TABİİ VARLIKLAR, ORMANLAR VE ÇEVRE KORUMA 

Sabri SÜMER* 

         GİRİŞ

         Türkçü büyük düşünür Atsız’ın tabii kaynaklar, ormansızlaşma, çölleşme, köycülük ve erozyon konusunda gayet isabetli görüşleri vardır. Bize bugün yön vermesi gereken ve ilham alacağımız görüşler şöyledir: “Türkiye toprağının depremde batacağına dair bir emare olmadığı için bu yönden korku yoktur. Fakat toprağın denize akması ve ormanların yok olması sonucu memleketin çölleşmesi gibi ciddi bir tehlike vardır.” “Türkiye’nin en mühim meselesi, yer altı servetlerini işletmeden önce yer üstünü yaşanır duruma getirmek, ormanlarla yağmur sağlayarak tarım verimini attırmak, ondan sonra yer altı servetlerine el atmaktır.” “Türkiye’de 40 bin köy var. İstanbul’dan Ankara’ya trenle giderken hattın iki yanındaki köylere bakınız. Bazılarında bir tek ağaç vardır. Çoğunda da üç beşten fazla yoktur. Yani görünüş tamamen bozkır ve çöl manzarasıdır. Evliya Çelebi’nin bahsettiği mamur köylere hat boyunca rastlanmaz.” “Köyleri büyütürken şehirlerin küçülmesine de o kadar ehemmiyet vermek icab eder.” “Büyük şehirler, sağlık, ahlak, asayiş, savunma bakımından büyük sakıncalar taşır. Büyük şehirlere lüzum yoktur. Bir milletin ileri ve güçlü olması büyük şehirleriyle ölçülmez. Toprağı az milletler için bu bir zaruret olsa bile Türkiye gibi geniş bir ülke için fantazi ve hatadır.” “Anadolu’nun iyi bir etüdünden sonra yeni kültür ve endüstri şehirlerinin kurulması, büyük şehirleri hızla daha fazla büyütmemek için, elli yıl önce İsveç’in yaptığı gibi fabrikaları seçilecek köylerde kurmak, bugün çok az nüfuslu, fakat verimli olan Muş Ovası’na Batı Anadolu’nun sıkışık yerlerinden tarımcı nüfus göçürmek en isabetli tedbirlerdir.”

         Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş kurduğu “Dokuz Işık Doktrini”nde Türk Milliyetçileri’nin vatan toprağı, millet, toplum kalkınması, refaha ulaşma ve her konu için mutlaka bilim esaslarından faydalanma gerektiği görüşlerini ortaya koymuştur. Ülkücülük İlkesi’ni “Türk Milleti’ni en ileri, en medeni, en kuvvetli bir varlık haline getirme ülküsüdür. Her insan evvela kendi milletine hizmet etmeli, kendi milletini yükseltmeye, kendi milletini mutlu etmeye çalışmalıdır.” şeklinde açıklamaktadır. İlimcilik İlkesi’nde “Her çeşit faaliyetin toplumun yararına olacak şekilde yönetilmesi görüşüdür. Olayları ve varlığı ön yargılardan uzak ve art düşünceden sıyrılarak ilim mantalitesi ile incelemek ve girişilecek her çeşit faaliyette ilmi önder yapmak prensibidir.” demektedir. Toplumculuk İlkesi “Her çeşit faaliyetin toplum yararına olacak şekilde yönetilmesi görüşüdür.” diye ortaya konmuştur. Köycülük İlkesi’ni “Köyleri tarım kentleri halinde birleştirerek kalkınmayı öngörür. Kooperatifleşmeyi hedef alır. Bilhassa orman bölgesinde yaşayan köylüleri öncelikle ve hızla refaha kavuşturmak amacını güder.” sözleriyle tespit etmektedir. Endüstricilik ve Teknikçilik İlkesi için “Türk Milleti’nin kalkınması için acele sanayileşmesi lazımdır. Türk Milleti’nin yükselişi için büyük hamleler yapmak zorundayız.” ifadesini kullanmaktadır. Görülüyor ki dokuz ilkenin beşinde Türk Milleti’nin bilimde ve teknikte ilerlemesi, toplumun refaha ulaştırılması, köylerin kalkındırılması, sanayileşme ve teknolojide ilerleme işaret edilmekte ve hedef gösterilmektedir. Tüm bu yöneltmeler de çevre, tabii kaynaklar ve orman ile ilgili bulunmaktadır. Bu bakımdan Başbuğ’umuzun özlü ifadelerinin modern bilim verilerinin ışığında açıklanması gereklidir.

         GENEL BAKIŞ

         Kalkınma insan mutluluğu ve refahı için yürütülen faaliyettir. Bunu sağlamak için bilgi ve teknoloji birikimi kaynak-ihtiyaç dengesi gözetilerek uygulamaya konur. Ancak kalkınma uğraşı insanın faydalanacağı şekilde düzenlenip, çevreye en az zarar vermelidir. Aşırı kullanımlar sonucu tabii kaynaklar azalmaya, yaşama mekanları daralmaya, tahrip olmaya ve kirlenmeye böylece insan hayatını ve geleceğini tehdit etmeye başlamıştır. Yeşil alanların daralması, ormanların tahrip görmesi ve tabii çevrenin bozulması karşısında iklim değişmeleri olduğu tahmin edilir ve ileri sürülür olmuştur.

         Çevre kavramı, tabiatın ve hayatın tamamı olarak tarif edilmektedir. İleri bir teknoloji yaratarak insanlar tabiatı kendi talepleri yönünden kısmen değişikliğe uğratmış durumdadır. Toplumun refahı ve ileri bir hayat seviyesi ortaya koymak için yürütülen bu uğraş, bir safhadan sonra hem insan hem de diğer tüm canlılara zarar veren çevre ortamı ve şartları yaratmaktadır.

