ALPARSLAN TÜRKEŞ MİLLET MECLİSİNDE

 Muammer TAYLAK°  

Alparslan Türkeş, fırtınalı mücadele yıllarından sonra;

"Ben 27 Mayıs tecrübesini geçirdikten sonra, o kanaate vardım ki; ihtilal yoluyla bir memlekete hizmet etmek mümkün değildir.

Ne kadar eksik, ne kadar aksak tarafları olursa olsun, hukuk yoluyla bir memlekete, bir millete hizmet, en iyi yoldur...

İhtilal, otoriteyi yıkar, anarşi başlar. Bu anarşiyi durdurmak, yeniden düzeni ve otoriteyi kurmak çok güç meseledir. Ve memleket bundan zarar görür. Bunun hem içinde bulundum, fiilen yaşadım. Memleket aydınlarına, vatansever insanlarına tavsiyem şudur: En kötü hukuk nizamı en iyi ihtilalden iyidir” der.** A. Türkeş, samimi beyanına bağlı bir idrak iledir ki; bundan sonra memleket ve millete, parlamenter hukuk nizamı içinde hizmet etmeye karar verir. Alparslan Türkeş’in, vardığı bu karar gereğince; 1965 yılında, o günün de şartları içinde yaptığı değerlendirmeleriyle siyasi tercihi Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi olur.

A. Türkeş, 31 Mart 1965 tarihinde parti müfettişi sıfatıyla katıldığı C.K.M.P.’ nin 30,31 Temmuz 1965 tarihlerinde yapılan olağanüstü kongresinde parti genel başkanlığına seçilir. Ve 1 Ağustos 1965 tarihi Alparslan Türkeş için yep yeni bir dönemin başlangıcı olur.

Tarih 31 Mart 1965. Alparslan Türkeş, bir siyasi parti mensubu olarak yaptığı konuşmasında özetle ve altını çizerek şu gerçekleri dile getirir:

“...Türk milleti için, değişmez kader yapmada şeref payı gerçekten büyük olan CKMP’lileri, dürüst, samimi, vatansever ve inandıkları prensiplerden vazgeçmez oluşları ile duygu ve düşüncelerimizin uyarlılığı bizleri kendilerine çekmiştir.

Açıkça belirtmek gerekir ki; bugünün politik, sosyal, ekonomik ve kültürel bakımdan memleketin içinde bulunduğu durum çok düşündürücüdür. Gerçeklere cesaretle parmak basacak, dertlerini cesaretle ortaya koyacak kötü tedbirlerle çağdaş uygarlık düzeyine giden yolu aşmaya çalışacak yerde, kin ve garezlerin duyulması, şahıs ve zümre çıkarlarının sağlanması uğruna yapılan kısır politika kavgaları vatandaşların huzurunu kaçırmış bulunmaktadır. Ayrıca, aşırı akımların yıkıcılığı gittikçe endişeleri arttırmaktadır.

Türkiye’nin bütünlüğüne karşı yönetilen zehirleri, ayırıcı faaliyetlerle ciddi ve müspet, ilmin icap ettirdiği şekilde savaşılmalıdır.

Parti farkı gözetilmeksizin bütün vatandaşların hizmetinde bulunmak Türk milletini kutsal bir bütün görerek, onu yüceltmeyi, mutluluğa kavuşturmayı başlıca ülkü saymak gerekir... Bunları gerçekleştirmek için Atatürk milliyetçiliğin gerçek temsilcileri el ele vererek çalışmalıdır...*

Tarih, 2 Haziran 1965. Alparslan Türkeş, “... Bu milletin ters talihini yenmek istiyoruz, yeni bir devir açılmasında millete yardımcı olmak istiyoruz. Türk milletinin uyanış ve kendisine geliş meselelerine hizmet etmek azmindeyiz..."**

Tarih 26 Temmuz 1965. A. Türkeş’in Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e göndermiş olduğu mektubunda özetle şunlar yazılıdır:

"... Seçim arefesinde, müşkül yurt ve dünya problemleri karşısında bilhassa milli tesanüde ve birliğe ihtiyaç duyulan şu günlerde, 27 Mayıs öncesi halkı kardeş kavgası ortamına sürükleyen bedbahtların, intibahtan uzak, aynı hırs ve şuursuzlukla Anayasa ve kanunları hiçe sayarak milli huzura ve barış temellerine tecavüz ettiklerini görüyoruz. Masum halk kitleleri birbirlerine küskün, şüpheli ve kindar gruplar haline getirilmekte, aleni neşriyat ve propagandalar. sürdürülmektedir.

Sayın Genel Kurmay Başkanı tarafından, orduya karşı meş’um davranışlar hakkında yapmış olduğu girişimler karşısında bazı politikacılar hakkında hiçbir işlem yapılmayarak,bu adamlara seçim devresinde ve kongrelerde daha mütecaviz olma cür’et ve fırsatları verilmiş olacaktır ..” 

CKMP’NİN ÇİÇEĞİ BURNUNDA YENİ GENEL BAŞKANI ALPARSLAN TÜRKEŞ’İN BAŞBAKAN SUAD HAYRİ ÜRGÜPLܒYE ÜLTİMATON NİTELİĞİNDE SERT VE KARARLI TEPKİSİ:

Cumhuriyet Senatosu Kayseri Senatörü Suad Hayri Ürgüplü’nün Başbakanlığında kurulmuş olan* koalisyon hükümetinde, CKMP Niğde Milletvekili Mehmet Altınsoy Devlet Bakanı, Konya Milletvekili İrfan Baran Adalet Bakanı, Afyonkarahisar milletvekili Hasan Dinçer Milli Savunma Bakanı ve Eskişehir Milletvekili Seyfi Öztürk’de Köyişleri Bakanı olarak görev almışlardı.

CKMP’li Bakanlardan Hasan Dinçer, Seyfi Öztürk ve Millet meclisi Başkan vekili Nurettin Ok, Ahmet Oğuz, Veli Başaran, Mehmet Kesen ve Senatör Rasim Hancıoğlu, 4 Ağustos 1965 tarihinde CKMP Genel İdare Kuruluna müşterek bir mektup göndererek; “Türkeş’in liderliği altında partinin totaliter ve maceracı bir hüviyet aldığı” iddiasıyla istifa ettiklerini bildirmişlerdir.

Genel Başkan Alparslan Türkeş, 5 Ağustos 1965 günü, Başbakan Suad Hayri Ürgüplü’yü Başbakanlıktaki makamında ziyaretle; mütecaviz bir tavırla partiden istifa edip de, halen partisini temsilen bakanlık görevini sürdürmekte olan Hasan Dinçer ve Seyfi Öztürk’ün, “öğleye kadar hükümetten istifa etmelerinin temini için” Başbakan’a mehil verir. Türkeş, aksi taktirde koalisyona dahil siyasi parti liderlerinin de toplantıya çağrılmasını ister.

Öte yandan adı geçen iki bakanın bakanlıktan istifa etmemekte direnmeleri, Başbakan S. Hayri Ürgüplü’yü zor durumda bırakmıştır.

CKMP lideri Alparslan Türkeş’in, sert ve kararlı ve ültimaton niteliği taşıyan uyarısı üzerine, mevcut koalisyonda yer alan siyasi partilerin liderleri 6 Ağustos 1965 günü saat 17.00 toplanırlar. Başbakan S. H. Ürgüplü, “her şeyin iyi niyetle halledileceği” yolunda bir demeç verir. Ve sonuçta Türkeş’in talebi istikametinde; Hasan Dinçer ve Seyfi Öztürk resmen Bakanlıklarından istifa ederler. Aynı tarihte CKMP C. Senatosu Çankırı Üyesi Hazım Dağlı, Milli Savunma, CKMP Yozgat Milletvekili Mustafa Kepir’de Köyişleri Bakanlığı’na atanırlar.

ALPARSLAN TÜRKEŞ’İN, MİLLLET MECLİSİ KÜRSÜLERİNDEN, DEĞİŞİK TARİHLERDE, DEĞİŞİK METİN VE SIFATLARLA AND İÇİŞİ:

"Milli Birlik Komitesi üyelerinin 24 Haziran 1960 günü (eski) T.B.M. Meclisinde ve Türk Milleti önünde and içme töreni, Devlet ve Hükümet Başkanı Cemal Gürsel’in şu açış konuşmasından sonra yapılmıştır:

“... Şu anda içeceğiniz and, edeceğiniz yemin, vereceğiniz namus sözü bidayetten beri hamle ve hareketlerimize ışık tutan asil heyecanlarımızın şahsi emellerden uzak, yalnız memleket ve milletin saadetini, gelişme ve yükselmesini hedef tutan duygu ve düşüncelerimizin Türk Milletinin ve dünya efkarı önünde bir defa daha tekrarı ve teyidi olacaktır....”

"Evvela ben yemin ediyorum" diyerek yemin eden Cemal Gürsel’den sonra Milli Birlik Komitesi üyeleri alfabetik sıra ile kürsüye gelerek and içerler. Alparslan Türkeş de sırası geldiğinde askeri üniformasıyla kürsüde aynı andı şu şekilde içer:

“Bir karşılık beklemeden, ahlak, adalet, hukuk ve insan hakları prensiplerinden ve vicdani kanaatlerimden başka bir sınırla bağlı olmaksızın kendimi Türk Milletine adadım. Vatanın ve milletin mutluluğuna ve milletin egemenliğine aykırı bir ülkü gütmeyeceğim. Demokratik Cumhuriyeti ve yeni anayasaya göre düzenlemek ve iktidarı yeni meclise devretmek ülküsüne bağlılıktan ayrılmayacağım. Bunun için şerefim, namusum ve bütün mukaddesatım üzerine and içerim.”*

Alparslan Türkeş’in ikinci and içişi: 10 Ekim 1965 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimlerinde, ilk defa Ankara Milletvekili seçilişinden sonra, bu sıfatla, 22 Ekim 1965 günü, millet meclisi kürsüsünden, 1961 Anayasasının 77’inci maddesi gereğince şu andı içme şeklinde olur:

“Devletin bağımsızlığını, vatanın ve milletin bütünlüğünü koruyacağıma; milletin kayıtsız şartsız egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine bağlı kalacağıma ve halkımızın mutluluğu için çalışacağıma namusum üzerine söz veririm..”

Alparslan Türkeş, 12 Ekim 1969, 14 Ekim 1973 ve 7 Haziran 1977 milletvekili genel seçimlerinden sonra da, bu defa Adana milletvekili sıfatıyla yine 1961 Anayasasının 77’inci maddesi gereğince meclis kürsüsünden and içmiştir.

Alparslan Türkeş, 20 Ekim 1991 Millet Vekili Genel seçimlerinde partisinden istifa edip, Refah Partisinden Yozgat adayı olarak seçime katılmış ve seçim sonucunda aday olduğu ilden milletvekili seçildiği için, meclis kürsüsünden bu defa da 1982 Anayasası’nın 81’inci maddesi gereğince şöyle and içmiştir:

“Devletin varlığını ve bağımsızlığını, vatan ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik laik cumhuriyet ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma; Büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim.”

Alparslan Türkeş, Cumhurbaşkanı adayı:

Alparslan Türkeş’in mecliste yapmış olduğu çeşitli konuşmalarının bazı bölümlerini, kronolojik bir dizi içinde, özetle aktarmadan önce, 1966 yılında, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay’ın görevinden istifa edip, Cumhurbaşkanlığına aday gösterilişi ve seçilişine ilişkin takip edilen taktiklere, Alparslan Türkeş ve partisinin “demokratik rejim açısından göstermiş oldukları tepkiyi, önemli bir siyasi belge olarak dikkatlere sunmak isteriz:

Tarih 9 Şubat 1966. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in sağlık durumu ağırlaşır. Bir günde üç sağlık bülteni yayınlanır.

