ÖZELLEŞTİRME SORUNU HAKKINDA

Prof. Dr. Tunca TOSKAY*

 

 GİRİŞ

  1. TÜRKİYE EKONOMİSİNDE GELİŞMELER
  2. KAMU KESİMİNİN DURUMU-REFORM İHTİYACI
  3. ÖZELLEŞTİRME NEDEN GEREKLİ?
    1. Kitler Verimsiz Ve Ekonomiye Yük Teşkil Ediyor
    2. Çoğulcu, Hür, Demokratik Toplum Yapısı İçin Özelleştirme Gerekli
  4. NASIL BİR ÖZELLEŞTİRME?
    1. Serbest Rekabet Pazarının Oluşumuna Ve Verimliliğin Arttırılmasına Katkıda Bulunan Özelleştirme
    2. Teknoloji Transferi Sağlayan Özelleştirme
    3. Yönetici Müteşebbis Grubu Sağlayan Özelleştirme
    4. Stratejik Kitlerde Kamu Müdahalesini Teminat Altına Alan Özelleştirme
    5. "Millet Sektörü"Nü Gerçekleştiren Özelleştirme
    6. Az Gelişmiş Yöreleri Dikkate Alan Özelleştirme
    7. İstihdam Sorununa Önem Veren Özelleştirme
  5. NASIL BİR ÖZELLEŞTİRME UYGULAMASI?
    1. Kamu Yararına Ve Dürüst Bir Özelleştirme Uygulaması
    2. Objektif Kurallara Uygun, Kararlı Ve Hızlı Bir Özelleştirme Uygulaması
    3. Master Plana Uygun Özelleştirme Uygulaması
    4. Geçici Veya Uzun Süre Kamuda Kalacak Kitlerin Yönetiminin
    5. Rasyonelleştirilmesi Ve Özerkleştirilmesi

 

GİRİŞ

Dünyada son yarım asırda gittikçe hızlanan teknolojik gelişmeler önemli ekonomik ve siyasi sonuçlar doğurmuştur. Öncelikle, ulaşım ve kitle haberleşme alanında kaydedilen ilerlemelerin dünyanın sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi düzeninde büyük değişikliklere sebep olduğu müşahade edilmektedir. Değinilen iki alandaki hızlı teknolojik gelişmeler dünyanın her yerini birbirine yakınlaştırmış, bütün toplumların birbiri ile çok daha yoğun ilişki içinde olmasını zorunlu kılmıştır. Meseleye ekonomik açıdan bakıldığında, birbirinden çok uzakta olan ülkelerin dahi yoğun ekonomik ilişki içine girebildikleri görülmekte, dünya ticaret hacmi hızla büyümekte, seyahat eden insan sayısı her geçen gün artmaktadır. Kitle haberleşme araçlarında kaydedilen büyük gelişme dünyanın bütün yörelerini birbirine çok yakınlaştırmış, klasik tabiri ile dünyayı küçük bir köy haline getirmiştir.

Kısaca değindiğimiz bu gelişmelerin, özellikle ekonomik alanda büyük değişmelere sebep olduğunu da müşahade etmekteyiz. İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından oluşan birbirinden soyutlanmış, ilişkileri asgariye inmiş ekonomik bölgelerin ve ülkelerin yerini dünyanın bütün yörelerinin ve toplumlarının birbiri ile daha sıkı ekonomik ilişkiler içinde olduğu, daha fazla alışveriş yaptığı, uluslararası pazarlarda rekabetin daha arttığı bir dünya düzeninin aldığı görülmektedir. Artık, kaynakları ne kadar zengin olursa olsun bir yörenin veya bir toplumun ekonomik olarak kendini dış dünyadan, uluslararası pazarlardan soyutlayarak yaşaması ve gelişmesinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Dünyadaki bütün toplumlar küreselleşen, globalleşen dünyada uluslararası pazarlarda birbirleri ile rekabet ederek, yarışarak, mücadele ederek ayakta durmak, yaşamak ve gelişmek mecburiyetindedirler. Öyleyse, başarılı olmanın şartı her alanda rekabet edebilen bir toplum yaratmaktır. Bu kural hem ekonomik, hem kültürel, hem de sosyal alanlar için geçerlidir. 