         İnsan soluduğu hava, içtiği su, aldığı bitki ve hayvan kökenli besinler ile tabiata bağımlı bir varlıktır. Diğer canlılar gibi tabiat ile dengeli bir karşılıklı etkileşim içinde bulunmak zorundadır. Yaşama ortamını kendi istekleri yönünde değiştirirken tabiattan kopmamaya, zarar vermemeye ve tahrip etmemeye özen göstermelidir.

Hayat seviyesinin yükselmesi sanayileşmenin hızını ve boyutunu artırmıştır, çevre tahribi yaratmaktadır. Sanayiden çevre ortamlarına yayılan katı, sıvı ve gaz formundaki zehirli maddeler, canlıların yaşayabilmesi için gerekli olan hava, su, besin maddesi ve yaşama mekanı gibi unsurları hem nicelik hem de nitelik bakımından yozlaştırıp bozmaktadır.

         Memleketimizde faaliyet alanı toprak olan tarım, ormancılık, hayvancılık, sanayi ve yerleşme gibi sektörlerin faaliyet alanları açıkça belirlenmemiştir. Bundan dolayı en verimli ovalar sanayi ve yerleşim yeridir, buna karşılık orman alanı olması gereken dik yamaçlı kırlık alanlarda tarım yapılmaya uğraşılmaktadır. Ormanlar diğer sektörlerle iç içe durumda bulunduğundan bu sektörlerdeki gelişmeler tabiat, çevre ve orman tahribini beraberinde getirmektedir.

         Sanayileşme, şehirleşme ve bunların getirdiği ekonomik gelişmenin insanı refaha götürmesi, imkan ölçüsünde tabiatı ve çevreyi tahrip etmeden, insan mutluluğuna ve sağlığına katkıda bulunacak şekilde gerçekleştirilmek zorundadır.

         Düzensiz, plansız ve hatta çarpık şehirleşme ve ilerleyen teknoloji çevre kirlenmesini meydana getirmektedir. Denetimsiz büyüyen şehirlerde çirkin yapılar, yetersiz yol, ağır trafik, eksik enerji ve eksik alt yapı tahrip olmuş çevrenin başka bir görünümüdür. Tarım kesiminde geçinemeyen ve ihtiyaçlarını karşılayamayan nüfusun şehirlere göç etmesi buna hazırlıklı ve elverişli olmayan şehirlik alanlarda hammadde kullanımı ve besin tüketimini artırdığından, bunun sonucu olarak atık madde halinde kirleticiler ortaya gelmektedir. İleri teknoloji sayesinde artan ölçüde lüks tüketim gerçekleşmekte, bunu karşılamak için tabii kaynaklar aşırı kullanılarak üretim yapılmakta ve atıklar artarak çevre kirliliğine sebep olunmaktadır.

         Türkiye’deki iklim, topografik yapı ve ormanların konumu, ormancılık faaliyetlerinde yapılacak hataların telafi edilmesini imkansız hale getirmektedir. Yani ormandan herhangi bir sebeple açılan bir alanın tekrar ormanlaştırılması pek çok zor, masraflı ve belki de imkansızdır.

         Memleketimizde ormansızlaşmanın bedeli oldukça yüksektir. Çünkü toprak aşınması yani erozyon, toprak kayması ve seller büyük ölçüde can ve mal kaybına sebep olmaktadır.

         Orman içi ve bitişiğinde yoksul ve dağınık bir nüfus yaşamaktadır. Bu nüfusun orman üzerine sosyal, ekonomik ve siyasi baskısı yüzünden standart ormancılık teknikleri bile zaman, zaman uygulanamamaktadır. Kırlık yörelerdeki nüfusun yerinde kalması ormana baskıdan başka tarım teknolojilerinin uygulanmasına ve tarımda verimin artmasını da engellemektedir. Bu durum ayrıca nüfus bakımından sağlıklı bir şehirleşmeyi de önlemektedir.

        

ŞEHİR İÇİ AĞAÇLANDIRMALAR

Şehir içi yeşil alanlarda kırlık alandaki gibi tabii peyzaj uygulanamaz, yetiştirme peyzajı yapılır. Şehrin merkezinde bulunan yüksek binalar arasında kalan ve daha çok hava boşluğu işlevi yapan yeşil alanlar yaratılmalıdır.

         İlkbaharda çoğunlukla dişi kavaklardan ve daha az olarak dişi söğütlerden dağılıp havada kar-pamuk gibi uçuşan ve yağan tüylü tohumlar ve kış boyunca ağaçta sallanan çınar meyvelerinden yaz başlangıcında dağılan uzun tüylü tohumlar alerji, astım, bazı solunum yolu iltihaplarına sebep olmakta, gözleri etkilemektedir. Pamuklu tohumları sadece dişi ağaçlar saçtığı için, kavakların bu olumsuz etkisi erkek fertlerden vejetatif yoldan fidan üretip bunları kullanmakla önlenebilir. Nüfusun yoğun olduğu şehirlik yerlerde az çınar yetiştirmekle de çınarın uzun tüylü tohumlarının olumsuz etkisinden bir nebze kurtulmak mümkündür.

         Kavaklara arız olan, “kav mantarı”nın çürütmesi ile kırılan dallar ve yaşlı çınarların gövdesini çürütüp boşaltan “çınar mantarı”nın cadde kenarlarında ve tarihi-turistik yerlerde yarattığı büyük tehlikelere dikkat yöneltmek gerekmektedir.

         Cami, türbe vs. gibi tarihi mekanların bahçesine dikilmiş bulunan çınar, kavak ve ıhlamur gibi iri ağaçlar zamanla esas unsur olan tarihi eserin görünemez hale gelmesine yol açmakta, bir peyzaj kusuruna sebep olmaktadır.

         Yine şehirlerde bakımsız yerlerde, caddelerde, her yerde ve hatta tarihi eserlerin duvarlarında kendiliğinden gelişen kokarağaçların diğer zararları yanında, bilhassa erkek fertlerinin yaydığı pis kokular şikayetlere yol açmaktadır. Kokuyu erkek fertler saldığından, vejetatif yoldan elde edilecek dişi kokarağaç fertleri kullanmakla şehre yayılan nahoş koku giderilebilir.