Gürsel’in sağlığının, görevini sürdürmeye yetersiz olduğunu bildiren doktor raporundan sonra, Cumhuriyet Senatosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Şevki Atasagun Cumhurbaşkanı vekili olur.

13 Şubat 1966 günü, siyasi partiler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay’ın Cumhurbaşkanı adaylığı üzerinde anlaşırlar ve bu haber, 14 Şubat 1966 tarihli gazetelerde yer alır.

15 Şubat 1966 günü, Cumhurbaşkanı kontenjan senatörü Prof. Dr. Ragıp Üner, C. Sunay’ın, öncelikle Cumhurbaşkanı kontenjan senatörü seçilmesine imkan sağlayabilmek için senatörlükten istifa eder.

14 Mart 1966 günü, C.Başkanı vekili İbrahim Şevki Atasagun, aynı tarihte ordudan istifa eden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay’ı, C.Başkanı kontenjanlığından senatör atar. Cevdet Sunay, 17 Mart 1966’da yemin ederek yeni görevine başlar.

27 Mart 1966 tarihinde, Başbakanlığın isteği üzerine Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde toplanan 37 kişilik “Müşterek Sıhhi Kurul”, iki rapor düzenleyerek, “Gürsel göreve devam edemez. Vücut ölmüştür” kararını verir.

28 Mart 1966 günü TBMM’de Cumhurbaşkanlığı için seçim yapılır. C.Başkanı Kontenjan Senatörü Cevdet Sunay’ın adaylığı yanı sıra CKMP Genel Başkanı Ankara Milletvekili Alparslan Türkeş’de Cumhurbaşkanlığı için adaylığını koyar.

Gelişen bütün bu olaylarla ilgili olarak Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, aynı gün tarihi bir bildiri yayınlar. Bu bildiri aynen şöyledir:

C.K.M.P. Bildirisi

“C.K.M.P. Genel İdare Kurulu, Partiye mensup Senatör ve Millet vekilleriyle birlikte saat 10.30 da toplanarak bugün T.B.M. Meclisinde yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi bünyesi içinden bir aday göstermeye karar vermiştir. Bu kararın gerekçesi özet olarak şöyledir:

1. Sayın Cumhurbaşkanımız Cemal Gürsel’in görevine devam edemeyecek şekilde ağır rahatsızlığı dolayısıyla boşalan Cumhurbaşkanlığı makamı için yapılacak seçimde, Türk Demokrasisinin uluslararası itibarına gölge düşürecek nitelikte bir sürat ve prosedürle hareket edilmesini, T.B.M. Meclisinin ve Demokratik rejimin geleceği bakımından normal bir teamül başlangıcı olarak görmek imkansızdır.

2. Türkiye devletini yönetecek müstesna şahsiyetleri daima meclis içinde de, dışında da bulunması mümkün iken, bu defa on beş gün öncesine kadar büyük mecliste bu bahiste bir yoksunluk varmış zehabını uyandıracak bir prosedürün denenmesi Büyük Meclisin itibarı üzerinde tartışmaya yol açıcı nitelikte görülmüştür.

3. Sayın Sunay’ın ve Genel Kurmay Başkanlığı görevini ifa etmiş bir şahsiyetin Cumhurbaşkanlığı makamına daima laik olabileceği doğru olmakla beraber, Cumhurbaşkanlığına giden yolun Genel Kurmay Başkanlığından geçeceği yolunda bir teamül başlangıcı demokratik rejimin temel ilklerine uygun düşmeyecektir.

4. Bugünkü iktidar partisinin Büyük Meclisteki tutumu, muhalefeti yok etme gayretleri, Danıştay kararlarını hiçe sayması ve kendisine ebedi iktidar partisi haline getirme çabaları karşısında Meclisin bazı partilerin ve kamu oyunun bu süratli prosedürü benimsemesi tabii görülmekte ve buna iktidar partisinin sebep olduğu bilinmekte ise de, biz kararımızı bugünkü olay ve Sayın Sunay’ın çok değerli şahsiyeti ile ilgili olarak değil, demokratik rejimin geleceği için ve Büyük Meclisin Türk Milletine taahhütleri yönünden aldığımızı açıklarız.

5. Partimiz Cumhurbaşkanlığına daya olarak Genel Başkan Alparslan Türkeş’i göstermekle Büyük Meclisin Cumhurbaşkanlığı seçimine tek adayla girmemiş bulunmasını da sağlamakla ve bunu Yüce Meclisin itibarına layık bir jest telakki etmektedir.

6. Karar T.B.M. Meclisinin olacaktır ve ulaşılan sonuç ne olursa olsun Cumhurbaşkanlığına seçilecek olan şahsın başarıları için Meclis içinde ve dışında yüksek görev duygusu ile bütün gayretimizi göstereceğiz.

Seçimin Türk Milletine hayırlı olmasını dileriz.”

Cumhurbaşkanlığı için yapılan seçim sonunda: Kontenjan senatörü Cevdet Sunay, oylamaya katılan 532 üyenin 461’inin oyunu alarak Cumhurbaşkanı seçilir. Aynı seçimde aday olan A. Türkeş, 11 oy alır.

Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, kendisi için, istifa ederek Cumhurbaşkanlığı Kontenjan Senatörlük görevini boşaltan Prof. Dr. Ragıp Üner’i, 16 Nisan 1966 tarihinde yeniden Cumhurbaşkanlığı Kontenjan Senatörlüğüne atamak suretiyle bir vefa görevini yerine getirmiş olur.*

Alparslan Türkeş, Millet Meclisi Kürsüsünde

Alparslan Türkeş’in, 1965’te milletin özgür iradesiyle milletvekili seçilip, bu sıfatla millet meclisi çatısı altına girişinden başlayıp, (12 Eylül 1980 ihtilalinin yarattığı çok yönlü inkıtalar dışında) memleket ve millete hizmet şevk ve heyecanı ile, 1995 yılına kadar devam eden yaklaşık 30 yıllık parlamenterlik hayatında ve özellikle meclis kürsüsünden yaptığı konuşmalarının bazı bölümlerini özet olarak aktarmakla onu, ölümünün 1. yılında, bir kere daha hatırlatarak yaşatmayı manevi bir görev bildik... Bu amaç iledir ki; rahmetli Türkeş’in Millet Meclisi kürsüsünden yaptığı konuşmaları, kronolojik bir sıra içinde sizlerin değerli dikkatlerinize sunmak istedik.

Tarih. 07.11.1965:

1. Süleyman Demirel Hükümet programının millet meclisindeki müzakeresi sırasında Alparslan Türkeş’in yaptığı konuşma: “... Demokratik hukuk ve refah devletinin temel kurumlarının gerçekleştirilmesiyle Türkiye’mizde artık rejim meselesinin, sistem ve siyasi düzen davasının çözülmüş olmasını ve tartışma konusu olmaktan çıkarılmasını arzu ederiz.

Ama unutmayalım ki, demokrasi ve cumhuriyet, yüksek bir fazilet rejimidir. Demokrasiye ve cumhuriyeti inançsızlık, faziletsizlik, kanunları ayaklar altına almak, yalan, iftira ve zorlama temelinden yıkar..”

“Millet, seçtiği insanların kişiliklerini menfaat karşılığında pazara çıkarmalarından, politik transferlerden üzgündür..”

"... Kendi temel kültür ve inançlarımıza bağlı, tam bağımsız bir milli devlet ve millet olarak yaşamak ülkümüzdür..”

“... Devlet ve bütünlüğümüz için büyük bir tehlike teşkil eden mezhepçilik ve bölgecilik konularına özellikle dikkat çekmek isteriz. Aynı memleket çocukları ve birbirlerinin öz kardeşleri olan çeşitli bölgelere ve mezheplere mensup vatandaşlarımızın birbirlerine karşı kışkırtılması faaliyetlerini dikkatle izlemeli ve önlemeliyiz..”

"... Komünizme karşı mücadelede birlik ve beraberlik içinde olmak ancak karşı mücadelenin fikir ve söz hürriyetlerinin tahdit ve zincir haline getirilmesini de sakıncalı gördüğümüzü ifade etmek isteriz..”

“.. Bugün yaptığımız mücadele sadece bir Kıbrıs mücadelesi değildir. Bizi çevreleyen şartlarla bir varlık ve yaşama mücadelesidir..”

".. Devletlerin daima kişiliği olan bir politika takip etmeleri lazımdır...”(1)

Tarih: 27.02.1966. Millet Meclisinde 1966 Yılı bütçe görüşmelerinin müzakeresi sırasında CKMP Grubu adına söz alan Alparslan Türkeş, yaptığı konuşmasında özetle şu hususlara değinmiştir: “... Muhterem milletvekilleri, içinde bulunduğumuz çağ, ilim ve tekniğin büyük gelişmeler kaydettiği bir çağdır. İlim ve tekniğin bugün insan toplulukları için hakiki mucizeler yaratan bir imkan kaynağıdır. Bütçenin çeşitli bölümleri arasında, bu konu için özel bir plana ve faaliyetlere yer verildiğini görmedik...”

“... 1972 yılı sonunda dış borçlarımız üç milyar doların üzerine çıkmış olacaktır... Bu muazzam borçların Türk nesillerine miras bırakılan ağır bir yük halini almaması için üzerinde bilhassa durulması gereken hususlar vardır...”

"... Bütçede, toprak reformu ve ziraat reformu ile ilgili hiçbir faaliyete yer verilmemiştir. 1944 yılından beri çeşitli iktidarlar, toprak reformundan bahsetmemişler, fakat 23 yıldır hiçbir iktidar ciddi olarak konu üzerinde durmamış, sadece seçim zamanlarında bu konuyu, köylü vatandaşları ve topraksız çiftçileri aldatmak ve avlamak için kullanmışlardır...”. “... Bize göre, diğer reformlara ihtiyaç bulunduğu gibi, acele torak reformuna da ihtiyaç vardır..”(2)

Ankara milletvekili Alparslan Türkeş’in, Kıbrıs konusunda takip edilen politika dolayısıyla Başbakan hakkında Anayasanın 89’uncu maddesi gereğince bir gensoru açılmasına dair verdiği önergenin, millet meclisinin 4.12.1967 günkü 12. Birleşimde Alparslan Türkeş özetle şu konuşmayı yapmıştır:

".. Muhterem arkadaşlarım; yıllardan beri Türkiye hükümetlerinin Kıbrıs Türklerine verilmiş olan şeref sözü vardır. Türk hükümetleri Kıbrıs Türklerini her çeşit saldırıya karşı her zaman koruyacaklarını taahhüt etmişlerdir. Fakat Kıbrıs Türkleri hepimizin bildiği gibi, devamlı olarak saldırıya maruz kalmışlar, devamlı olarak öldürülmüşler, ırzlarına, namuslarına tecavüz edilmiş, malları mülkleri tahrip edilmiş, ellerinden alınmış ve bunun karşılığında bu suçları işleyenler, bu cinayeti yapanlar cezasız kalmışlardır. Türkiye hükümetleri de bunlara karşı müessir hiçbir şey yapmamıştır...”(3).

Alparslan Türkeş, yine Kıbrıs konusuyla ilgili olarak meclis kürsüsünde. “... Biz bu konuda yıllardan beri Hükümetlere kendi görüşümüzü belirten muhtıralar takdim ettik. Şahsen de ziyaret ederek görüşlerimizi anlatmaya çalıştık. Fakat dikkate alınmadı.

Bize göre her şeyden öne milli davayı açık seçim dünyanın da anlayacağı şekilde tespit edip ilan etmek lazımdır...”