1. TÜRKİYE EKONOMİSİNİN DURUMU:

Türkiye, 1980'lerin başında o zamana kadar uyguladığı ithal ikamesine dayalı ekonomi politikasından ayrılarak, dışa açık, ihracatı ön plana alan bir politika takip etmeye başlamıştır. Bu politika ile Osmanlı İmparatorluğu'nun gerileme ve çöküş dönemlerinden bu yana Türk Ekonomisinin ezeli problemi olan ödemeler dengesi sorunu büyük ölçüde çözülmüştür. Son beş yılda yaşanan iki büyük krizde dahi Türkiye döviz kıtlığı ile karşılaşmamıştır (Körfez Savaşı, 1994 Ekonomik Krizi). Ekonomi dışa açılmayı sürdürmüş, genelde rekabet gücünü arttırmıştır. Uygulanan bu politikanın en olumlu yanlarından biri ciddi bir müteşebbis sınıfının yetişmesi olmuştur. Ancak Türkiye, bugün, bu politikanın ve varılan gelişme seviyesinin gerektirdiği bünyesel değişikliklerin ve yeniden yapılanmaların başarılamadığı bir dönemi yaşamakta, son derece önemli olan yılları kaybetmektedir. 1994 yılında yaşanan kriz günümüzde hala devam eden ekonomik sorunlar, ekonomide yapılması gereken ciddi reformların yapılamamasından kaynaklanmaktadır. 

2. KAMU KESİMİNİN DURUMU-REFORM İHTİYACI

Türkiye ekonomisi makro açıdan bakıldığında bir kamu kesimi problemi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Türk toplumunda kamu iki tip görev yapmaktadır. Eğitim, sağlık, güvenlik, yargı, altyapı gibi devletin klasik hizmetlerinin yanında, kamu doğrudan doğruya üretim yaparak özel sektörle birlikte ekonomide faaliyet göstermektedir. Devletin klasik görevleri olarak kabul edilen ilk grup faaliyetler sonucu üretilen hizmetlerin son derece yetersiz, niteliklerinin de düşük olduğu hususunda toplumumuzda hemen, hemen herkes ittifak halindedir. Ayrıca, bu düşük nitelikli hizmetlerin maliyeti çok yüksektir. Bazen de hizmetin doğru maliyetini hesaplamak mümkün olamamaktadır. Kısaca, devletimiz klasik görevleri arasındaki hizmet ve üretimleri gerçekleştirmek için tahsis edilen kaynakları verimli kullanmamakta, israf etmektedir.

Türk toplumunda kamu kesimi özel sektörle birlikte bizzat üretim faaliyetlerine katılarak mal ve hizmet üretmekte ve pazarlamaktadır. Şeker, çimento, demir-çelik, petrol ürünleri, tekstil ürünleri, deri ürünleri vb., ulaştırma hizmetleri, turizm hizmetleri vb. gibi bütün bu faaliyetler dikkate alındığında değişik kriterlere göre kamu kesiminin ekonomimizdeki yeri yaklaşık %50 civarındadır. Bu ağırlık serbest pazar ekonomisini benimsemiş hiçbir ülkede görülmemekte, 1990 öncesine kadar merkezi plan ekonomisini uygulayan bazı doğu bloku ülkelerindeki kamu kesimi ağırlığına yaklaşmaktadır.

Kamu kesimi bu haliyle ekonomide kaynak tüketen, makro dengeleri bozan, büyüme hızını düşüren, enflasyona sebep olan en önemli unsur haline gelmiş bulunmaktadır. Gerçekten de son yıllarda kamu kesimi negatif tasarruf yaparak iç tasarrufları düşürmektedir. Yatırımların finansmanı için gerekli olan kaynaklar dış kredi ile karşılanmakta, Türkiye'nin dış borç yükü artmaktadır.

Tablo 1: Türkiye Ekonomisinde Tasarruflar/GSMH (%)

PRIVATE 

1990

1993

1994

1995

1996

1997*

1998**

Kamu Tas./GSMH

3.4

-2.8

-1.8

-0.4

-1.9

-1.7

-2.6

Özel Tas./GSMH

18.6

24.5

24.8

27.5

23.8

24.1

25.3

Top. Yurtiçi Tas./GSMH

22.0

21.7

23.0

24.3

20.0

20.1

20.5

*Tahmin

**Program

Diğer taraftan, kamu kesiminin gelirleri ile giderlerini karşılayamaması kemu kesimi borçlanma gereğini yükseltmekte, bu ise ekonomideki bütün makro dengeleri bozmakta ve enflasyona sebep olmaktadır.

Gerçekten de, son yıllarda Kamu Kesimi Borçlanma Gereğinin GSMH'ya oranı hızla artmıştır. Aşağıdaki Tablo bunu açık olarak göstermektedir.

 Tablo 2: Kamu Kesimi Borçlanma Gereğinin GSMH'ya Oranı (%)

PRIVATE 

1990

1993

1994

1995

1996

1997*

1998**

7.4

11.7

8.2

5.2

9.0

9.5

8.6

*Tahmin

**Program

Türkiye'nin hızla kalkınması ve bölgesinde güçlü bir devlet haline gelmesi, Türk milletinin müreffeh, mutlu bir toplum olabilmesi için ekonomik meselelerine doğru teşhisler koyup gereken tedbirleri kararlılıkla alması ve uygulaması şarttır.