         İyi gölge sağlamasına rağmen, yüklü trafiği olan caddelerdeki atkestanelerinden dökülen meyveler kirliliğe ve tekerlekle fırlatılmadan dolayı kazalara sebep olmaktadır.

         Bir yere getirildikten sonra orayı işgal eden yalancı akasyalardan çiçek açma zamanında güzel kokular yayılmasına rağmen, bunların döküntüleri ve diğer kıymetli ağaçları barındırmayışları kirlilik yaratmaktadır.

         Şehirler ve yakın çevresinde rüzgar etkisinin zararlı olduğu yerlerde sedir ve ladin gibi rüzgar etkisine hassas cinsler yerine, meşe, karaçam, üvez ve köknar kullanılabilir.

         Büyük şehirlerde sanayi tesisleri, ısıtma ve yoğun trafikten dolayı önemli ölçüde gaz zararları ortaya çıkmaktadır. Bitki örtüsünün ve bilhassa ağaçların havayı oksijen bakımından zenginleştirdiği, karbon-dioksit oranını düşürdüğü bilinmektedir. Bu bakımdan gaz zararlarına dayanıklı bitkiler seçilmesi mantıklı bir yoldur. Akçaağaç, çınar, kavak, kızılağaç ve meşe gibi ağaçlar her yıl yaprak yenilediğinden gaz zararlarına dayanıklılık gösterir. Sedir, melez, köknar ve ladinlerin gaz zararlarına hassas olduklarına dikkat edilmelidir. Kış mevsiminde de gaz zararlarına karşı işlevin devam etmesi için herdem yeşil yapraklı ve karaçam gibi iğne yapraklıların kullanılması faydalıdır.

         Bitki örtüsü, tozu yapraklarla üstüne alıp yağış sonunda toprağa indirmek suretiyle havadaki tozu emer. Ayrıca hava hareketleri de yavaşlatılarak toz yayılması azaltılır. Böylelikle hava kalitesine ve sağlığa olumlu katkı sağlanır. Çam tepe ağırlığının üç, kayın altı katı ve meşe bir dekarlık alanda 54 kg toz tutabilmektedir.

         Şehirlik alanlarda yaz aylarında gölge, nispi hava rutubetinin yükseltilmesi ve böylece havanın serinletilmesi gibi ağaçların sağladığı görevleri yerine getiren meşe, karaağaç, ıhlamur ve kayın uygun yerlere dikilmelidir.

         Şehirlerde bitki ve ağaçlardan umulan faydayı elde etmek için bunların gelişigüzel değil de özelliklerine dikkat edilerek kullanılması gerekmektedir.

 

         GÜRÜLTÜ

         Bilimsel yönden gürültü “düzensiz, hoşa gitmeyen, istenmeyen ses”, olarak tarif edilir. Gürültü şiddeti, spektrumu, frekansı ve süresi insanları etkilemektedir. Bilhassa şehir büyümesi, sanayileşme, ulaşım ve artan nüfus ile yaratılan gürültü bir kirlilik olarak mütalaa edilmektedir.

         Teknolojinin getirdiği gürültü aynı usuller ile çözülmek durumundadır. Esas olarak gereksiz gürültü çıkmamasını sağlamak ve gürültüyü kaynağında yani yayılmadan önlemek en ucuz ve etkili yoldur.

         İnsan sağlığına zararlı ve rahatsız edici gürültüyü bitki toplulukları emme ve yansıtma yolu ile azaltmaktadır. Yoğun trafiğin, sanayi tesislerinin ve insanların yarattığı, dayanılmaz ölçülere ulaşan gürültünün azaltılmasında, yeşil perdeler kullanılmaktadır. Gürültüyü emmede ve yansıtmada Akçaağaç türleri, çınar, ıhlamur ve ehramı servi kullanılmaktadır. Gürültü azaltma bakımından iğne yapraklılar yayvan yapraklılara göre daha az etki yapar.

 

         HALK SAĞLIĞI BAKIMINDAN YEŞİL ALANLAR

         Yeşil alanların oksijen üreticisi, toz ve zehirli havanın süzgeçleyicisi, insanın ruh ve beden sağlığına en önemli etken ve estetik zevkin doyurucusu olduğu bilinmektedir. Sağlıklı bir çevrenin temel unsuru yeşil alanlardır.

         Geniş halk kitlelerinin faydalandığı çocuk bahçeleri, parklar ve ayrıca botanik ve hayvanat bahçeleri, oyun ve spor sahaları yeşil alanlardır. Yeşil alanlar sıkışık ve beton yığınları arasındaki şehirlinin gün ışığı gördüğü ve nefes aldığı dinlenme yerleridir. İnsanların açık havaya ve gün ışığına ihtiyaçları yaşama için gereklidir. Park ve çocuk bahçeleri gibi yeşil alanlarda insanlar-çocuklar güneş ışığı alıp vücut gelişmesi için olumlu etki almaktan başka, yeşil alanlardaki bitki örtüsü hava kirliliğine karşı hafifletici etki olarak ortaya çıkmaktadır. Yeşil alanlar şehirlik yerlerin akciğerleridir.

         Atmosferde insan sağlığına en önemli zararlı kükürt dioksittir, bu gazın sadece bitkiler tarafından tutulduğu bilinmektedir. Yine karbon-dioksit bitki hayat faaliyeti ile alınır ve oksijen verilir.

         Bilindiği gibi şehirlerin üstü kalın bir toz örtüsü ile kaplı olur. Toz parçacıklarının sağlığa doğrudan zararı açıktır, ayrıca güneş ışığını azaltarak dolaylı zarar verir. Tozlar yapraklar üzerinde birikerek havadan çekilmiş olur. Atmosferde bulunacak muhtemel radyoaktif serpinti küçük parçacıkları yeşil alan unsurları olan çayır ve şapkalı mantarlar tarafından tutulmaktadır. Atmosferdeki sağlığa zararlı mikroorganizmaların orman ve diğer bitki örtüsü tarafından tutulduğu bilinmektedir. Şehirlik yörelerde yer alan yeşil alan kuşaklarının gürültüyü kestiği ve söndürdüğü inkar edilemez. İnsan sağlığına verilen zararları azaltmak üzere çevreye kirletici saçan her endüstri tesisinin yanına rüzgar yönü de dikkate alınarak yeşil alan tesis edilmelidir.