"... Ada’da mutlaka fiili bir durum meydana getirerek şartları Türkiye lehine değiştirmek lazım geldiği inancındayız ve bunu, Hükümetlerimize zaman, zaman vermiş olduğumuz muhtıralarda belirttik...”(4)

Tarih 25 Şubat 1969. Alparslan Türkeş, Millet Meclisi kürsüsünde:

"... Muhterem milletvekilleri, iki yıla yakın bir zamandan beridir, üniversitelerimizin özerkliğinden yararlanarak, bu özerkliği kötüye kullanarak, üniversiteler içerisinde komünizm akınları kızıştırılmaktadır.. Komünist gençler kanunları, Anayasayı nizamları Türk ahlak ve törelerini ayaklar altında çiğnemektedirler. Komünist tahrikçileri cam, çerçeve kırmaktadırlar. Profesörlerine, hocalarına en ağır şekilde hitab etmekte, küfretmektedirler. Bunlar, otomobil yakmakta, bayrak yakmakta, Beyazıt kulesine kızıl bayrak çekmektedirler. Bunlar mıdır Atatürk gençliği? (Adalet Partisi sıralarından “asla” sesleri) Bunlar mıdır, Türkiye’nin bağımsızlığını savunan gençlik. Bunları himaye etmeye niçin kalkışıyor CHP? Bunların niçin koruyuculuğunu üzerine alıyor? (Adalet Partisi ve C.K.M.P. sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bu yıkıcı ve dünyanın tanıdığı en vahşi emperyalizm olan komünizmin uşaklığını yapan, komünist yardakçılara karşı, Anayasayı başlar üzerinde tutmak isteyen, kanunlara bağlı, milliyetçi Türk gençleri de, üniversite içerisinde bunlara karşı kendi inandıkları fikirlerin üstünlüğünü ortaya koymak üzere çalışırlar, harekete geçerlerse bunlar neden sokak saldırganları olurmuş?

Bunlar sokak saldırganları değildir. Bunlar vatansever, hakiki milliyetçi tertemiz Türk çocuklarıdır.

Muhterem arkadaşlar, bunlara “Atatürkçü gençlik” diyor, C.H.P. sözcüsü...”

"... Arkadaşlar, bayrak yakanlar Atatürkçü olamaz.(AP ve CKMP sıralarından “Bravo” sesleri alkışlar) Atatürk’ün bize bıraktığı miras, hangi milletin bayrağı olursa olsun ona saygı göstermeyi gerektirir.

Bayrak yakanları himaye etmeye kalkmakla Atatürk’e ihanet etmek birdir..”(5)

Tarih 10 Ekim 1969. Başbakan Süleyman Demirel tarafından teşkil olunan 13’üncü Türkiye Cumhuriyet Hükümetinin programı görüşülürken söz alan Alparslan Türkeş:

"... Söylemek, yazmak, ifade etmek kafi değildir. Söyleneni,yazılanı samimi olarak benimsemek, inanmak ve onu memlekette davranışı ile uygulanması ile hakim kılmak lazımdır. Yoksa, kağıt üzerinde veyahut parlak cümleler halinde ifade edip de uygulanmayacak olduktan sonra hukuk düzeninden bahsetmek, vatandaşın iradesinin serbestçe tezahüründen bahsetmek, bunlar bizi bir yere götürmez...”(6)

İsmet İnönü’nün vefatı münasebetiyle, Millet Meclisi’nde, 27 Aralık 1973 tarihinde siyasi parti liderleri gündem dışı söz alarak, İnönü’nün tarihi kişiliği ve hizmetlerini belirten birer konuşma yapmışlardır. MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş de bu konuda yapmış olduğu konuşmasında: “Büyük Devlet adamı, büyük asker Sayın İnönü; milletimizin yok edilmek istendiği bir zamanda, büyük Atatürk’ün yanında, bir husumet dünyasına karşı mücadele etmiş büyük bir Türk kahramanıdır..”

“.. Büyük karar adamı olan, cesur kararlar veren eşsiz Atatürk’ün yanında titiz bir plancı, teferruatları seven bir yardımcı olarak değerli hizmetler ifa etmiştir...”(7).

Tarih 30.05.1974. 1974 yılı Bütçe Kanun tasarısını müzakere için toplanan millet meclisinde söz alan Alparslan Türkeş özetle şu konuşmayı yapmıştır:

“Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;

Türk vatanı, bugünkü Türkiye bize emanettir ve bu Türkiye toprakları üzerinde yaşayan insanların hepsi Türk milletinin evlatlarıdır, aynı milletin çocuklarıdır. Türk Milletinin birliği ve Türk vatanının bölünmezliği üzerinde Türk Milleti kararlıdır, bunun aksi yönde tutum ve zihniyet sahibi olanlar hüsrana uğrayacaklardır. (AP ve DP sıralarından alkışlar ve “Bravo” sesleri...”(8)

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, Başbakan Sadi Irmak tarafından kurulan Bakanlar Kurulu programının, 27.11.1974 tarihinde millet meclisinde müzakere edilişi sırasında söz alarak bir konuşma yapmıştır. Türkeş, bu konuşmasında özetle şunları söylemiştir:

"... 1973 seçimlerinde oy kullanan vatandaşların, bu şekilde oy kullanmakla yanlış hareket etmiş bulunmaları cihetine işaret edilme manasını taşıyan mütalaalar ortaya atılmıştır.

Halbuki Türk vatandaşı demokrasiyle idareyi isteyen ve oyunu bilerek kullanan insandır. Türk vatandaşı, 1973 seçimleriyle hiçbir partiyi iktidar yapmak istememiştir. Partiler birbirleriyle uzlaşarak, beraberlik halinde koalisyon hükümetleri kurarak memleket idaresini bu şekilde yürütmelerini istemiştir. Bunu böyle karşılamak lazımdır.

Demokrasiye inanan, hukukun üstünlüğüne, parlamenter rejime inana insanların seçim sonuçlarını bu şekilde yorumlaması, bu şekilde karşılaması lazımdır..”(9)

Alparslan Türkeş’in, Millet meclisi kürsüsünden, 7 Ocak 1975 günü yapmış olduğu gündem dışı konuşması:

“.. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, Biraz evvel konuşan Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili arkadaşımız meydana gelen öğrenci olaylarını ele alarak, sayın Genel Başkanlarının her zaman uyguladığı bir usule baş vurmuş ve bunu meclis kürsüsünden de tekrarlamıştır. Bu usul şudur: Ortaçağ karanlığında engizisyon devrinde, engizisyon papazlarının masum insanları, suçlama usulüdür bu. Bu usulü Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı her zaman uygulamaktadır. Burada konuşan değerli milletvekili arkadaşımız da bu usule baş vurmuştur.

Kendileri, kendileri gibi düşünmeyenleri, “çağ dışı” diye vasıflandırmaktadırlar ama kendileri çağ dışıdır. (AP, DP ve MSP sıralarından alkışlar)

“... Muhterem arkadaşlarım, size yakışmıyor bu şekilde ithamlarda bulunmak. Hukuka inanmış ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hukuk devleti olduğuna inanmış, milletvekili sıfatını taşıyan, bir partinin Genel Başkanı sıfatını taşıyan, Başbakanlık makamı gibi yüksek vazifeye yükselme imkanı elde etmiş olan vatandaşlarımıza bu şekilde ithamlar yakışmıyor...”

“... Muhterem arkadaşlarım, biz dürüst yoldayız, doğru yoldayız. Size de dürüstlüğü tavsiye ederiz, hukuk yolunu tavsiye ederiz.

Arkadaşlar, fırtına eken bora biçer, bunu unutmayınız. (AP, MHP, ve CGP sıralarından alkışlar CHP sıralarından gürültüler.”(10)

Tarih Şubat 1975. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Meclis kürsüsünde.

“... Muhterem arkadaşlarım, zorbalığın, kaba kuvvetin en iğrenci, en aşağılığı, iftiraya, yalana istinaden tedhiş yapmaktır. (AP, MHP, CG, MSP, DP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

“... Muhterem arkadaşlarım, suçsuz insanları itham altında bırakarak, şeref ve haysiyet katili olmak daha aşağı bir harekettir. (AP ve MHP sıralarından “Bravo” sesleri alkışlar.)

“.. Türk milletinin birliğine, Türk vatanının bütünlüğüne, Türk Devletinin bütünlüğüne ve korunmasına karşı olanlar, bu yolda olduğumuz için bize saldırmaktadırlar.

Türkiye’de beynelmilel komünizmin oyunları yok mu, Türkiye’de, başka yabancı memleketlerden beslenen yıkıcı hareketler yok mu, Türkiye’de çeşitli başka kuvvetlerin, Türkiye’yi sömürmek, çeşitli karışıklıklar çıkarmak için kışkırttığı hareketler yok mu ki, Türkiye’deki bütün bu karışıklıklarla, bu çıkan olaylarda, milliyetçiler ve Milliyetçi Hareket partisi sorumlu görülmektedir?”

".. Arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye için hayırlı olduğuna inandığı yolda yürümeye devam edecektir. Karşısına çıkanlar hüsrana uğrayacaktır..."(11)

Tarih 09 Nisan 1975. Alparslan Türkeş, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı sıfatıyla meclis kürsüsünde;

“.. Muhterem arkadaşlarım, Necdet Uğur’a bir tavsiyem var. CHP sıralarından “Kendine” sesleri) Sayın Necdet Uğur, hareketlerinde, davranışlarında, zibidi zaptiye zihniyetine dayanan jurnalcilikten vazgeçmelidir (AP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)

"... Kabadayılıkla beni yıldıramazsınız. (CHP sıralarından gürültüler)(12).

Alparslan Türkeş, Dördüncü Beş Yıllık (1979-1983) Kalkınma Planının 23.11.1978 günü millet meclisinde müzakeresi sırasında yaptığı konuşmasında:

“...Memleket büyük bir enflasyonla karşı karşıyadır. Pahalılık memurları, işçileri, dar gelirlileri çok büyük sıkıntılara sokmuştur, Planda dar gelirliler için bunların yükünü hafifletecek tedbirler görülmemiştir .."(13)

Sayın Türkeş, Harp Okulu’ndaki öğrencilik yıllarından itibaren, ömrünün elli yılını aşan bir süresinde, dış Türkler davasının yılmaz ve dönmez bir savunucusu olmuştur. Türk milliyetçiliği ülküsüne gönül vermiş bir fikir, siyaset ve devlet adamı olarak, görüş, inanç ve ülkülerinde “dış Türkler” konusu ve davası daima çok büyük bir yer teşkil etmiştir.

1944’lerden başlayarak, defalarca “Turancılık” suçlamalarının muhatabı olmuş, yargılamalara maruz bırakılmıştır.

Bu gün, artık gerek dünyada, gerekse Türkiye’de “dış Türkler” gerçeğini kabullenmeyen kimse kalmamış bir haldedir. Her halde elli seneyi aşkın bir süredir Sayın Türkeş’i “hayalcilikle”, “şovenlikle”, “fütuhatçılıkla” suçlayan kişi ve gruplar, kendilerinin nasıl bir devekuşu misali kafalarının kuma gömülü kişiler olduklarını anlamış olsalar gerekir..

Artık, “turancılık”ın bir “hayalcilik” değil “gerçekçilik”in ta kendisi olduğu; realitenin bu işi benimseyip, sarılıp, gerek Türkiye gerekse 200 milyona yakın Türk Dünyası için ne gibi faydalar sağlanabileceğinin hesaplarını yapmaktan yana olduğu hususları açığa çıkmıştır.

İşte, Sayın Türkeş, böyle bir noktada l8 milletvekili arkadaşı ile birlikte vermiş bulunduğu bir önerge ile, “DIŞ TÜRKLER KONUSU VE DAVASININ” ilk defa bu kadar yüksek bir seviyede TC Devleti’nin sahip çıktığı bir konu olarak TBMM’de görüşülmesini sağlamış bulunuyor.

