. Bu fonksiyonlardan ilki devletin eğitim sistemiyle yakından alakalıdır. Diğeri ise sosyal ve siyasal hareketlerin gençlik potansiyelini nasıl değerlendirecekleri ile ilgilidir. Bu durum gençlik ve siyaset bağlamında değerlendirilmelidir. Bütün dünyada toplumsal modernleşme gayesi güden kitlevi hareketlerin temel sosyal dinamiği genç nüfusa dayanır. Bunun temel nedeni ise, genç nüfusun niteliklerinden kaynaklanır. Genç insanın belli sosyo-psikolojik özellikleri vardır. Gençlik statükocu değil; değişimci, pragmatist değil; idealist ve en önemlisi de tutucu değil; yenilikçi değerlere ilgi duyar. Bu özelliklerle genç yaşın getirdiği heyecan mücadele azmi birleşince ve bunu da iyi değerlendiren bir siyasi hareketin başarısı kaçınılmaz olur. Dünyadaki bütün değişimci hareketler gençlerden aldıkları güç nispetinde başarılı olabilmişlerdir. Gençlerin bu samimi ve idealist nitelikleri dünyayı kana bulayan emperyalist ve materyalist ideolojiler tarafından da kullanılmıştır. Marksist ideolojinin sosyal yansımaları olan değişik devrimci hareketlerin potansiyel hedef kitlesi her zaman gençlik olmuştur. Rusya’da gerçekleşen kızıl ekim devriminin lokomotif gücü anarşist kitlesiydi. Yine Çin’de Mao devriminin mimarı gençlerdi. Hitler Almanya’sında milliyetçi fikirleri en hararetle savunanlar yine gençlerdi. Orta ve Güney Amerika devrimci gerilla hareketlerinin insan unsurunu yine gençler oluşturmuştur. Dünyada ve Türkiye’de efsaneleştirilen ünlü 68 kuşağı sosyal ve siyasi eylemleri yine gençlerin başrolünü oynadığı hareketler olmuştur. Bu saydığımız olaylardan da anlaşılacağı üzere gençliğin dinamik, idealist ve devrimci duyguları çoğu zaman materyalist felsefeler tarafından sömürülerek, küresel olarak büyük acıların yaşanması ile sonuçlanan olaylarda kullanılmıştır.

Ülkücü gençliğin efsanevi lideri Başbuğ Türkeş’e göre gençlik birkaç açıdan ele alınmalıdır. Bunlar; eğitim açısından, kültür açısından beden ve ruh terbiyesi açısından ve en önemlisi siyaset açısından. Siyaset diğer faktörlerin hepsini de kapsadığı için bunun üzerinde durulmalıdır. Siyasi anlamda Gençlik derken bütün Türk gençliğini kastetsek de gerçekte, ancak etkili olabilen, şuurlu ve örgütlü gençliği göz önüne almak gerekmektedir. Özellikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde gençlik siyasete büyük ilgi duyar. Ancak gençliğin bu ilgisi ülkeyi yöneten elidin hiç de hoşuna gitmez.

“Özellikle geri toplumlarda gençliğin siyaset ile uğraşması gerekip gerekmediği konusu tartışmalıdır. Fakat hemen işaret etmeliyiz ki, gençlik eri bir halkın seçilmemiş temsilcisidir. Bu da demektir ki, seçilmiş temsilciler olan milletvekilleri halk hizmetinde beceriksizliğe, yolsuzluğa, hatta kötülüğe saptılar mı halkın çıkarlarını korumak görevi gençliğe düşer. Bu yüzdendir ki, gençlikle arası iyi olmayan siyasi partilerin halk hizmetinden çok kendi çıkarlarının peşinde olduğu sonucu çıkarılır. Vurgunculuğa niyetli olan yöneticilerin gençliğin çıkışlarından, halkı uyarmak için giriştiği çabalardan hoşlanmayacağı şüphesizdir.”