         Nüfusu hızlı artan şehirlerde günlük, haftalık ve mevsimlik yeşil alan ihtiyacı için kişi başına park-bahçe için 4.5, çocuk bahçesi için 1; oyun ve spor sahası, botanik ve hayvanat bahçesi için toplam 4 metrekare alan ayrılıp yürürlüğe konulmalıdır. Çocuk, botanik ve hayvanat bahçelerinin ve mahalle, semt, şehir, orman parklarının ve ayrıca park ormanlarının kurulması, mevcutlarının genişletilmesi, ihya ve ıslah edilmesi son derece önemlidir. Ayrıca şehir dışı ve açık alanların genişletilmesi yönünde ağaçlandirma ve ormanlaştırma çalışmalarını artırmak gerekmektedir.

 

         BİTKİ ÖRTÜSÜNÜN KORUNMASI

         Memleketimiz sahip olduğu çok farklı iklim şartlarına bağlı olarak bitki çeşitleri bakımından oldukça zengindir. Bazı nadir ve yurdumuza has türler, ihraç maksadı ile tahribe uğratılıp yok edilmektedir. Bu bitkilerin tahripkar bir şekilde tabiattan toplanması yerine, yetiştirilmesi yoluna gidilmesi teşvik edilmelidir. Bitki örtüsünün ve hayat ortamlarının korunması yönünde yok olma durumundaki endemik türler tespit edilmelidir.

         Bitki örtüsünün bulunmadığı yüzeyde toprak yağış suyunu tutamaz, su yüzey akışı ile hızla gider. Su kaynaklarına düzenli, yavaş ve sürekli su gitmez.

         Bitki örtüsünün tahrip edilmesi sonucu taşkın, su baskını ve toprak kayması olayları felaketli şekilde ortaya çıkar.

 

         EROZYON

         Memleketimizin hemen tüm bölgelerinde toprak, erozyon tehdidi altındadır. Ormanların tarla açma, aşırı otlatma, aşırı kesim ve yangın ile tahrip edilmesi bu olguyu artırmaktadır. Ormana uygun fakat tarıma uygun olmayan meyilli arazilerde bu çeşitli etkilerle ortaya çıkan ormansızlaşma ve bozuk vasfa dönüşme sonucu, bu alanların seçim zamanlarında hukuken ormanlıktan çıkarılması erozyonun artmasında rol oynamaktadır. En verimsiz ormanın ve hatta bitki örtüsünün bile toprak koruması ve su düzeni bakımından değerli olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

         Türkiye yüzölçümünün %91’ini teşkil eden 69.8 milyon hektar alanın %7.3’ünde hafif, %20.3’ünde orta, %37’sinde şiddetli ve %22.6’sında çok şiddetli toprak erozyonu hüküm sürmektedir. Toprağın taşınması ile organik besinler ve mineral maddeler de gitmekte, böylelikle toprak gübresiz kalmaktadır, bu durumun ekonomik zararı tartışılamaz şekilde açıktır. Taşınan toprak örtüsünün, yani içinde mikroorganizmaların faaliyet gösterdiği canlı toprağın, yeniden oluşması imkansız gibidir, oluşsa bile uzun yıllar geçmesi gerekir.

         Erozyon yüzünden tarım alanları verimsizleştiğinden buraların terk edilip şehirlere göç edilmesi, memlekette önemli sosyal ve ekonomik zorluklar ortaya çıkarmaktadır.

         Erozyondan dolayı barajların su tutma gücü yaklaşık 40-50 yılda bitmektedir. Türkiye’de bir barajın ortalama kullanım müddeti 100 yıl kadardır ve çok kısadır, yani bu bir ekonomik ömür değildir.

         Erozyonun sonucu çölleşmedir ve memleketimiz de bu olaya maruz durumdadır.

 

TABİİ ANIT AĞAÇLAR

Bitkiler arasında bilhassa ağaçlar kuvvetli gelişme, biçim, büyüklük, renk vs gibi özellikleri ve bilhassa çok uzun ömürlü olmaları ile dikkat çekmektedir. Çok yaşlı ağaçlar aranıp bulunmalı ve “anıt ağaç” olarak tescil edilmelidir. Böylece bilim araştırmaları için kaynak ve materyal sağlanmış olduğu gibi, tabiat harikalarını sergilemek imkanı ortaya çıkar. Tabiatı sevmenin ve çevreyi korumanın gereği budur.

Yaşı, boyu, çapı, garip gövde ve tepe biçimi, tarihi olaylardaki yeri bakımından önemli yerli ağaçlarımızdan çınar, meşe, ceviz başta gelir. Ayrıca karaağaç, ıhlamur, ardıç, sedir, selvi, porsuk, zeytin ve çitlembikten bahsedilebilir.

Birbiri üzerinde yerleşip yaşayan ve ayrıca nesli tükenmek üzere olan andız, sığla, bazı meşeler ve şimşir gibi ağaçlar da tespit edilip koruma altına alınmalıdır.

 

ORMANCILIK SEKTÖRÜ

Ormancılığın görevi halkın ve milli ekonominin orman ürünlerine ve orman hizmetlerine ihtiyaçlarını karşılamaktır. Orman ürünleri arasında sanayi hammaddesi odun ve ısınma-pişirme-yakacak odunundan başka bitki ve hayvan kökenli ürünler ve ayrıca mineral ürünler yer almaktadır. Orman hizmetleri de toprağı erozyondan koruma, tarım topraklarının verimsizleşmesini önleme, akarsularının akışını düzenleme, kaliteli su temin etme, iklimi, düzenleme, ruh ve beden sağlığına olumlu etki sağlama, iş alanı ve geçim kaynağı olma, eğlenme ve dinlenme yeri olma ve turizme katkıda bulunmadır.