Alparslan Türkeş, Millet Meclisi’nin, 12.12.1991 günü yaptığı 15’inci Birleşiminde yaptığı konuşmasında özetle şunları söylemiştir:

“.. Bizim, özellikle bu konuyu genel görüşme yapılması için Yüce Meclisin huzuruna getirmemizin sebebi, bu konu diğer dış meselelerden ayrı özellikler taşımaktadır. Bir defa Sovyetlerdeki Türk Cumhuriyetleri ve muhtar bölgelerdeki Türk yönetimleri konusu, bugüne kadar Türkiye’nin dış politikasında hiç yer almamıştır. Türkiye dış politikasının Sovyetler Birliğine göre ayarlamıştır. Ama dünyadaki gelişmeler, burada güzel konuşmalar yapmış olan değerli grup temsilcilerinin de ortaya koymuş oldukları glasnost, perestroika gibi gelişmeler, Sovyetlerdeki yeni oluşumlar ve dünyanın diğer yerlerindeki yeni gelişmeler, Türkiye’nin bundan sonra ilişkilerini nasıl ayarlayacağı gibi konuları getirmiş bulunmaktadır. Daha önce Türk Dışişleri, doğrudan doğruya Sovyetler Birliği’ni hedef almış; bunların içinde bulunan Türkler hiç konu edilmemiştir. Hatta Türkiye’mizde çeşitle sebeplerle Türkiye dışındaki Türkler konusunu ele almak, hele siyasi alanda korkulu bir konu olarak görülmüştür, bunu söz konusu edenler suçlanmıştır, küçük görülmüşlerdir .."

“... Bildiğiniz gibi, siyaset alanında uzun zamandan beri bulunmuş eski bir arkadaşınız olarak, ömrümün 55 yılını bu konularla uğraşarak geçirdim. Birleşmiş Milletler’in son zamanlarda yapmış olduğu istatistiklere göre, yeryüzünde en çok konuşulan diller arasında Türkçe beşinci sırayı almaktadır. Birinci sırada Çince, ikinci sırada İngilizce, üçüncü sırada İspanyolca, dördüncü sırada Arapça ve beşinci sırada Türkçe geliyor, yani bu sıralamaya göre birçok felaketler yaşamış olmasına rağmen hala Türk Milleti yeryüzündeki en kalabalık milletlerden birisidir. “200 milyon insan Türkçe konuşuyor” demek, “200 milyon Türk vardır” demektir.

Yeryüzündeki Türklerin bir kısmı imparatorluğumuzun dağılmasından sonra terk ettiğimiz topraklarda kalan kardeşlerimizdir. Bir kısmı da imparatorluğumuza dahil olmamış olan, anayurdumuzda ve yaşadığımız diğer bölgelerde varlıklarını sürdürmüş olan soydaşlarımızdır ki, bunlarla da çok yakın kültür ve soy birliğimiz bugüne kadar devam etmiştir.

Bunlardan Sovyetler Birliği’nde yaşayan beş Cumhuriyet var. Bu beş Cumhuriyetin dışında da muhtar cumhuriyetlerde yaşayan soydaşlarımız var. Son zamanlarda Sovyetlerde meydana gelen gelişmeler karşısında, bunlar da kendi bağımsızlıklarını ilan etme yoluna gitmişlerdir; bunların bir kısmı bağımsızlıklarını ilan etmişler, bir kısmı da ilan etmemişlerdir. 20. Yüzyıl, bilindiği gibi imparatorlukların yıkıldığı bir yüzyıldır. 20. Yüzyılın sonlarına geldiğimiz ve 21. yüzyıla yöneldiğimiz şu günlerde dünyada insan hakları, hürriyet ve bağımsızlık ve demokrasi rüzgarları esmektedir. Bu rüzgarlar bütün imparatorlukları çökertmiştir .."

"... Son günlere kalan Sovyet İmparatorluğu ile, Çin İmparatorluğu da sarsıntı geçirmektedir; bu arada Sovyet İmparatorluğu dağılmaya ve çözülmeye başlamıştır. Burada yaşayan beş Türk Cumhuriyeti bulunmaktadır; bunlar Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan’dır. Bunlardan Kazakistan dışında kalanlar bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Evvelce bunlarla bir münasebetimiz olmamıştır; Dışişlerimizde, dış politikamızda bunlar bir yer tutmamışlardır; ama şimdi bağımsız devletler olarak ortaya çıkmaktadırlar. Bu Türk Cumhuriyetlerinin dışında kalan Ermenistan gibi, Gürcistan gibi, Ukrayna gibi,Beyaz Rusya gibi, Rusya gibi topluluklar da bağımsızlık ilan etmişlerdir. Son zamanlarda İngiliz Milletler Topluluğuna benzer bir Bağımsız Milletler Birliği şeklinde Sovyet Rusya’da bir oluşum söz konusu edilmektedir. Böyle bir oluşum gelişse bile, demek ki, gene bunların içinde Türk Cumhuriyetleri bağımsız varlıklarını koruyacaklardır.

Sovyetlerle ve onların elçilik mensuplarıyla yapmış olduğumuz görüşmelerde biz onlara daima; “Bu güne kadar Türkleri sömürge olarak kullandınız; ama bundan sonra bunu sürdüremezsiniz. Esasen kendini insan bilen toplulukların, başka toplulukları haksız bir şekilde sömürmesi, hürriyetlerinden mahrum etmesi, insanlık onuruna aykırıdır. Sizin kendi içinizden de bunu doğru bulmayan insanlar çıkmıştır. Yazılar yazmışlardır. Onun için siz Türklerin de hakkını teslim ederek onlara da insan haklarını ve bağımsızlığı tanıyarak, eşit şartlarda ve barış içinde münasebetlerinizi yeni esaslara göre anlaşmalı şekilde ayarlamalısınız” dedik. Şimdi, ona doğru bir gidiş, bir gelişme var demektir.

İşte, bütün bunları dikkate aldığımız zaman, Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye’nin dış münasebetleri, dış politikası ne olmalıdır; o Cumhuriyetlerin jeopolitik özelliklerini göz önüne alarak, sahip oldukları ekonomik imkanları, kaynakları dikkate alarak, sosyal yapılarını dikkate alarak ve Türk olmayan diğer birimlerin, Ermenistan gibi,Gürcistan gibi ve diğerlerinin de durumlarını dikkate alarak Türkiye’nin politikası ne olmalıdır diye akılcı ve ilmi esaslara dayalı yeni bir siyasi plana ihtiyacımız vardır. Böyle, hazırlıksız, rasgele, ayaküstü tutumlarla bu dış politika düzenlenemez. Nitekim, son yıllarda hepimizi üzen bazı şeylerle karşılaştık. Bir gün, baktık ki, bir devlet adamımız, Azeriler için “Bunlar Şii’dir, bunlar bizden çok İran’a yakındır” deyiverdi. Ne kadar üzücü bir şey; tabii, onları da çok üzdü, bizi de çok üzdü.

Onun için, bunlar soy itibariyle, din itibariyle bizimle aynı olan insanlarımızdır, kardeşlerimizdir ve kendileri, bize karşı sevgi beslemektedirler. Türkiye’yi sevmektedirler, Türkiye’den önderlik beklemektedirler. Binaenaleyh, onların bu özelliklerini de dikkate alarak ve Türk olmayan diğer Cumhuriyetleri tanımamızın da bunlar üzerinde ne gibi etkileri olacağını dikkate alarak, yeni, ilmi esaslara dayalı bir politika planlaması yapmaya ihtiyaç vardır...”(14)

Yozgat Milletvekili Alparslan Türkeş ve onaltı arkadaşının, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ndeki Türk Cumhuriyetleri ve Muhtar Bölgeleri ile ilişkileri konusunda Anayasanın 98., İçtüzüğün l00 ve l0l. maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasına ilişkin vermiş oldukları önergenin, millet meclisinin 17.12.1991 günü akdettiği 16. Birleşiminde, önergede birinci imza sahibi olarak söz alan Alparslan Türkeş, meclis kürsüsünde şu konuşmayı yapmıştır;

".. Bilindiği gibi Sovyetler, Marksist yönetimi terk ederek marksizmin totaliter yönetiminden vazgeçerek, Perestroika ve Glasnost denen ilkelerin ışığında yeni bir yapılanmaya yöneldikten sonra dünya siyasetinde tesirini gösteren Sovyet tehdidi ortadan kalkmıştır. Gerçi İslam cumhuriyetlerin sahip olduğu potansiyel tehdit tamamıyla kalkmış kabul edilemezse de Sovyet tehdidi eskisi gibi söz konusu olmaz duruma gelmiştir. Bunun neticesinde NATO ittifakının anlamı değişikliğe uğramıştır. Bu değişiklik dolayısıyla batı dünyası ile Türkiye’nin ilişkilerinde göze çarpan bir takım hafiflemeler, değişiklikler meydana gelmiştir. Bütün bunların ışığında Sovyetlerde meydana gelen değişiklikleri de dikkate alarak orada bulunan Müslüman Türk Cumhuriyetleri ile politikamızı yeniden düzenlemek ihtiyacındayız ...”

“... Türk Cumhuriyetlerini tanıma, onlarla ilişkilerimizin gelişmesi meselesini, bir Turan İmparatorluğu kurulacak şeklinde propagandaların yapılmasına meydan ve imkan verilmeyecek şekilde düzenlemek ve planlamak zorundayız. Şimdiden Tür-kiye’mizin karşısında olan bir çok devlet bu şekildeki propagandalarla dünya kamuoyunda aleyhimizde tesirler yapma çabası içindedirler. O bakımdan Türkiye’mizin insan haklarını geliştirme barış ve dostluk içinde karşılıklı saygıya dayanan dostluklar kurmak, ekonomik, kültürel münasebetler geliştirmek gayesiyle dış politikasını tanzim ettiği her zaman vurgulanmalı ve dünya kamuoyuna da anlatılmalıdır ...”

“... Bu cumhuriyetlerin yaşamış oldukları tarih dolayısıyla, bugün ideolojik bir boşluk içinde olduklarını göz önünde bulundurmak mecburiyetindeyiz. Çünkü Marksist ideoloji çökmüştür, iflas etmiştir. Bu cumhuriyetlerde yetmiş yıldan beri her şey Marksist ideolojiye ayarlanmıştır. Bundan dolayı burada yaşayan insanlar, bugün ideolojik ve manevi bir boşluk içindedir. Bu manevi boşluktan yararlanılarak burada bazı Ortadoğu devletleri tarafından bir takım köktenci akımlar yayılmaya çalışılmaktadır. Türkiye’nin İslam’ın gerçek, güzel manasına dayanan, barışçı, kardeşliği esas alan, insan haklarını esas alan hoşgörüyü esas alan manevi değerlerini bunlara götürmesi, anlatması hem bu ülkeler için, hem de gelecek münasebetler için iyi bir netice verir kanaatindeyiz ..”(15)

Tarih 26 Aralık l99l. Alparslan Türkeş Meclis kürsüsünde:

Başkan- Son söz, Sayın Alparslan Türkeş’indir. Sayın Türkeş, buyurun (DHP sıralarından alkışlar)

Alparslan Türkeş (Yozgat)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;

"... Türkiye Devleti kurulalı -1071 yılından başlatırsak- bugün 920 yılını doldurmuş, 921’inci yıla başlamış bulunuyoruz. Bu 921 yılda, bu memleketin bütün insanları aynı dine mensup olarak, aynı kıbleye secde ederek, aynı Yüce Peygamberin ümmeti olarak, aynı kutsal kitaba bağlı olarak haşır neşir olmuş, yaşamışlardır. Bildiğiniz gibi, Müslümanlar kendi aralarında kız alıp kız verirler, evlenirler. 920 yıldır Anadolu'muzda yaşayan bütün insanlarımız birbirleriyle her bakımdan yoğrulmuşlardır, haşır neşir olmuşlardır ve memleketin düşmanlarına karşı, devletimizin düşmanlarına karşı beraber, vatan savunması için, tevhit için birbirlerinin kucağında şehit olmuşlardır.”