Bazı siyasi hareketler ve partiler de gençliği popülist anlayışlarla kendi yanlarına çekerek sadece bir propaganda aracı olarak kullanmaktadır. Bu anlayışa sahip politikacıların istedikleri genç tipi, hiçbir ideolojik ve fikri donanıma sahip olmadan sadece kendilerine çeşitli çıkar ilişkileriyle bağlı lümpen bir gençlik tipidir. Ne yazık ki ülkemizdeki birçok parti bu zihniyete sahiptir.

“Yarının yurt yöneticilerini yetiştirmek vatana ve millete yapılan iyiliklerin en büyüğüdür. Toplantı, konferans ve mitinglerde kendilerini alkışlatmak, muhaliflerini de yuhalatmak için etrafına genç toplamaya çalışanlar, gençliği çığırtkan veya satın alınmış propagandist olarak kullanan çarpık kanaatli kimseler vardır. Ve ne acıdır ki, bugüne kadar gençliğin gördüğü muamele bu olmuştur. Kendi gideceği yolu görmeyen körler başkalarına nasıl yol gösterebilirler ki? Kör köre yol gösterir ise ikisi de çukura düşer. Gerçekten bugün gençlik bu durumdadır. Basiretsiz yöneticiler kendileri gibi, bu arada gençliği de çukura düşürmüşlerdir. Mesele, şimdi gençliği kurtarmada, ona gideceği gerçek yolu, Türk ülküsü yolunu göstermektedir. Gençlik Amerikan uşaklığının da, Rus uşaklığının da aynı kapıya çıkacağını bilmelidir. Türk ülküsü dışında ne olursa olsun hizmet etmek köleliktir.”

Başbuğa göre gençlik; hür düşüncenin ve beşer aklının varlığında yeni bir davranış ve gelişecek toplum yapısının temel güç, enerji ve ümit kaynağıdır. Gençlik, siyasi hedefleri tahakkuk ettirici, yükseltici, ilerleticidir.

Biz Türkiye’de, ruh ve beden sağlığı, fikri hür, vicdanı ezilmeyen ve ezmeye hevesli olmayan yüksek bir iradeye sahip, devletin ve milletin geleceğinin sorumluluğunu taşımaya hazırlanan nefsine güvenen bir gençlik istiyoruz. Bu ruh ve şuurla yoğrulacak Türk gençliğini sosyal, kültürel, iktisadi kalkınma davamızın çözümcüleri, milli varlığı olarak kabul ediyoruz. Gençliği geleceğin kuvveti ve müreffeh Türkiye’sinin ana yapısını teşkil eden bir unsur ve yüksek idarecileri olarak görüyoruz.

İşte Başbuğ Türkeş bu ilkeleri ve görüşleri paralelinde milyonun üzerinde genç yetiştirerek memleketin hizmetine sunmuştur. Onun bu kutsal ilkeler doğrultusunda yetiştirdiği ya da yetişmesine vesile olduğu binlerce genç, bugün siyasetçi, üst ya da alt düzey bürokrat, iş adamı, gazeteci gibi değişik meslek ya da sosyal alanlarda ülkemize hizmet etmektedirler.

Dinimiz, soyumuz, tarihimiz, ahlakımız... Bunlar aynı zamanda manevi olduğu ölçüde, maddi, iktisadi ve askeri güçlerimizin de temel dinamikleridir. Bunları yok ederek, Türkiye’nin kalkınacağını, halkın refah seviyesinin yükseleceğine inanmak materyalist bir fanteziden ibarettir. Ahlaksız, imansız, sanatsız, tarihsiz bir çağdaşlık, bir kalkınma, bir sınai, askeri veya ilmi güç sağlamak mümkün değildir. İşte Başbuğ Türkeş, Ülkücü gençliği, milletin cevherini teşkil eden bu kutsal hazineler üzerine kurulmuştur. Onun için, ruhunu yeniden keşfettiği gençliği de, kendisine bağlamış ve inanmıştır.