Ormanın bu faydaları ile ormancılık toplumun refah ve sağlığına hizmet etmekte, milli ekonominin tüm alanları ile bağlantılı ve ilişkili bulunmaktadır. Ormancılığın etkileşimde bulunduğu sektörler tarım, hayvancılık, çevre koruma, sanayi, ticaret, ulaşım ve turizmdir.

Son yıllarda yoğun şehirleşme, artan sanayileşme ve ileri teknoloji dolayısı ile kendini gösteren çevre meseleleri ormanlarla da karşılıklı etkileşmektedir. Ormanlar bir ölçüde hava kirliliğini azaltmak, toz ve zehirleri süzmek, yer aldığı ortamın iklimini iyi yönde etkilemek, toprağı gübrelemek ve ıslah etmek, su akışını düzenlemek ve erozyonu önlemek şeklinde çevrenin korunmasına katkı sağlamakta, ayrıca büyük ve küçük pek çok sayıda canlıya yaşama mekanı olmaktadır. Ormanın bu işlevlerini yürütebilmesi ve tabii dengenin sağlanması için sağlıklı yapısının bozulmaması gerekmektedir. Halbuki ormanlar katı, sıvı ve gaz halindeki atıklar yüzünden çevre kirliliğine, tabii çevresinin tahribine ve belki asit yağmuruna maruz kalarak ölmekte, toprağının vasfı bozulmaktadır.

Kırlık alanlardaki kalkınma faaliyetlerinin yetersizliğinden, tabiatın elverişsizliğinden ve ekonomik zorluklardan dolayı orman içi ve civarı köylerde mevcut olan 10 milyon kadar nüfus geçim sıkıntısı içindedir, bu insanlar ormana suç oluşturan eylemler ortaya koymakta, neticede orman tahrip görmektedir. Ormandan elde edilen odun ham maddesi, çeşitli orman kuruluşlarının ihtiyacına tam cevap veremediğinden, odun üretimi ve tüketiminde dengesizlik vardır.

 Orman Varlığımız

Ormanlar en verimsiz ve eğimi fazla arazilerde yetişir. Ekonomik, stratejik ve çevre faydaları sağlar, Ormanlarımızda hektardaki servet ve artım göz önüne alınırsa kişi başına 0.2 hektar verimli orman alanı düşmektedir, bunun dünya ortalaması 0.7’dir, hektardaki yıllık artım 1.370 metreküp olarak ve hektardaki dikili servet 46 metreküp olarak dünya ortalamasından oldukça düşüktür.

Ormanın Hava Kirliliğini Önleyici Etkisi

Çevrenin tahribi ve kirletilmesi çeşitli şekillerde olmaktadır. Sanayileşmenin gelişmesi ve yaygınlaşması, hayat standartlarının yükselmesi ve refahın artması çevre kirliliği yaratmaktadır.

Çevre kirlenmesinin bir yönü hava kirliliğidir. Hava kirliliğine atmosferdeki katı küçük parçacıklar, zehirli gazlar ve radyoaktif artıklar sebep olmaktadır. Ormanın ve bitki topluluklarının hava kirliliğini azaltma etkisi karbondioksiti bağlama, oksijen verme, katı kirleticileri tutma, zehirli gazların etkisini azaltma ve iklim aşırılıklarını yumuşatma şeklinde ortaya çıkmaktadır.

 Orman Yangınları

Orman yangınları sebebi ile büyük sahalar kül edilip kalite bozulmasına uğratılmakta, büyük miktarlarda kullanılacak ve yakacak odun hiçbir fayda sağlamadan heder olmaktadır. Öte yandan insan emeği ile yaklaşık 15 yılda yapılan ağaçlandırma alanı bir yılda yanıp yok olabilmektedir.

Orman, yangın tahribine uğraması halinde zamanla işlevlerini kaybeder. Orman toprağını örten humus tabakası kaybolacağından gözenekli yapı bozulur, yağış toprağa gerekli hızla sızamaz ve yüzeylerden akış meydana gelir, bu da sel ve su baskınlarına sebep olur.

Yanmış orman toprağı yüzeyinde bulunan kül tabakasında tohum çimlenmesi zordur. Ayrıca yağış ile kayganlaşan kül tabakası humusun yapıştırıcı özelliğinden yoksun olduğundan toprak eğimli yerlerde dere ve nehirlere taşınır.

 Ağaçlandırma

Cumhuriyet döneminde 1985 yılı sonu itibarı ile, toplam 925 bin hektar ağaçlandırma yapılmış, bu dönemde fidan üretimi 472 milyona ulaşmıştır. Memleketimizdeki büyük çıplak arazilerin bulunması gerçeği karşısında tabii ki bu rakamlar değersiz kalmaktadır.

Tabii kaynaklardan olan ve yenilenebilir özellikteki ormanın çeşitli işlev ve faydaları vardır. Bir kere, odun ham maddesi ve bundan başka çok çeşitli hatta çok kıymetli bazı ürünlerin kaynağıdır. Toprağın korunması, akarsu rejiminin düzenlenmesi, iklimin yumuşatılıp düzenlenmesi, rekreasyon ve estetik fayda sağlamak, sağlığa faydalı olmak gibi işlevleri de vardır. Vatandaşa iş imkanı verme ve yurt savunmasında rol oynama hususunda ormanların değeri vardır.

Çeyrek yüzyıl içinde meydana gelen nüfus artışı besin, yakıt ve odun ham maddesine ihtiyacı ve dolayısıyla talebi çoğaltmıştır. Böylelikle orman serveti ve orman toprağı üzerine olumsuz etkiler ve baskılar ortaya çıkmıştır. Orman tahripleri yani ormansızlaşma ile, tabiatta kendi kendine pek çok yavaş ilerleyen toprak aşınması (erozyon) denilen verimli ve canlı üst toprak kaybı, memleket tarımını olumsuz etkileyen ve çevreyi tahrip eden bir hal almıştır. Gelişen ekonomi ve sosyal şartlar, refahın yükselmesi, ormansızlaşma ve sanayileşmenin ortaya çıkardığı çevre tahribi, insanları, ormanların her çeşit faydasına yani orman ürünlerine ve hizmetlerine daha da muhtaç hale getirmiş ve talebi artırmıştır.