“Sayın milletvekilleri, yıllardan beri önümüze getirilen mesele, vatanımızın bölünmesi, milletimizin bölünmesi meselesidir. Meseleyi iyi teşhis etmemiz lazımdır. İyi teşhis edersek, çaresini kolay bulabiliriz. İyi teşhis edemezsek, işte, yıllardan beri, bugüne gelinceye kadar geçirdiğimiz acı birtakım hadiseleri yaşamaya devam ederiz ve bu acı hadiseler her geçen gün devletimizi daha çok yıpratır.

Memleketimizde terör her gün gücünü artırmaktadır. Yangın bacayı sarmıştır. Bunun arkasında, birçok konuşmacıların belirttikleri gibi, yabancı güçler emperyalizm vardır. Türkiye’den toprak koparmak, kendi milli çıkarlarını temin etmek maksadıyla milletimizin bölünmesi için, vatanımızın parçalanması için, ustaca, ilmi esaslara dayalı bir plan uygulanmaktatır.”

“... Türkçe'mizde halk arasında birçok zaman söylenen bir söz vardır: “Bir insana kırk gün deli derseniz, deli olur” derler. Psikoloji ilminde de birtakım kurallar vardır. Bir memleketin insanlarını elde etmek isterseniz, karıştırmak isterseniz, sosyal ve psikolojik yönünü iyice inceleyerek, analiz ederek, ona göre bir plan uygulama suretiyle insanları kendi kardeşlerinden, kendi devletinden soğutabilirsiniz; kendi devletine karşı, kendi insanlarına karşı harekete geçirebilirsiniz. Bu bir bilimdir, bu bir sistemdir ve birçok ülkeye karşı kullanıla gelmiştir, şimdi de Türkiye’ye karşı kullanılmaktadır. Halbuki, tarih özetinde bahsettiğim gibi, doğulusuyla, batılısıyla, memleketimizin insanları birbirinin kardeşleridir. Kürtçe konuşan kardeşlerimiz ne kadar Kürtse, biz de onlar kadar Kürtüz; biz ne kadar Türksek, onlar da bizim kadar Türk...(DHP ve DYP sıralarından alkışlar).

Milletimizin gücü, devletimizin ayakta durması, her şeyden evvel, milli birliğimizin sağlam tutulmasına bağlıdır. İç güvenlik dediğimiz zaman, dış güvenlik bundan ayrılamaz. İç güvenliği olmayan bir devletin dış güvenliği de olmaz. Onun için, memleketimizin dışa karşı da güçlü olabilmesi bakımından iç güvenliğimizin sağlam tutulması lazımdır ..."

"Muhterem Milletvekilleri,

Osmanlı döneminde, daha başka dönemlerde devletimizi idare edenleri düşünelim: Sadrazamların kimisi Rum, kimisi Ermeni, kimisi Arap, kimisi Fars, kimisi Arnavut'tur; yani, milletimiz böyle bir ayırım gözetmemiştir.

Bu bölgedeki insanlarımıza karşı da, milletimiz hiçbir zaman, “diskriminasyon” diyebileceğimiz, horlama, aşağı görme gibi bir hata işlememiştir, zaten işleyemez; çünkü, o gölgede yaşayan insanlarımız da, bizden farklı olmayan, bizim kendi insanlarımızdır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulalı yetmiş yıl oldu; sekiz Cumhurbaşkanımız göreve geldi ve bunların dört tanesi doğuludur. Birisi, Merhum İsmet İnönü’dür ve biliyorsunuz, kökü Bitlis’e dayanır, Kürümoğullarındandır. İkincisi Cemal Gürsel Paşa’dır, Erzurum’un Hınıs İlçesindendir. Üçüncüsü, Fahri Korutürk Paşa’dır, Erzincan’ın Kemah’ındandır. Dördüncü, şimdiki Cumhurbaşkanımız da, biliyorsunuz, Malatyalıdır ve yeri geldiği zaman kendisi, “bende Kürt kanı var” diyor. Yani, Türk Milleti böyle bir ayırım peşinde değildir; sekiz Cumhurbaşkanının dört tanesi oradan almış, başına oturtmuş.

O halde, bu bölücü terörün arkasında, “ırkçılık yapıldı, asimilasyoncu politika takip edildi vesaire” sözleri, gerçeklere terstir..."(16)

M.Ç.P. Genel Başkanı Alparslan Türkeş, 1992 bütçesinin Millet Meclisinde müzakeresi sırasında söz alarak özetle şu konuşmayı yapmıştır:

ALPARSLAN TÜRKEŞ (Yozgat)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken, hepinizi, en derin saygılarla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri,

Hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları meselesi, memleketimizde hala, çözümlenmesi gereken önemli konular olarak yer almaktadır. bunlarla beraber, önümüzde bir de Anayasa meselesi vardır. Yürürlükte bulunan Anayasanın, demokratik olmayan şartlarda, demokratik olmayan usullerle meydana getirilmiş olan bir anayasa olduğu malumdur. Bu Anayasa çalışanların teşkilatlanmasına imkan vermeyen, birçok hakları vatandaşlarımıza kısıtlayan ve mutlaka değiştirilmesi icap eden bir anayasadır. Bu Anayasanın demokratik yollarla ve usullerle ele alınarak değiştirilmesi ve düzeltilmesi, memleketimiz için hayati önem taşımaktadır.

Bununla beraber, demokrasinin de tam tecelli ettirilmesi gerekmektedir. Malum olduğu üzere, demokrasilerin tecellisini sağlayan temel mesele, eşit ve adil şartlarda seçimlerin yapılmasıdır. Memleketimizde çeşitli seçim dönemlerinde değiştirilen seçim kanunları ve en son olarak çıkarılmış ve uygulanmakta olan Seçim Kanunları eşit ve adil şartlarda seçim yapılmasına imkan vermeyen kanunlardır. Bu kanunlarla, memleketimizin mutluluğunu sağlayacak şekilde hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını esas alan demokratik bir düzenin gelişmesi mümkün değildir. Bu bakımdan, Anayasa meselesi üzerinde, seçim kanunlarının düzeltilmesi meselesi üzerinde durulmasını, vatandaşlarımızın mutluluğu, demokrasimizin şaibesiz, gölgesiz bir şekilde gelişmesi ve işlemesi için şart olduğunu ifade ederek, Sayın İktidardan, bu meselelerin çözümüne eğilmelerini istirham ediyoruz.

Muhterem milletvekilleri, insan haklarıyla ilgili, memleketimizde yıllarca sürmüş olan birçok üzüntülü uygulama olmuştur. Bilhassa işkence meselesine temas etmek istiyorum. Bu işkence meselesini yurdumuzdan kesip, kazıyıp çıkarmamız lazımdır. Vatandaşlarımız, bilhassa olağanüstü dönemlerde, l2 Eylül döneminde, işkenceden çok acı çekmişlerdir. Mamak’ta kurulmuş olan, C-5 diye ün yapmış olan bir işkence barakasında, birçok hazırlık soruşturması işkence altında yapılmıştır. Bu işkence meselesini, hangi partiden olursak olalım, Hükümet-muhalefet el ele, birlikte, işbirliği yaparak, yurdumuzun adına leke getiren bu olayları kesinlikle yurdumuzdan silip çıkarmamız lazımdır. Bu hususu da Sayın İktidarın dikkatine sunuyorum ki, bu meseleden de memleketimiz kurtulmuş olsun.

Yine,memleketimizin önünde çok önemli bir konu olarak, iç ve dış güvenlik meselesi vardır. Bölücülük faaliyetleri, bölücü terör, yıllardan beri yurdumuzun gündemini işgal etmektedir. İç ve dış güvenlik, birbiriyle sıkı sıkıya ilişkilidir. İç güvenlik olmazsa, dış güvenlik de yara almış olur, dış güvenlik de sağlanamaz. Bu bakımdan, memleketinin seven bütün insanlarımız el ele verip, bu bölücü terörün söndürülmesini sağlamak mecburiyetindeyiz. (MÇP, ANAP ve DYP sıralarından alkışlar)

Bölücü terörün arkasında, Türkiye'mizin düşmanı olan devletler vardır, emperyalist güçler vardır; bunlar bilinmektedir.”

"... Değerli milletvekilleri, Türk Cumhuriyetleri meselesi, dünyanın gündemini işgal etmektedir. Bizim için de çok mutlu bir olaydır. Türk Cumhuriyetleriyle Türkiye olarak münasebetlerimizi süratle geliştirmeliyiz.

Ben, elli yıldan beri Türkiye dışındaki Türkler meselesiyle uğraştım. Bir zamanlar memleketimizde, bu mesele, çok büyük suç olarak ele alınır, öyle bakılırdı; bu yüzden, şahsen dört defa sıkıyönetim mahkemelerine verilerek yargılandım.

YAŞAR ERBAZ (Yozgat)- Emeklerin zayi olmadı.

ALPARSLAN TÜRKEŞ ( Devamla)- Ama, bugün çok şükür, bütün siyasi partilerimiz, bütün memleketin aydınları, düşünürleri, bu konuya büyük önem vermişler, konunun önemle üzerine eğilmiş bulunmaktadırlar; bu, çok mutlu bir gelişmedir, bizi de sevindirmektedir ..."(17)

Alparslan Türkeş’in, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 72.Kuruluş Yıldönümü ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlanması ve günün önem ve anlamının belirtilmesi amacıyla mecliste yapmış olduğu konuşma:

BAŞKAN-

Değerli arkadaşlar, söz sırası, Milliyetçi Çalışma Partisi Genel Başkanı Sayın Alparslan Türkeş’te.

Buyurunuz Sayın Türkeş.( Alkışlar)

MİLLİYETÇİ ÇALIŞMA PARTİSİ GENEL BAŞKANI ALPARSLAN TÜRKEŞ (Yozgat)- Millet iradesinin ve milli egemenliğin temsil yeri olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı, bu Meclisin şerefli üyeleri sayın milletvekilleri, bizleri bu mutlu günümüzde yalnız bırakmayan aziz misafirlerimiz, kardeş ve dost ülke parlamenterlerinin kıymetli temsilcileri, sözlerime başlarken, hepinizi, şahsım ve Milliyetçi Çalışma Partisi adına sevgi ve saygılarımı sunarak selamlıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun ve dolayısıyla millet egemenliğinin tesisinin 72. yıldönümünü ve 23 Nisan Egemenlik bayramını idrak eden aziz milletimiz ile yarınlarımızın ümidi, büyük geleceğimizin müjdecisi çocuklarımızın bayramını kutluyorum.

23 Nisan 1920’den 23 Nisan l992’ye ulaşmış bulunuyoruz. 72 yıldan bu tarafa, Türk Milleti kayıtsız şartsız kendine ait bir hak olan egemenlik hakkını, Yüce Türkiye Büyük Millet Meclisi eliyle kullanıyor. Türk Milletinin iradesinin temsil ve tecelli yeri olan Türkiye Büyük Millet meclisi, ilk Meclisten günümüze kadar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bağımsızlığının sembolü, milli egemenliğin temsil edildiği ve gerçekleştiği ocak olarak yüce bir görevi yürütmektedir.