 KOMÜNİZM VE GENÇLİK

Ülkemizde de sol-bölücü örgütler her zaman gençliği hedef seçmiş ve devşirdikleri bir çok idealist genci silahlı propaganda uğruna heba etmişlerdir. Gençliğin başlangıçta var olan saf duygularının yerine materyalist tabuları enjekte ederek adeta beyinlerini yıkamışlardır. Dinin yerine materyalist ideolojiyi, bilimin yerine dogmatik kesin hükümleri, aklın ve mantığın yerine devrimci romantizmi koyan bir gençlik heba oluştur. Başbuğ Alparslan Türkeş bu heba olan gençliği şöyle ifade etmektedir:

“Son beş altı yıl içinde ülkemizde çok ciddi ve acıklı olaylar meydana geldi. Komünizme, bölgeciliğe ve bölücülüğe kaymış olan pek çok genç ve okumuş kovuşturmaya uğradı. Silahlı çeteler kurularak partizan savaşlarına girişildi. Memleketimizde misafir bulunan yabancılar taarruza uğradılar, kaçırıldılar katledildiler. Bunların bir kısmı, devlet kuvvetlerine karşı koydukları bir sırada yapılan çarpışma sonunda vurularak öldüler.

Gençlerin bir çokları tutuklandı. Bunların tuttukları yolun ne kadar yanlış olduğu ve memleketimiz için zararlı, yıkıcı bulunduğu bellidir. Fakat gençler, yanlış dahi olsa inandıkları bir ülkü uğruna, hayatları dahil her şeylerini feda etmekten çekinmeyecek davranışlar göstermişlerdir. Memleketimiz için bu durum ne büyük acıdır ve Türk milleti için ne büyük bir kayıptır.

Niçin Türk milletinin yüzlerce genci ve bir kısım okumuşları vatan için zararlı olan yıkıcı akımlarla ve hareketlerle sürüklenmişlerdir... Niçin memleketimizin bu talihsiz çocukları Türkiye’yi bölgelere göre parçalayarak ayrı, ayrı küçük devletler haline sokmak ihanetine saplanmışlardır? Niçin üniversitelerimizde yıllarca okuyup yetişmiş olan bu insanlar, “Ben Türk değilim, Müslüman değilim, Türkiye diye bir varlık tanımıyorum!” şeklinde ifadeler vermişlerdir.

Yurdumuzun evlatları olan bu gençler üniversiteye gelmeden önce aile yuvalarında bulundukları zamanlarda, bu kötü ve yanlış fikirlere sapmış değillerdi. Hatta bir çokları gerçek anlamda vatansever ve milliyetçi idi. Bunların millet için kaybolmalarının sebebi memleketimizin bir çok yıllardan beri içine yuvarlandığı fikir ve inanç boşluğudur. İnsanlar inançla, ülküyle yaşarlar, mutlu olurlar ve yükselirler. İnançsız ve ülküsüz bir kimse kendisini boşlukta bulur ve sadece içgüdülerinin tesiri altındaki olaylar için sürüklenir, davranışları ve hayatı tesadüflere bağlı kalır.”3

Türk siyasi hayatında peşinden milyonlarca genç insanı koşturan, onlara milli ülkü, inanç ve yoğun bir milliyetçilik duygusu aşılayan tek lider Başbuğ Türkeş olmuştur. Başbuğ bu gençliğe Türklerin sembolü olan “Bozkurtlarım” diye hitap etmiştir. Ülkücü gençliğin efsanevi lideri olan Başbuğ Türkeş bir konuşmasında bozkurtlarına şöyle seslenmektedir:

  “Genç Bozkurtlarım!

Biz Türk Milliyetçisiyiz. Türk milletinin varlığını korumak, yüceltmek ve ebediyete kadar devam ettirmek mücadelesini yapan insanlarız. Bu ana ilkemizdir. Türk için, “Türk’üm” diyen herkes için ana kanun budur. Her fikir her davranış buna uymaya, bunu gerçekleş-tirmeye mecburdur.