Buna karşılık memleketimiz ormanları kalite ve kantite bakımından taleplere cevap verecek durumda değildir. Çünkü memleketimiz, coğrafi konumu itibarı ile yeryüzünde ormanların bitip çöllerin başladığı yarı kurak bir iklim kuşağında yer alarak zaten hassas bir dengede bulunmaktayken, ormanların eski tarihlerden beri süregelen savaşlara, uzun zamanlardan beri yangınlara, yürütülen usulsüz kesim, tarla-yerleşim alanı açma ve hayvan otlatma faaliyetlerine maruz kalmış olması sonucu tahrip edilmesi, niteliksizleşmiş, verimsizleşmiş olması ve ıslaha muhtaç durumda bulunması, orman ürünleri ve hizmetlerinin beklenen ölçüde karşılanabilmesini zorlaştırmıştır. Ayrıca orman tahribi sonucu erozyon, su baskını ve heyelan gibi olaylar artmıştır. Bu bakımdan orman varlığının, ağaçlandırma ile nitelik ve nicelik bakımından düzeltilmesi ve artırılması gerekmektedir. Ağaçlandırmanın ilk şartı da, ağaçlandırılacak alanlarda mülkiyet artırılması gerekmektedir. Ayrıca ağaçlandırma alanlarına her türlü tehdidin ortadan kaldırılması ve yöre halkının müdahalesine karşı sosyal, hukuki ve ekonomik tedbirlerin alınması gereklidir.

Ormancılık ve Kırsal Kalkınma

Ormanın korunması her şeyden önce içi ve bitişiğinde yaşayan ve ormancılık faaliyetleri ile doğrudan bağlantılı orman köylüsünün sosyal ve ekonomik olarak kalkındırılması ile mümkündür. Arazi yapısının ve iklim şartlarının elverişsizliği sebebi ile, orman köylerinde tarım yapılabilen alanlar çok sınırlıdır. Genelde kuru tarım yapılmakta, sulu tarım bunun %10’u kadar olabilmektedir. Yetiştirilen ürünlerin %90 kadarı tahıldır, bundan başka tütün, pamuk ve pancar üretilip, birim alandan alınan hasıla en düşük seviyededir.

Orman içi ve kenarı mera alanları 1.5 milyon hektar olup, bu alanlarda 5.6 milyon sığır ve manda, 10.7 milyon koyun, 11.8 milyon kıl keçisi ve 1.6 milyon at ve benzeri hayvan otlamaktadır. Buna karşılık bu yörelerde hayvancılığın önemli bir geçim kaynağı olduğu, orman içi ve bitişiğindeki otlakların ağır otlatma baskısı altında bulunduğu, ahır hayvancılığı gibi bir alışkanlığın mevcut olmadığı, yem bitkileri üretimi ve otlak planı bulunmadığı gerçeği ortadadır. Böylelikle bozuk vasıflı otlatma alanlarında vasıfsız tür ve ırklı hayvanlardan dolayı çok düşük verim alınmaktadır.

Orman civarı köylülerin ormandaki çeşitli işlerde işlendirme imkanları ve bunlara kalkınma fonu uygulanması, zorluklarının ortadan kaldırılmasına yetmemektedir. Orman ürünlerinin üretim açığı çok kısa zamanda daha etkili olarak ortaya çıkacağından orman varlığımızı artıracak, mevcudu ıslah ve ihya edecek tedbirlerin alınması zaruridir. Yerel yönetimlerin ağaçlandırma faaliyetlerine katılmaları kanun ile özendirilmesi; orman köylülerine tarım sübvansiyonlarının farklı uygulanması; yakıt tasarrufu sağlamak üzere rüzgar ve güneş enerjisi gibi kaynakların ikame edilmesi; toprağın verimliliğin artırılması ile araziye talebin düşürülmesi; kavakçılığın teşvik edilmesi; ormanda tabii olarak yetişen, ekonomi ve tıp açısından değerli bitkilerin kültürünün yapılmasının köylülere öğretilmesi ve bunun organize edilmesi sayılabilir. Sosyal ormancılık uygulaması olarak ağaçlandırma alanları kenarlarına ceviz, dut, zeytin antep fıstığı, fıstık çamı, badem, zeytin, korunga ve mantar yetiştirme; odun ihtiyacını karşılamak üzere hızlı gelişen ağaç türleri ve azot bağlayarak toprağı ıslah eden kızılağaç, demir ağacı ve gladiçya gibi türlerin yetiştirilmesi; yapay göllerde balık ve su ürünleri yetiştirilmesinin planlanması ve uygulanması yürütülebilir.

TOPRAK KORUMA

Zamanımızdaki huzursuzluklar genelde toprak elde etme çabasından çıkmaktadır. Toprak elde etmede ya konut yeri ya da verimli tarım toprağı kazanma yarışı şeklinde gerçekleşmektedir. Artan nüfus gerek yurt içinde gerekse yurt dışında besin maddelerinin değerini artırmaktadır.

Memleketimizde insanların %10 kadarı bitki kökenli proteinden, %22 hayvan kökenli proteinden yoksundur. %14 kadar insanımız sağlık içinde hayat sürebilmek için gerekli bulunan kaloriyi elde edememektedir. Nüfusumuzun yakın gelecekte 75 milyon olacağı düşünülürse, kısa bir zaman döneminde tarım üretimi artırılamadığı takdirde gıda açığı başlayacaktır.

Kalkınmak, zenginleşmek ve refaha ulaşmak, memleket insanını beslemek için tarım üretiminin artırılması ve halen mevcut olan tarım arazilerinin korunması ve genişletilmesi gerekmektedir. Buna karşılık, halen memleketimizin 17.3 milyon hektarlık arazisinde tarım yapılabilmekte, 15 milyon hektarda orta şiddette, 45 milyon hektarda şiddetli, yani memleketimizin dörtte üçünde erozyon hüküm sürmektedir. Meraların, bitki örtüsünün ve toprağın tahrip edilmesi, hayvancılığa darbe vurmakta, böylece köylünün işlendirilme imkanları azalmakta ve geliri kaybolmaktadır.