Ülkemiz ve milletimiz, kendi egemenliğine sahip çıkma denilebilecek noktaya, yani milli egemenliğe, öyle, kolay ulaşabilmiş değildir; Türkiyemiz, önce kendisini düşman çizmelerinden emperyalist taarruzundan kurtaran, sonra da Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran bir müşterek iradenin ürünüdür. Bu irade olmasaydı, düşman istilasına karşı yürütülen milli mücadeleden bahsolunamazdı. Bu irade olmasaydı, devlet, vatan ve millet varlığının korunması için gerçekleştirilen şanlı Kuvayı Milliye direnişi sağlanamazdı; bu irade olmasaydı, yedi düvelin istilasından kurtarılmış imparatorluktan geriye kalan topraklar üzerinde genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulamazdı. Bu iradenin bir müştereklik arz ettiğini söyledim. Bu irade, Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah ve mücadele arkadaşlarınındır, Kuvayı Milliyenin şanlı kahramanlarınındır, velhasıl, topyekun, Türk Milletinindir (MÇP sıralarından alkışlar)

23 nisan 1920’den 72 yıl sonra bu yıldönümü gününde, bizleri bugünlere kavuşturan, bu vatan topraklarını emperyalist çizmelerinden kurtarmak, yeni bir devlet kurmak için cepheden cepheye koşan Milli Mücadelenin bütün kahramanlarını, Kuvayı Milliyenin bütün mücahitlerini, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve devletimizin kuruluşuna vesile olanları hayırla anıyor ve bu vesileyle, aziz hatıraları önünde saygıyla eğilerek kendilerini selamlıyorum...”

"... Vatanı düşman istilasından kurtarma ve yeni devleti kurma olarak beliren bu müşterek iradenin etrafında toplanan milletimizin evlatları, en ücra vatan köşelerinden gelerek, yurdumuzun savunmasına koştular. Doğulusu, Batılısı, Güneydoğulusu ve Karadenizlisiyle, hiçbir ayırım göstermeksizin, müşterek vatan bildikleri yurdu savunup, düşmanı kovdular.

İlk Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu milli iradenin temsil yeri olarak, genç Türkiye Devletini bir cumhuriyet halinde gerçekleştirmeye karar verdi. Yabağılar, Burakbeyler, Edirneli, Çankırılı, Karslı, Diyarbakırlı, Ağrılı, Vanlı mebuslar, hepsi, hiçbir ayırım olmaksızın, tek, üniter milli bir devletin tesisinin arzu ettiler. Kimse; ben, Kürtçe konuşuyorum, ayrı devlet isterim; ben, ayrı mezheptenim, ayrı bölge isterim demedi, çünkü, bu insanlar, senelerce süren Cihan Harbinde de, İstiklal Harbinde de, Galiçya’da, Gazze’de, Çanakkale’de, İnönü’de, Dumlupınar’da aynı vatan toprakları uğruna düşüp şehit olurlarken hiçbir ayırım düşünmemişlerdi; belki de, Türkçe konuşanı ile, Kürtçe konuşanı, aynı yerde şehit düşüp, aynı toprağa beraberce gömülmüşlerdi. İşte, böylesine bir mücadelenin içinden çıkıp gelen bir millet, nasıl olurdu da, devletini kuracağı zaman bu devleti ayrı, ayrı, parça, parça düşünebilirdi. Nitekim, vatanı ve milleti müstevli çizmesinden kurtarıp devleti kurmaya girişen irade, Mustafa Kemal başta olmak üzere, Kuvayı Milliyecileriyle, ilk Meclisin mebuslarıyla ve onlara sonsuz destekçe büyük Türk Milletiyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti isimli, üniter, milli devleti tercih etti; bu husus tartışılmadı bile...”(18)

Milliyetçi Çalışma Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, Kıbrıs ve Bosna Hersek konuları başta olmak üzere, dış politikadaki gelişmeler konusunda bir genel görüşme yapmak üzere olağanüstü olarak toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir konuşma yapmıştır. Türkeş bu konuşmasında şunları söylemiştir:

BAŞKAN

Söz sırası, Sayın Alparslan Türkeş’te

Buyurun Sayın Türkeş. (MÇP sıralarından alkışlar)

ALPARSLAN TÜRKEŞ (Yozgat)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;

“... Her milletin, her devletin, bir tarihi vardır ve tarihi demek, devletlerin, milletlerin sicili demektir. Binaenaleyh, devletlerarası, milletlerarası bu meseleleri değerlendirirken, her devletin, her milletin sicilini iyi bilmek, sicilini iyi incelemek lazımdır.

Bosna-Hersek’te kardeşlerimizin kanı akmaktadır. Orada, insan hakları ayaklar altına alınmıştır ve sırf dinleri ayrı olduğu için, masum insanlar, soykırımına tabi tutulmaktadır. Bu olaylar, her gün, vatandaşlarımızın, milletimizin yüreğini kanatmaktadır. Bunlar için, tabii ki, elden gelen her yardımın yapılması gereklidir. Tabii, bu konu üzerinde daha açık konuşmak yararlı olmaz kanaatindeyim, dış politikayla ilgili birçok meselelerin çok açılmaması icap ettiği kanaatindeyim; ama , bu kardeşlerimizin katliamdan korunmaları, uğradıkları haksızlıklardan kurtarılmaları için gerekli her türlü teşebbüse başvurulması lazımdır ..."(19)

Milliyetçi Çalışma Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, Şırnak ilimizde meydana gelen olaylar başta olmak üzere Güneydoğu Bölgemizde cereyan eden olaylar konusunda T.B.M.M.’ nde açılmış olan genel görüşmede söz alarak şu konuşmayı yapmıştır:

ALPARSLAN TÜRKEŞ(Yozgat)- Sayın Başka, sayın milletvekilleri; bu önemli konuda geç saatte söz imkanı elde ettiğimden dolayı çok memnunum ve Yüce Meclise şükranlarımı sunarım.

Muhterem milletvekilleri, Şırnak olayları bütün milletimizi çok üzmüş ve acı vermiş olan bir olaydır. Bu olaylarda hayatını kaybetmiş olan vatandaşlarımıza, güvenlik görevlilerimize bütün ilgililere hem Cenabı Hak’tan rahmetler dileyerek hem de yakınlarına başsağlığı dileyerek sözüme girmek istiyorum...”

“... Şimdi bölücü terör iyice azmış, silahlanmış, teşkilatlanmış ve hedefine varmak için de kıyıcı şekilde hareket etmektedir. Bu bölücülük olayları karşısında, zaman,zaman, çok eskiden beri, bölücülüğe mazeret bulmak isteyenler çıkmıştır. Bugün de var; bölücülük olaylarına birtakım mazeretler ileri sürülmektedir. Bölgenin fakirliği, ihmal edilmişliği, geri kalmışlığı veya Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, kurulduğu zamandan itibaren bugüne kadar, o bölgeye, benimsemeyen bir gözle baktığı, o bölge insanını hor gördüğü şeklinde de birtakım mazeretler ortaya atılmıştır.

Benim tecrübelerime, yaptığım araştırmalara göre, bunların hiçbirisi doğru değildir. Bölücülük olaylarının sebebi, siyasidir. Türk Milletine karşı açılmış olan bir mücadeleyi başarıya ulaştırmak için bölücülük olayları planlanmış, kışkırtılmış ve silahlandırılmıştır. Bölücülük faaliyetlerinde bulunan insanlar eğitilmiştir, eğitilmektedirler ve milletimizin üzerine saldırılmaktadırlar ...”(20)

Alparslan Türkeş’in, Kıbrıs konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin almış olduğu karara ilişkin gündem dışı konuşması:

ALPARSLAN TÜRKEŞ (Yozgat)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, Kıbrıs konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin almış olduğu 789 numaralı kararı bölgede barışın korunmasına yardımcı olmaktan uzak ve Ada’da uzun yıllardan beri sürmüş olan çatışmaları tekrar kışkırtacak mahiyettedir. 789 sayılı Karar, evvelce alınmış olan ve tarafların haklarını nispeten sağlamaya yarayacak olan eski birtakım anlaşmaları da göz ardı eden, Rumların görüşlerine dayanan, Türklerin haklarını göz ardı eden bir karar olmuştur.

789 sayılı kararın, gerek Kıbrıs Türklerinin, gerekse Türkiye’nin menfaatlerini baltalayan bir karar olduğu açıktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisiyle, Cumhuriyet Hükümetiyle ve milletçe, bütün halkımızla, bu milli meselede hassasiyetimizi göstermek, çok yararlı olacaktır. Bu meselede, gerek Yunanlılara karşı, Rumlara karşı, gerekse onların görüşleri tesiri altında bir karar almış olan Güvenlik Konseyine karşı, aldıkları kararın haksızlığını ifade eden ve haklı davamızın sahibi olduğumuzu, bunda tavize yanaşmayacağımızı belirten bir siyaset takip etmenin, bir görünüm vermenin, milli menfaatlerimiz bakımından çok yararlı olacağı kanaatindeyim.

Bu düşüncelerle gündem dışı söz aldım, huzurunuza geldim.

Sayın Başkana, gündem dışı söz vermesinden dolayı teşekkür ederim; Yüce Heyetinize de saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederiz ...”(21)

Yozgat Milletvekili Alparslan Türkeş’in, Azerbaycan topraklarının işgaline yönelik Ermenistan saldırılarına ilişkin mecliste gündem dışı konuşması:

ALPARSAN TÜRKEŞ (Yozgat)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; son zamanlarda, kardeş Azerbaycan, Ermenistan’ın vahşi saldırılarına hedef olmuş bulunmaktadır.

Bilindiği gibi, Azerbaycan, bağımsızlığını kazandığından bu yana, aynı zamanda Birleşmiş Milletler üyesidir. Birleşmiş Milletler üyesi olmasına rağmen ve milletlerarası çeşitli kuruluşlarda, sınırların, kuvvet kullanarak zorla değiştirilemeyeceği ilkesi kabul edilmiş olmasına rağmen, Ermenistan, kuvvet kullanarak Azerbaycan topraklarını işgal etmiştir. Bugün, Azerbaycan topraklarının yüzde 12’si, Ermenistan askerlerinin işgali altındadır; 300 bin Azeri mülteci, evsiz kalmış, yollara düşmüş durumdadır; binlerce insan, hayatını kaybetmiştir; çoluk çocuk, perişan duruma düşmüştür.

Kuveyt’te Birleşmiş Milletlerin üyesi bir devlet iken, Irak tarafından saldırıya uğrayıp işgal edilince, Birleşmiş Milletler, bu işgali tanımamış ve bu işgali kaldırmak için, Irak’a karşı, Birleşmiş Milletler güçleri teşkil edilerek harekete geçilmiştir.

Aynı hassasiyetin Azerbaycan için de gösterilmesini beklemekteyiz. Azerbaycan da, Birleşmiş Milletler üyesi bir devlettir ve kendisi saldırıya uğramıştır.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansının kabul etmiş olduğu ilkelere göre, sınırlar, kuvvet kullanılarak değiştirilemez. Mevcut sınırlar ve her devletin toprak bütünlüğü garanti altına alınmıştır.

Buna rağmen, Ermenistan, bunu tanımamaktadır; hatta, Ermeniler, yaptıkları son açıklamalarla, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansının kabul etmiş olduğu bir ilkenin, sadece Avrupa devletleri için geçerli olduğunu, Asya için geçerli olmadığını dahi söylemekten çekinmemişlerdir. Bu durum, Türkiye’nin güvenliğini de yakından ilgilendirmektedir.

Ermenistan’ın yıllardan beri bastırdığı haritalar ve takip ettiği politika Türkiye’nin toprak bütünlüğünü de hedef almış bulunmaktadır.

Azerbaycan’la olan ilgi ve bağlarımız malumdur. Bu durumda, Azerbaycan’ın uğradığı bu saldırıların bir an önce durdurulması ve işgalcilerin, Azerbaycan topraklarını boşaltarak kendi sınırları gerisine çekilmesinin sağlanması gereklidir. Bunu sağlamak için, Türkiye, üzerine düşen her görevi yapmalıdır; bundan asla çekinmemelidir.

Saldırgana karşı savunma, bir haktır, meşru bir haktır. Biz barışçıyız, barış politikası takip ediyoruz; fakat, Ermenistan, barışın önemini kavramamış olan, barışa değer vermeyen, barışı hiçe sayan tutumuyla, Kafkaslar’daki barışın bozulmasına neden olmaktadır.