Arkadaşlar, Milliyetçi fikirleri, bütün Türk milletine, Türk gençlerine yayacaksınız. Size bir alev veriyorum, bununla herkese yolu göstereceksiniz. Elinizdeki bu meşale ile her şeyi değerlendireceksiniz. Bakacaksınız, herhangi bir hareket, söz, fikrimize, Türklüğe uygunsa onu alacaksınız, zarar veriyorsa onu sileceksiniz.”4

Ülkücü gençliğin efsanevi lideri, Başbuğu Alparslan Türkeş 1980 öncesi Ülkücü Gençliğin Türkiye’yi Sovyet peyki yapmak isteyen komünist işbirlikçilerle girdiği mücadeleyi her zaman desteklediğini ve şehit olan her ülkücü evladı için gözyaşı döktüğünü kendi sözlerinden anlamak mümkündür. O Ülkücü Gençliği Türk Milliyetçiliğinin yapıcı gücü “Bozkurtlar” olarak tabir etmiştir. O Ülkücü Gençliğin ateşten çember içinden geçtiği o günleri şöyle anlatmaktadır:

“Komünistlerin üniversiteyi ele geçirme planını bozan, memleketin daha büyük felaketlere sürüklenmesini önleyen, bozkurtlar olmuştur. Ölmüşler, iftiraya kurban gitmişler, ama eğilmemişlerdir. Üniversite komünist olmadıysa, bunda, Bozkurtların mücadelesinin rolü büyüktür. Bu uğurda çok şehit verilmiştir.

İmamoğlu şah damarından vuruldu, cebinden 35 kuruş çıktı. Doktorlar otopsi için karnını yardıklarında 36 saattir yemek yemediği anlaşılmıştır. Ondan sonra da komünistler ve destekleyicileri “efendim komandolar para yiyor” diye iftira kampanyasına girdiler”5

Başbuğ her zaman silahlı mücadele de dahil her türlü şiddet hareketine karşı mücadele etmiştir. Şiddetle ve illegal mücadele metotlarına kesinlikle müsaade etmemiş istenmeyen durumlar karşısında her zaman sükunet ve provokasyonlara karşı duyarlı olmayı tavsiye etmiştir. Başbuğ fikirlerin ve sosyal dinamiklerin şiddet yoluyla bastırılamayacağını her zaman ifade etmiştir. Zararlı akımları doğuran sosyo-ekonomik şartların ortadan kaldırılmasının en doğru ve gerçekçi yol olduğu görüşünü Başbuğun birçok eserinde ve konuşmalarında bulabiliriz. Ancak sosyo-ekonomik şartların iyileştirilmesi devlet politikalarıyla alakalı olduğu bir gerçektir. Bu nedenle bu şartların ortadan kalkmasını beklemek ve mücadeleden çekilmek vatanın selameti açısından mümkün değildir. Bu konuda Başbuğ Türkeş’in görüşü nettir:

“Hükümetler acz içine düştükleri dönemlerde sizi tahrik edebilirler, sizi dövmek isteyebilirler. Maksatları sizi de orduya karşı gibi göstermek, anarşist göstermektir. “Sola” karşı “Sağ” çıkarmak istiyorlar. Onun için siz onlarla kadronun yetiştirip üniversiteden mezun olmasını istemiyorlar. Onun için siz onlarla çatışmayınız. Bu demek değildir ki, mücadeleden çekiliyoruz. Hayır!... İlimle, ahlakla, çalışmakla mücadeleyi sürdüreceksiniz. Asıl olan da budur.

Komünizm bir fikirdir. Fikir kaba kuvvetle bastırılamaz. Bir fikir ancak kendisinden daha güçlü diğer bir fikirle yenilebilir. Onun için bugün sıkıyönetimin tedbirleri Komünist-Kürtçü tehlikeyi ortadan kaldıramaz. Çünkü onun karşısına daha güçlü bir milli ideoloji çıkarmak esasen görevi de değildir. İşte o çıkarılması gereken ideoloji Dokuz Işık’tır. Onun için, milliyetçi gençler olarak ideolojimizi çok iyi bilmelisiniz. Milliyetçi hareketin kuvveti buradadır. İlk defa milliyetçilik siyasi aksiyon oldu, milletin hayatına girdi. Maddi sıkıntılar çektik, fakat hala ilerliyoruz, her gün biraz daha büyüyoruz."6