Türkiye’de yaklaşık 25 milyon hektar kadar alanın kesinlikle ormancılığa tahsis edilmesi gerekmektedir. Bugün ormancılık sektörünün yönetiminde bulunan alan ise 20 milyon hektar kadardır ve bunun 13 milyon hektar kadarı verimsiz ve bozuk orman vasfında olduğundan kesinlikle ve en kısa zamanda iyileştirilmek zorundadır. Orman Bakanlığı toplam 17 milyon hektar arazi üzerinde ormanlaştırma yapmak durumunda olup, günümüzde yılda en fazla 100 bin hektar ağaçlandırma yapabilen bir devlet kurumunun yetersizliği ve çaresizliği ortadadır. İlgili Bakanlığa maddi kaynak sağlanarak, envanterlerin yaptırılması ve ağaçlandırmaların çok hızla artırılması mecburidir.

 

ARAZİ SINIFLANDIRMASI

Tarıma elverişli arazilerde endüstri tesisleri kurulması sebebi ile tarım faaliyeti dışında kalan yani kaybedilen arazi 25 bin hektar kadardır. Plansız şehirleşme ile sulanabilen 25 bin hektar arazi de yerleşime açılmıştır. Bu durum rasyonel bir sonuç olamaz.

Kırlık alanlarda ve şehirlerde arazilerin ve tabii kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması için “arazi sınıflandırılması”nın yapılması mutlak mecburiyettir. Memleketimizde tarım yapılacak, orman ve yeşil alan korunacak, otlak olarak kullanılacak, sanayi tesisleri kurulacak ve yerleşime açılacak alanların sınırlarının bilimsel veriler esas alınarak kesin olarak belirlenmesi, mülkiyet konularının çözülmesi ve buna uyulması gerekmektedir.

 

ÇEVRE KORUMA HUKUKU

Çevrenin korunması Anayasanın 56’ncı maddesinde yer aldığı halde Ceza Kanunu’nda çevreyi doğrudan koruyucu hükümler bulmak zordur.

Ancak Ceza Kanunu’nda meyve ağaçlarının tahribini, başkasının arazisinde hayvan otlatmayı, çit vs ile çevrili araziye girmeyi ve çöp atmayı düzenleyen hükümler bitki örtüsünün tahrip edilmesine, ağaçlandırma alanlarında hayvan otlatılmasına, orman alanlarının istilasına ve şehirde çöp meselesine karşı kullanılabilmektedir.

Orman Kanunu’nda da bilhassa yakmaya karşı hükümler vardır. Çevre kirliliğine karşı en önemli koruma bitki ve ağaçlar tarafından yapılmakta olduğundan bunların korunmasına ve tesis edilmesine önem vermek gereklidir.

 

MADENCİLİĞİN ÇEVRE KİRLENMESİNE ETKİLERİ

Maden çıkarılması ve işlenmesi faaliyetleri sırasında birtakım çevre bozulmaları ortaya çıkmaktadır. Tabii arazi yapısının ve değiştirilmesi ile beraber bitki örtüsü ve canlı üst toprak yok edilmekte, toprak asitliği değişmeye uğramakta, mineral toprakta zehirli madde (sülfat) birikmekte ve kil oranının artması ile toprak verimsizleşmekte, yerüstü ve yeraltı suları kirlenmektedir. Bu faaliyet ile kısmen hava kirliliği de olmaktadır.

Madencilik faaliyetleri ile bozulan çevre, geri kazanma ile eski dengesi kurulamasa bile çevreye verilen zarar en aza indirilmelidir. Meydana gelen boşluklar doldurularak selvi, akasya, ceviz, kestane, çınar ve fıstık çamı, belki başka hızlı gelişen çam türleri ile ağaçlandırma yapılıp bitki örtüsü meydana getirilmelidir.

 

MİLLİ PARK, TABİAT PARKI, TABİATI KORUMA VE SİT ALANLARI

Bilimsel, turistik ve estetik bakımdan ender bulunan ve farklılık gösteren tabii ormanlık veya kırsal alanlar ve kültürel kaynak değerleri milli park olarak tefrik edilmektedir. Bu gibi alanlar koruma, dinlenme ve turizm gibi unsurları taşıyan tabiat parçalarıdır.

Bitki örtüsü ve yaban hayatı özelliğine sahip, manzara bütünlüğü içinde halka dinlenme ve eğlenmesine uygun tabiat parçaları, “tabiat parkı” olarak ayrılmaktadır.

Bilim ve eğitim bakımından önem taşıyan nadir, tehlikeye maruz veya kaybolmaya yüz tutmuş eko sistemler, türler ve tabii olayların meydana getirdiği seçkin örnekleri ihtiva eden ve mutlak korunması gerekli olup, sadece bilim ve eğitim amaçlarıyla kullanılmak üzere ayrılmış tabiat parçaları “tabiatı koruma alanları”dır.

Tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent kalıntıları, önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gereken alanlar “ sit alanları”dır.

Yerli ve yabancıların çok önem verip ziyaret ettikleri böyle ağaçlık ve yeşil alanlar milli ekonomiye büyük katkılar sağlamaktadır. Bu türlü parklar ve alanlar çevre korumanın en önemli vasıtalarından biri olmuştur.

 

SONUÇ

Türkiye’deki mevcut çevre tahribi ve çevre üzerine muhtemel baskının boyutu hakkında tam bilgi sahibi olunması için, hava ve su kirliliğinin, tabii kaynakların, bitki örtüsünün ve hayvan topluluğunun, arazi kullanmanın ve sanayiden atıkların envanterinin en kısa zamanda yapılması gerekmektedir. Çevrenin tahribine karşı tüm vatandaşlar ve kuruluşlar bilgilendirilmeli ve eğitilmelidir. Teknolojinin imkanlarından faydalanma ve çevre kirlenmesine dikkat gösterme beraberce götürülmelidir.