Barışı korumak için, şeref ve haysiyetimizi korumak için, kardeş Azerbaycan’a gerekli yardımı sağlamak için, ileride kendimize karşı yönelecek herhangi saldırgan niyeti şimdiden caydırmak için, gerekli her tedbiri almaktan çekinmemeliyiz. Bu tedbirlerin içinde askeri tedbirler de vardır ve o da olmalıdır ...”(22)

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 73. Kuruluş Yıldönümü ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlanması ve günün önem ve anlamının belirtilmesi görüşmelerinde söz alan Alparslan Türkeş, özetle şu konuşmayı yapmıştır:

MHP GENEL BAŞKANI ALPARSLAN TÜRKEŞ (Yozgat)- Türk Milletinin iradesini ve egemenliğini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanı, bu Meclisin şerefli üyeleri sayın milletvekilleri, mutluluğumuzu paylaşmak için aramızda bulunan değerli konuklarımız; söze başlarken, yeni kaybetmiş olduğumuz sekizinci Cumhurbaşkanı Sayın Turgut Özal’ı rahmetle anarak, Büyük Milletimize ve Yüce Meclisimize başsağlığı dileklerimi tekrar sunarım...”

"... 23 Nisan 1920’den bugüne kadar geçen 73 yıl boyunca, Türk Milleti, kayıtsız şartsız kendine ait bir hak olan egemenlik hakkını Yüce Meclisimiz eliyle kullanmaktadır. Yüce Meclisimiz, bu süre içerisinde görevinin kutsallığını biran bile unutmamış, Türk Milletinin ve Türk vatanının birliğine, beraberliğine ve bölünmezliğine her zaman sahip çıkan kutsal bir ocak olmuştur.

Bu kutsal görevimiz, bize önceki nesillerimizden miras kalmıştır.

Birliğimizi, beraberliğimizi ve bölünmezliğimizi gelecek nesillerimize aynıyla teslim edebilmek, hepimizin hayatı boyunca kazanabileceği en büyük şereftir...”

Devletimizin kurtarıcısı ve cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü, Türk dünyasındaki istiklal hareketlerinin geçmişteki bütün liderlerini ve Türklüğün istiklal uğruna canlarını çekinmeden veren aziz şehitlerimizi rahmetle anıyor, hepinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Türkeş.(23)

1994 Mali Yılı Bütçe Kanununu Tasarı’sının Millet Meclisinde müzakeresi sırasında şahsı adına söz alan Alparslan Türkeş özetle şu konuşmayı yapmıştır:

ALPARSLAN TÜRKEŞ (Yozgat)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, televizyonları başında bizi seyretmekte olan kıymetli vatandaşlarım; konuşmama girişirken hepinize en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (MÇP sıralarından alkışlar)

Değerli vatandaşlarım, Türkiye’mizin önünde bugün üç önemli mesele bulunmaktadır:

Bunlardan birincisi, manevi ve ahlaki durumlarla ilgili meselelerdir.

İkincisi, Türkiye’nin geri kalmışlıktan kurtulması, kalkınması meselesidir.

Üçüncüsü ise, milli birliğimizi tehdit eden toprak bütünlüğümüzü parçalamayı hedef alan bölücü terör meselesidir.

Bu üç mesele de, bileşik kaplardaki sıvılar gibi birbiriyle yakından ilgili ve birbirine tesir edici durumdadırlar. Üç meselenin beraber ele alınması, beraber görüşülmesi, beraber düşünülmesi icap etmektedir.

Değerli milletvekilleri, insanlık, tarihi boyunca emperyalizmden, ırkçılıktan, şovenizmden büyük zararlar görmüştür. Türkiye’mize karşı çeşitli tarihlerde, emperyalizmin, ırkçılığın saldırılarıyla karşılaşmışızdır. Bugün Türkiye’yi kana bulamış olan bölücü terörün arkasında da bunlar vardır ...”

"... Onun için, Türkiye’mizde, bilhassa Güneydoğulu vatandaşlarımızın, aydın geçinen bazı kimselerin, “Ben Kürdüm, Kürtçe eğitim hakkımı tanıyın, Kürtçe yayın hakkımı verin...” diye konuşmaları, etnik ırkçılığın daniskasıdır. Etnik ırkçılık ve şovenizm, Türk Milletine bela getirir, felaket getirir. (MHP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Sayın TÜRKEŞ, 5 dakikanız var.

ALPARSLAN TÜRKEŞ (Devamla)- Bunun için, Atatürk’ün dediği gibi, “Ne mutlu Türküm diyene” Hangi ırktan olursa olsun, hangi etnik kökten olursa olsun, Türkiye Cumhuriyetinin sınırları içinde yaşayan insanlarımız birbirinin kardeşleridir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti dağılır, yıkılırsa, halkımızın tümü bundan büyük zarar görür. Bölücülüğün sonu, Türkiye’yi yıkılışa götürür. O bakımdan, memleketimizin bütünlüğünü korumak ve halkımızın birliğin korumak, milli birliğimiz korumak, hepimizin menfaati icabıdır ve bölgemizde barışın korunması için şarttır. Aksi halde, hem bölgemiz barıştan mahrum kalır hem de Türkiye halkının tümü bundan zarar görür. O bakımdan ben, bu nokta üzerine yüksek dikkatlerinizi çekmeyi uygun buluyorum ve 1994 bütçesi münasebetiyle buna ağırlık vermeyi yerinde saydım...” (24)

Alparslan Türkeş, Millet Meclisi’nde müzakere edilmekte olan 1994 Mali Yılı Bütçe Tasarısı hakkında görüşlerini açıklamak için söz istemiş ve özetle şu konuşmayı yapmıştır:

BAŞKAN- Değerli arkadaşlar, İçtüzüğün 87’nci maddesi uyarınca, oyunun rengini belirtmek için lehte söz alan Sayın Alparslan Türkeş’e söz veriyorum.

Buyurunuz Sayın Türkeş, (MHP ve DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Türkeş, konuşma süreniz 10 dakikadır.

Sayın Türkeş, buyurunuz.

Arkadaşlar, dinleyelim Hatibi.

ALPARSLAN TÜRKEŞ (Yozgat)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri ve televizyonlarının başında Büyük Meclisimizin müzakerelerini takip eden muhterem vatandaşlarım; konuşmama girerken, hepinizi en derin sevgiler ve saygılarla selamlıyorum. (MHP ve DYP sıralarından alkışlar)..”

"Muhterem milletvekilleri, 1994 yılı bütçesi, Türkiye’mizin içinde bulunduğu bunalımlı durumu ortaya koymaktadır. Türkiye’miz, hem içeride büyük meselelerle karşı karşıyadır hem de çevresini teşkil eden dış ülkelerle, bunalımla karşı karşıyadır...”

“... Buna çare bulabilmek de, her şeyden evvel, siyasi partilerimizin, parti rekabetlerini bir kenara bırakarak, üç beş yıl süreyle, büyük fedakarlıkları göze alan bir milli mutabakat programı yapmalarına bağlıdır, milli uyum programı yapılmasına bağlıdır. Yoksa, bu durum, gittikçe devletimizin açılmasına ve daha büyük dertlerle karşı karşıya gelmemize sebebiyet verecektir ...”

"... Muhterem milletvekilleri, yanlış demokrasi anlayışlarıyla Türkiye’mizi şehit vermeyelim; bu, çok ciddi meseledir. Hiçbir ülkede böyle bir olay cereyan etmez, edemez. Türkiye’nin, Atatürk’ün bize emanet olan kutsal bir varlık olduğun göz önünde bulundurmalıyız. Atatürk’ün etrafında toplanmış olan, doğulu batılı, kuzeyli güneyli, Kürtçe konuşan veyahut Arapça konuşan bütün vatandaşlarımız, elbirliği ederek, o zaman böyle bir parçalanmayı kışkırtanlara karşı da gerekli cepheyi alarak, bu devleti, üniter bir devlet olarak kurmuşlardır. Devletimizin üniter yapısını, toprak bütünlüğünü, mutlaka her şeyin üzerinde gözetmeliyiz ve bunun böyle sağlanması, bununla ilgili gerekli tedbirlerin alınması, her kurumdan önce, herkesten önce Türkiye Büyük Millet Meclisinin kutsal görevidir, milletvekillerimizin kutsal görevidir. Bu noktada hiçbir tavize yanaşmamak gerekmektedir...” (25)

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, T.B.M.M’ nin 74’üncü kuruluş yıldönümü ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı münasebetiyle Millet meclisinde bir konuşma yapmıştır.

Sayın milletvekilleri, siz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Alparslan Türkeş’te

Buyurun Sayın Türkeş. (MHP sıralarından alkışlar)

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ GENEL BAŞKANI ALPARSLAN TÜRKEŞ (Yozgat)-

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri: bugün, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 74’üncü yıldönümünü kutluyoruz. Bu bayram, bütün vatandaşlarımıza kutlu olsun.

Önümüzde duran problemlerin ve geleceğe uzanan umutlarımızın, hedeflerimizin, hür, bağımsız ve demokratik bir çizgideki Türkiye ile çözümlenmesi dileğimi, burada bir kere daha belirtmek istiyorum...”

“... Türkiye’de hakimiyet kayıtsız şartsız Türk Milletinindir. Türk Milleti de. Doğu Anadolu’dan Trakya’ya; Karadeniz’den Akdeniz’e kadar, bu vatan topraklarında yaşayan vatandaşlarımızın tümüdür.

Türk, bu ülkede yaşayanların hepsinin müşterek adıdır. (MHP ve DYP sıralarından alkışlar) Köyü, kenti, sülalesi, aşireti, kökeni ne olursa olsun, herkesin müşterek adı Türk'tür (MHP ve DYP sıralarından alkışlar) Müşterek kültürümüzün adı da Türk kültürüdür.

Egemenliğin millet adına temsil edildiği yer. Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Meclisimiz, kuruluşundan bu yana, 74 senede, çok şerefli hizmetler yapmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, her şeyden önce, Kurtuluş Savaşını başarıya ulaştırmış bir kutsal çatıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, tarihi boyunca, ciddi ülke meselelerini çözmüş, milletimize hayırlı hizmetler yapmış ve daima bir ışık olmuştur.

Ülkemizin bugün de, ciddi, sosyal, siyasi ve ekonomik meseleleri vardır. Bu temel problemlerimizin başında, vatanımızın bölünmez bütünlüğünü tehdit eden, birliğimizi ve beraberliğimizi bozmaya yönelik eylemler gerçekleştiren bölücü terör gelmektedir. Bölücü terörü ortadan kaldıracak tedbirleri de, yine bu Yüce Meclis bulacak ve uygulamaya sokacaktır ...”

“... Sayın milletvekilleri, millet olmanın, bağımsız bir ülke olmanın belli başlı prensipleri vardır. Bu temel ilkeler çiğnenmeye başlandığı an, o ülkenin çökmesi, milletin dağılması mukadder olur. Onun içindir ki, oy kaygısı, iktidar olma hırsı, bu temel ilkeleri çiğnemeyi asla doğurmamalıdır. Unutmamalıyız ki, bu çatı çöktüğünde, hepimiz altında kalırız.

Bu temel ilkelerin başında, birlik ve beraberliğimiz gelmektedir. Birlik ve beraberliğimizi zedeleyecek çalışmalardan uzak bulunmalıyız...”