Başbuğun Marksist felsefeye ve komünizme karşı bilinen sert tavrı bir önyargı ve düşmanlık neticesinde oluşmuş değildir. Yani bir felsefe ve fikir olarak komünizme düşmanlık söz konusu değildir. Ancak tabii ki Başbuğ Türkeş materyalist ve beynelmilel ütopyalar peşinde olan bu ideolojiye kesinlikle yakınlık duymamaktadır. Esas sert tavrının nedeni ise, bu ideolojinin Rus yayılmacı doktrininin elinde bir araç olmasıdır. Sovyet Rusya’sı Marksizm’i yayılmacı ve sömürgeci politikasının aracı haline getirerek, bütün Orta Asya ve Kafkasya Türk bölgelerini kolonileştirmiştir. Bir Türk milliyetçisi ve Turancısı olan Başbuğun esas düşmanlığı işte bu emperyalist zihniyetidir. Türkiye’deki bu komünist örgütlenmelerin hemen hepsi Sovyet yanlısı bir politika gütmüşler hatta Sovyet güçleriyle derin işbirliği içine girmişlerdir. Bunu gören Başbuğ Türkeş, Türk gençliğini milli ülküler ve inançlar konusunda bilinçlendirip komünizm tuzağından korumaya çalışmıştır.

  ÜLKÜCÜ GENÇLİK-BAŞBUĞUN BOZKURTLARI

Başbuğ Alparslan Türkeş’in Türk milletine yaptığı en büyük hizmet, “Ülkücü Gençliktir”. Ülkücü gençliğin mimarı ve başöğretmeni Alparslan Türkeş’tir. Birkaç idealist aydınla başladığı siyasi mücadelesinde her zaman gençliğe büyük önem vermiş ve neredeyse bütün performansını ülkücü bir nesil yetiştirmeye ayırmıştır. Bu neslin yetişmesindeki gerekliliği şöyle ifade etmektedir: Memleket ve milletlerin bugün ve yarını için umut kaynağı olan gençlik, aynı zamanda, bir devletin devamlılık konusundaki güvenidir. Önemi büyüktür, yücedir.

Üzülerek belirtmek gerekir ki, bugüne kadar ülkemizde gençlik konusu bir milli dava olarak ele alınmamış, gençliğe hizmet yolunda bir usul tespit edilmemiştir. Türk gençliği, Türk milletinin geleceğinin birlik ümidi ve kurtuluş kaynağıdır. Bu görüşle gençleri teşkilatlandırmak memleket kalkınmasında başarılı hizmetler yapmaları için hazırlamak ve yetiştirmek gereklidir.

Gençliğin ruh ve beden sağlığı büyük ölçüde ihmale uğramıştır. İyilik, doğruluk, güzellik, gerçek ülküsü ve ilmin meydana getirdiği sonuçlar sistemli bir şekilde gençliğe verilmemiş ve gençliğin temel eğitimi görüntüler ve tesadüflere dayandırılmıştır.7 Bu olumsuz tespitlere rağmen Başbuğ gençlikten ümitsiz değildir. Bu umudunu şöyle ifade etmektedir;

“Gençlik, yorgun ve yıpranmış yetişkinlerin baskı ve istismarına hedef kabul edilmiştir. Fakat bunlara rağmen eğitimi eksik ve kusurlu olmakla beraber, genç nesillerin formasyonu yaşlı nesillerden ileridir. Yarına güvenimiz de bundan doğmaktadır. Bunu mutluluk sayarız.”8

Türk gençliği Başbuğun bu umudunu ve iyimserliğini boşa çıkarmamış ve yüz binlerce genç Ülkü Ocaklarında teşkilatlanarak Başbuğun gösterdiği büyük ve kutlu hedefe doğru yürüyüşe geçmiştir.

"Memnuniyetle ifade edelim ki, vatanını savunan gençler, Türk milliyetçiliği ülküsüne bağlı oldukları için, ne emperyalizme alet olmuşlar, ne de Türklüğün son bağımsız, biricik devletine baş kaldırmışlardır.