Dengeli işletilerek tabii kaynaklardan devamlı faydalanmaya özen gösterilmesi gerekir. Çünkü birçok tabii kaynak yenilenemeyen özelliktedir, aşırı faydalanma halinde afetler ortaya çıkabilir.

Araziden en uygun, kazançlı ve çevreye zarar vermeden faydalanmayı sağlamak için gerekli planlama ve uygulama yürütülmelidir.

Yenilenebilen özellikteki tabii kaynakların başında ormanın geldiği şüphesizdir. Orman tahribinin önüne geçilmeli, orman varlığı herşeye rağmen artırılmalıdır. Çünkü ormanlar toprağın, suyun, iklimin ve diğer tabii kaynakların dengeleyicisi, koruyucusu ve bekçisidir, sağlık ve hayat kaynağıdır, ekonomik değerdir. Memleketimizin içinde bulunduğu enlem dereceleri sebebi ile maruz bulunulan yarı kurak iklim kuşağının orman varlığımızı tehlikeli sınırda tuttuğunu hiç unutmamak gerekir.

Orman varlığı, çevre korumasının en önemli unsuru olduğundan, ormancılık faaliyetlerinin siyasi maksat ve etkilerden uzak tutulması, seçim zamanlarında daha dikkatli olunması ve çalışmaların sadece ormancılık bilim ve tekniğine göre yürütülmesi gerekmektedir. Orman-ların servet ve toprak olarak korunmasına, ıslahına ve geliştirilmesine önem verilmek mecburiyeti vardır. Orman ve çevre koruması tek başına ormancılık sektörünün altından kalkabileceği bir faaliyet olmayıp, ilgili olan diğer sektörlerin de katılmasını gerektiren zor ve karmaşık bir olaydır.

Turizmin gelişmesi için tabiat ve orman iyi bir ortamdır, turizme korunmuş bir tabii çevre gereklidir. Turizm denetim altında gelişmeli, tabiatı tahrip etmemeli ve planlanırken tabii çevrenin korunmasına dikkat sarf edilmelidir.

Plansız ve gelişigüzel şehirleşme, tabiatı ve yeşil örtüyü tahrip ve yok etmektedir. Şehirlerde kişi başına en az 7 metrekare yeşil alan düşünülerek yeşil alan, park ve bahçeler varsa korunmalı, yenileri tesis edilmelidir. Konut inşasında tabii bitki örtüsüne mümkün olduğunca dokunmadan, zarar vermeden çevrenin tabiatı korunabilir.

Yerel yönetimlerin şehir ve kırlık alan peyzajı ve çevre düzenleme ile ilgili birimlerini faal hale getirecek kanuni düzenlemeler geliştirilerek, sağlıklı çevre yaratmak faaliyetinin yaygınlaştırılmasında büyük fayda vardır.

Toprağı ve toprak altı kaynakları işleyen ve değerlendiren tüm işletmelerin terk ettikleri alanları çevre koruma bakımından ıslah ederek ve ağaçlandırarak terk etmek mecburiyeti hukuken düzenlenmelidir.

Kanalizasyon ve baca atıkları çıkaran tesislere ancak çevre kirliliğine karşı tedbir aldıkları takdirde izin verilmelidir.

Ekonomik kalkınmayı ve refahı gerçekleştirirken, çevrenin korunması için alınacak tedbirlere gereken harcamaların üretim maliyetini yükselteceği ve gelişme hızını yavaşlatacağı ileri sürülürse de, topluma kısa vadeli kazançlar sağlamak yerine uzun vadeli kazanç, sağlıklı toplum ve temiz çevre bırakmak daha isabetli bir yoldur. Hedef, mümkün olduğu kadar az çevre tahribi yaratıp ekonomik ve teknolojik ilerlemeyi de sınırlandırmayan bir birleşik yol bulmak olmalıdır.

Toplumun ihtiyaçları yönünde belirleme usulü esas alınarak en kısa zamanda, araziler kullanım maksadına ve verimlilik derecesine göre sınıflandırılıp, sınırları tespit edilip, mülkiyet zorlukları ortadan kaldırılmalıdır. Böylece orman ve yeşil alanlar emniyete alınacağından çevre korunması daha etkili olarak sağlanmış olacaktır.

Arazi elde etmek maksadı ile bilhassa büyük şehirlerde ormanlık ve yeşil alanların devamlı tehdit ve hücumlara maruz durumda bulunması, hiçbir şekilde siyasi baskı altına alınamayacak kompozisyon ve düzenlemeye sahip merkezi ve yöre teşkilatları da bulunan “üst kurul”lar kurulmasını şart kılmaktadır. Bunlar son karar organı yetkisinde olmalıdır.

Türkiye’de çevrecilik faaliyetleri, ideolojilerin çöküşünden sonra değişik bir yön ve anlam kazanmıştır. Buna göre bazı kimseler çevreciliği çevre tahribinin önlenmesi, su-hava-toprak kirliliğinin azaltılması ve tabiat varlıklarının korunması gibi iyi niyetli ve halisane yaklaşımların dışında ele almaktadır. Bu gibilerin çevrecilik faaliyeti görünümü altında aslında Türkiye’nin ekonomik gelişmesinin ve sanayileşmenin önünü kesmek, ülkeyi enerji dar boğazına sürüklemek gibi maksat ve hedefleri vardır. Her şeyin bir bedeli vardır. Önemli olan sanayileşme ve teknolojiyi kullanarak kalkınma ile çevre meseleleri arasında optimal dengeyi bulabilmektir. Sıfır kirlilik ve tahribat ile sanayi toplumu olunamamakta ve refaha ulaşılamamaktadır. Ancak kirlenmeyi ve çevre bozulmasını en aza indirebilmek esastır. Bunun için mal ve hizmet üretiminde maliyetleri azaltmak ve kaliteyi yükseltmek için düşünülen gelişmiş teknolojilerin yanı sıra çevre tahribini hafifleten ileri teknolojileri de devreye sokmak gerekir.