“... Herkes şunu bilmelidir ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve milletimiz, sadece bugüne kadar olagelen ihtilallere karşı değil, her türlü kanlı ya da kansız zorlamalara, “halk ihtilali” tabiri içine girecek plan ve programlara, “halk ihtilali” tabiri içene girecek plan ve programlara da karşıdır ve bu tür oyunlara niyetlenenleri. Cumhuriyetimizi çökertip yeni bir rejim kurma heveslilerini, Türk toplumuna anlaşılmaz mesajlar verenleri, bugün bu kutsal çatı altında uyarmayı bir görev sayıyorum. (MHP, DYP, SHP sıralarından alkışlar)

Hepimiz, bu sıralara nasıl geldiğimizi, asli görevimizin ne olduğunu bilir ve haddimizi aşmaz, demokrasiyi gerçek manada yaşar ve yaşatma gayreti içine girersek, Türkiye’mizin geleceği daima aydınlık olacaktır ....” (26)

Alparslan Türkeş, 1995 Mali Yılı Bütçe Kanun Tasarısının Millet Meclisi’nde müzakeresi sırasında şu konuşmayı yapmıştır:

ALPARSLAN TÜRKEŞ (Yozgat)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1995 yılı bütçesi üzerinde, şahsi görüşlerimi ve Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini sunmak üzere huzurunuzdayım. Söze başlarken, hepinizi, en derin saygılarla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, demokrasimizin temel kurumlarının başında yer alan Türkiye Büyük Millet meclisinde belirteceğim 1995 mali yılı bütçesi üzerinde, görüşlerimiz şöyledir:

Bu kutsal çatı altında, çok karamsar tahlillerin yanı sıra, çok iyimser değerlendirmeler de yapılmıştır. Aslında, ne çok karamsar ne de çok iyimser olmaya gerek yoktur; ama, Türkiye, bugün, bir yörüngeden yeni bir yörüngeye geçme noktasında, çok kritik bir durumdadır. Geçme noktasında, çok kritik bir durumdadır, Türkiye’nin 21. yüzyıla lider bir ülke olarak girme ya da girememe noktasında, çok nazik durumundan bahsetmemizin ve buna göre tedbirler geliştirmemizin gerekli olduğu doğrudur. Yoksa, Türkiye, bütün problemlerine rağmen, güçlü bir ülkedir; Türk Milleti, büyük bir millettir; ancak, dünyaya yön veren merkez ülkeler sınıfına geçmek ya da yön verilenler kesiminde, çevre ülkeler sınıfında otuz yıl daha kalmak, yüce milletimizin temsilcilerinin oluşturduğu Türkiye Büyük Millet meclisi ve onun bünyesinden çıkan cumhuriyet hükümetlerinin, plan ve icraatlarına bağlıdır.

Büyük Atatürk’ün ve arkadaşlarının önderliğinde, bağımsızlık mücadelesini veren ve istiklalini kazanan Türk milleti, şimdi, büyük ve güçlü bir Türkiye arzulamaktadır. Hiçbir ferdinin aç, açıkta kalmadığı, müreffeh bir Türkiye arzulamaktadır. Lider bir Türkiye’nin, dünyaya adaleti sağlamak için yönelmesi de,milletimizin yüce bir idealidir ...”

"... Türkiye’nin, lider bir ülke olması, her şeyden önce, ekonomik kalkınmada başarılı olmasına bağlıdır. Milletlerarası mücadelede, ekonomi, düne göre, çok ön sıralara geçmiş ve önemli bir yere oturmuştur...” (27)

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in, TBMM’nin 75. Kuruluş Yıldönümü ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı münasebetiyle millet meclisinde yapmış olduğu kutlama konuşması:

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ GENEL BAŞKANI ALPARSLAN TÜRKEŞ (Yozgat)

"... Sayın milletvekilleri, bu kutsal çatıyı korumak ve kollamak, öncelikle, bizlerin görevidir. Bu görevde, yanlışlarımızı düzeltmek, eksikliklerimiz tamamlamak ne kadar önemliyse, demokrasi düşmanlarının, planlı bir şekilde, Meclisimizi yıpratma eylemlerine karşı da tedbirler geliştirmek o kadar önemlidir. Meclisimizin itibarına gölge düşürecek yayın ve beyanların gerçekleşmemesi için, demokrasiden yana olanların üzerine düşen görevleri vardır. meclisimizin itibarı, milli iradenin itibarına eşdeğerdir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, herşeyden önce, demokrasi aşıklarının kurduğu ve yaşattığı bir kurumdur. Bütün meselelerimizi, milletimizin içerisinden bulunduğu bütün dertleri, demokratik bir çizgide halledebilmemiz, bunlara çözümler bulabilmemiz. Türkiye Büyük Millet meclisi çatısı altında, elele, birlikte çalışmakla mümkündür. Bugün, gerçekten çok önemli dertlerle karşı karşıyayız. Cehalet ve geri kalmışlık, bizim, en büyük düşmanımızdır. Bunun için, milli eğitim, öncelikle ele almamız gereken bir meselemiz olmalıdır. Bilinmelidir ki, her işin başı insan ve onun eğitimidir. Marksizmin çöküşünden sonra, dünyada ve ülkemizde esen hakim rüzgar, serbest piyasa ekonomisidir. Demokrasiyle de özdeşleştirilen serbest piyasa ekonomisinin iki büyük zaafı, hür siyasi ve ekonomik düzeni tehdit etmektedir. Hükümetlerin ve aydınlarımızın, bu konularda tedbirler üretip, tatbik etmeleri kaçınılmaz görünmektedir. Bu iki büyük zaafın birincisi, milli gelir dağılımındaki adaletsizliklerle, bölgeler arası gelişmişlik farklarının giderek büyüme istidadı göstermesidir. İkincisi ise, serbest piyasa ekonomisinin temel unsuru olan kar müessesesinin, toplumsal değerlerimizi ve ulus bilincini sarsması ve yıpratmasıdır.

Bu iki büyük sorun dikkate alınmaz ve tedbirler geliştirilmezse, 21. yüzyıl, bir kargaşa ve kavga yüzyılı olarak yarınlarımızı karartır. Savaşların hüküm sürdüğü, milyonlarca insanın öldürüldüğü, kan ve gözyaşlarının bitmediği 20. yüzyıl, 21. yüzyıla girerken, hiçbir menfi miras taşımamalı, götürmemelidir. Türkiye, bu noktada, en kısa zamanda problemlerini çözerek, 21. yüzyıla hem milleti hem de dünya için, bir umut bir öncü ülke olmalı ve kendi mührünü, insanlık tarihine bir kere daha vurabilmelidir...”

"... Türkiye’nin öncü bir ülke olması, milli birlik ve beraberliğimize bağlıdır. Bugün, ülkemizde mevcut olan hayat pahalılığı, işsizlik, sosyal ve kültürel sorunların yanı sıra, bütün bunlara endirek de olsa büyük tesiri olan bölücülük, milli birlik ve beraberliğimizi tehdit eden en önemli problemimizi teşkil etmektedir. Bölücülüğün hangi boyutta olduğu hepimizce malumdur. Bu arada, silahlı, bölücü çetelere karşı mücadelesini kahramanca yürüten ve şu anda da Kuzey Irak topraklarında ayrı bir gayret içerisinde bulunan, Silahlı Kuvvetlerimizi, emniyet mensuplarımızı ve bütün devlet görevlilerimizi kutluyor, şehitlerimize Cenabı Allah’tan rahmetler diliyorum.

Devletimizin çetelere karşı yürütmüş olduğu bu meşru savunma hareketi sürerken, PKK’nın siyasi kanadını teşkil eden ve ideolojik mücadelelerini yürüten kişilere karşı yıllarca süren duyarsızlık ve dikkatsizliği hatırlatmak isterim. Bu hususta hepimiz daha uyanık olmaya mecburuz. “Federasyonu tartışalım, siyasi çözümü görüşelim, düşünce hürriyeti, Kürtçe eğitim ve televizyon” gibi tekliflerin arkasında ülkemizi bölmek isteyen güçler ve merkezler vardır. (MHP ve DYP sıralarından alkışlar) Bu tür tekliflere -hangi değerler kılıfında sunulursa sunulsun- iltifat etmemek, kıymet vermemek lazımdır. Önce, şu terör ve bölücülük akımları Türkiye’de yok olsun, ondan sonra her şeyi kendi aramızda oturup konuşabiliriz. Özetle, milli birlik ve beraberliğimizi zedeleyecek, birbirimize olan saygı ve kardeşliği gölgeleyecek hiçbir şeye müsaade etmemeliyiz..." (28)

 

        KAYNAKLAR:

  1. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:2. Cilt 1 Toplantı:1 7.Birleşim. Tarih: 07.11.1965 shf. 180-186

Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:2 Cilt:2 Toplantı:1 30.Birleşim. Tarih: 29.12.1965 Shf. 153-162

  1. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:2 Cilt:4 Toplantı:1 58 Birleşim. Tarih: 27.02.1966 shf. 776-783
  2. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:2 Cilt:2 Toplantı:3 12.Birleşim. Tarih: 04.12.1967 shf: 315-319
  3. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:2 Cilt:31 Toplantı:4 62.Birleşim. Tarih:25.02.1969 shf: 444-449
  4. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:2 Cilt:34 Toplantı:4 62.Birleşim. Tarih: 25.02.1969 sh:946-948
  5. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:3 Cilt:1 Toplantı:1 5.Birleşim. Tarih: 10.11.1969 shf. 126-129
  6. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:4 Cilt:1 Toplantı:1 25.birleşim Tarih: 27.12.1973 shf: 100-101
  7. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:4 Cilt:5 Toplantı:1 90.Birleşim Tarih: 30.05.1974 shf:640-643
  8. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:4 Cilt:7 Toplantı:2 10.Birleşim Tarih: 27.11.1974 shf: 221-224
    Kürker Sanal. T.C. ve 50. Hükümeti age. shf: 50
  9. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:4 Cilt:10 Toplantı:2 22.Birleşim Tarih: 07.01.1975 shf: 439-440
  10. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:4 Cilt:10 Toplantı:2 50.Birleşim Tarih: 27.02.1975 shf: 570-573
  11. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:4 Cilt:11 Toplantı:2 63.Birleşim. Tarih: 09.04.l975 shf: 426-429
  12. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:5 Cilt:7 Toplantı Yılı:2 9.Birleşim. Tarih: 23.11.1978. shf: 333-357
  13. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:19 Cilt:1 Toplantı Yılı:1 15.Birleşim. Tarih: 12.12.1991 shf:584-587
  14. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:19 Cilt:1 Toplantı Yılı:1 16.Birleşim. Tarih: 17.12.1991. shf:610-613
  15. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:19. Cilt:2 Toplantı Yılı:1 21. Birleşim Tarih: 26.12.1991 shf:385-389
  16. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:19 Cilt:8 Toplantı Yılı:1 61.Birleşim Tarih: 25.03.1992 shf: 662-666
  17. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:l9 Cilt:9 Toplantı Yılı:1 68. Birleşim. Tarih: 23.04.1992 shf: 339-341
  18. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:l9 Cilt:16 Toplantı Yılı:1 94.Birleşim (Olağanüstü) Tarih: 25.08.1992 shf: 109-112
  19. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:l9 Cilt:l6 Toplantı Yılı:1 97.Birleşim. Tarih: 28.08.1992 shf: 352-357
  20. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:19 Cilt:22 Toplantı Yılı:2 34.Birleşim. Tarih: 02.12.1992 shf: 96-100
  21. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:l9 Cilt:33 Toplantı Yılı:2 89.Birleşim. Tarih: 08.04.1993 shf: 568-569
  22. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:19 Cilt:34 Toplantı yılı:2 94.Birleşim Tarih: 23.04.1993 shf:298-299
  23. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:19 Cilt:46 Toplantı yılı:3 38.Birleşim. Tarih: 08.12.1993 shf: 106-109
  24. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:19 Cilt:49 Toplantı Yılı:3 54. birleşim. Tarih: 24.12.1993 shf:627-633
  25. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:19 Cilt:58 Yasama Yılı:3 94.Birleşim. Tarih 23.04.1994 shf: 426-428
  26. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:19 Cilt:74 50.Birleşim Tarih:12.12.1994 shf: 114-117
  27. Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Dönem:19 Cilt:85 Yasama Yılı:4 103. Birleşim Tarih: 23.04.1995 shf: 18-20