Milliyetçi Türk gençliğinin emperyalizmin öncüsü yabancı ideolojilere karşı, geçmiş yıllarda gösterdiği yüksek uyanıklık ve yaptığı feragatli mücadele her türlü takdirin üzerindedir. Onların fedakar çalışmaları sayesindedir ki, Türkiye uçurumun kenarından kurtarılmıştır. Türk milletine hizmet yolunda milliyetçi Türk gençliği, emperyalizmin uşakları olan komünist çeteciler tarafından haince suikastlara uğramışlar ve şehitler vermişlerdir. Ömürlerinin baharında gözlerini dünyaya kapayan bu genç kahramanların aziz hatıralarını rahmetle anarak, kendilerine minnet ve şükranlarımızı sunarım.

Milliyetçi Türk gençlerini yakından tanımış olmanın vermiş olduğu bir güvenle söyleyebilirim ki, onlar milletimizin her çeşit güvenine ve teveccühüne layıktırlar. Onlardaki uyanıklığı, yüksek vazife duygusunu, yüksek ahlakı gördükçe, milletimizin yarınına derin bir inançla bakmaktayız.”9

Bir gül bahçesine girer gibi toprağın kara bağrına giren; Ruhi Kılıçkıran, Yusuf İmamoğlu, Dursun Önkuzu, Süleyman Özmen gibi komünist kurşunlarıyla şehit olan binlerce Bozkurt, Başbuğun sözünü ettiği o gençliktir işte.

Başbuğ sadece bir nesil yetiştirmedi. O, 1944’lerden başlayarak son nefesini verene kadar değişik kuşaklarda yüz binlerce genç yetiştirdi. O kuşaklar arası bir köprü vazifesi yaparak gençliği geçmişiyle ve yarınıyla barıştırdı. Türk gençliğinin, tarihiyle, soyuyla ve diniyle gurur duymasını kısaca gençlikte Türklük şuurunun canlanmasına neden olmuştur.

Başbuğun görmek istediği ülkücü genç profilini şöyle tasvir edebiliriz; bir bozkurt, bir ülkücü, her hareketi, davranışı, oturması, kalkması, konuşması ile Türk milliyetçiliğinin, Dokuz Işık’ın propagandacısıdır. Bir ülkücü genç, çağın değişen ve gelişen değerlerinden istifade etmeli ve kendini sürekli yenilemelidir. Başbuğ ilerleyen yaşına rağmen sürekli yeni gelişmeleri takip etmiş ve ülkücü gençliği, Bozkurtlarını bu gelişmelerden haberdar etmiştir. Henüz popüler hale gelmeden, birçok aydının bile kavrayamadığı “bilgi toplumu” kavramını Türkiye’de ilk kez Başbuğ gündeme getirmiştir. Ülkücü gençliğe yönelik yaptığı birçok konuşmada “bilgi toplumu” gerçeğini vurgulamış ve gençliğin bu yeni değerlere uygun bir şekilde teçhizatlanmasını istemiştir. Ülkücü Türk gençliği Başbuğunun işaret ettiği gibi çağın modern değerleriyle, geleneksel değerlerimizin sentezini yaparak Türk milliyetçiliği davasını en yüksek değerlere ulaştıracaklardır.

Birçok lider gelip geçmiştir. Fakat milyonların gönlünde, sevgi, ahlak, milliyetçilik aşkı bırakan, bunu nesillerden nesillere sürdürecek olan “Başbuğ” yalnız Alparslan Türkeş’tir. Rahmete kavuşan Alperen Başbuğumuzun, dipdiri ruhunun eseri, Ülkücü gençliktir. Mithat Cemal, Mehmet Akif’in mezarı başında söylenen İstiklal marşını kast ederek; “Kendi eseri ile toprağa gömülen ilk ölü” demiştir. Başbuğ da öyledir: Anıt mezarına konulurken, “kendi eliyle yetiştirdiği milyonlarca gencin duaları, tekbirleriyle defnedildi” denilecektir.

O Ülkücü Türk gençliği için örnek bir milliyetçi yol gösterici ve ideal adamıydı. Kısaca O Ülkücü Türk gençliğinin efsanevi lideri Başbuğ Alparslan Türkeş’tir. Onun Ülkücü gençliğe söylediği şu sözlerini hiçbir Ülkücü hatırından çıkarmamalıdır:

“Gençler, hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin, yere düşürmeyin!...”