Yukarıda çok kısa olarak ifade edildiği gibi, Türkiye ekonomisinin bugünkü acil problemi kamu kesimi ile ilgilidir. Kamu kesiminin kaynakları israf etmeyen, bilakis verimli kullanan, geliri ile giderini dengeleyerek büyümeyi engellemeyen, aksine destekleyen bir yapıya hızla kavuşturulması gerekmektedir.

Kamu kesiminde dengelerin bozulmasında kısaca KİT olarak adlandırılan Kamu İktisadi Teşekküllerinin verimsiz çalışması ve son yıllarda büyük rakamlara varan zararları da etkili olmaktadır. KİT borçlanma gereğinin seyri aşağıdaki tabloda görülmektedir.

Tablo 3: KİT Borçlanma Gereğinin GSMH'ya Oranı (%)

PRIVATE1990

1991

1992

1993

1994

1995

1996

1997*

1998**

-4.2

-3.3

-3.8

-2.8

-1.2

+0.6

+0.4

-0.6

-0.4

*Tahmin

**Program

KİT'lerin borçlanma gereği 1995 ve 1996 yıllarında pozitif olmuştur. 1994 yılında yaşanan ekonomik kriz döneminde KİT'ler fiyatlarını arttırmışlar ve düşük ücret politikası ile istihdam maliyetlerini aşağı çekerek genelde karlı duruma geçmişlerdir. İstikrar politikalarının uygulandığı dönemlerde (mesela; 1980-1984 döneminde de) bu eğilime rastlanmaktadır. Daha sonraki yıllarda rekabet baskısı, toplu sözleşmelerin normal veya yüksek düzeylerde bağlanması, verimlilik artışı sağlanamaması gibi sebeplerle tekrar zararlar artmakta, borçlanma gereği ortaya çıkmaktadır. Bu ise kamu finansman dengesini olumsuz etkilemektedir. Bütçe iç ve dış borç faizlerinin, maaş ve ücretlerinin ödendiği, KİT'lerin, sosyal güvenlik kuruluşlarının, yerel yönetimlerin zararlarının kapatıldığı, ancak yeterli yatırımın yapılamadığı bir bütçe haline gelmiştir. 

Tablo 4: Dış-İç Borç Faiz Ödemeleri ile Personel Harcamalarının Toplam Harcamalara Oranı(%)

PRIVATE1990

1991

1992

1993

1994

1995

1996

1997*

1998**

63.3

60.5

65.3

62.4

66.1

63.1

62.7

63.5

63.6

*Tahmin

**Program 

Tablo 5: Bütçe Yatırımlarının Toplam Harcamalara Oranı (%)

PRIVATE1990

1991

1992

1993

1994

1995

1996

1997*

1998**

10.1

9.0

8.6

7.5

5.6

5.4

6.0

7.3

6.8

*Tahmin

**Program 

Tablo: 4 ve 5 bize devletin iç ve dış borçlanması sebebiyle faiz ödeme yükünün çok arttığı kamu gelirlerinin vergi gelirlerine dayandırılamadığını, kamudaki aşırı istihdam sebebiyle personel harcamalarının yükseldiğini dolayısıyla bütçede yatırımlara tahsis edilebilecek kaynakların azalan bir eğilim içinde olduğunu göstermektedir.

Kamu kesiminin bu yapısı düzelmeden Türkiye ekonomisinin makro dengelerinin kurulması, hızlı büyüme sağlanması ve özellikle enflasyonun düşürülmesi mümkün olmayacaktır. Kamu kesiminde yapılması gerekenlerin başında "Vergi Reformu" ve "Kamu Kesiminin Yeniden Yapılandırılması ve Rasyonelleştirilmesi Reformu" gelmektedir. Devletin gelirlerini arttıracak ve kalkınmayı destekleyecek bir "vergi reformu" ile devletin harcamalarını kısacak veya aynı harcama ile daha çok hizmet ve ürün elde edilmesini sağlayacak olan "Kamu Kesiminin Yeniden Yapılandırılması ve Rasyonelleştirilmesi" ayrıca incelenmesi gereken konulardır. Biz aşağıda özelleştirme konusunu ana hatları ile inceleyeceğiz.

 

3. ÖZELLEŞTİRME NEDEN GEREKLİ?

3.1. Kitler Verimsiz ve Ekonomiye Yük Teşkil Ediyor.

KİT'ler bugünkü durumları ile ekonomideki kaynakları verimsiz kullanmakta, ekonominin genel verimliliğini düşürmektedir. Bu sakıncanın ortadan kaldırılması için özelleştirme gerekli olmaktadır. İstikrar politikalarının uygulandığı geçici dönemlerin dışında KİT'lerin sürekli zarar etmesi, kamu finansman dengesini olumsuz etkilemekte, bugünkü sistemi sürdürme maliyetini ekonomimizin uzun süre taşıması ise mümkün görülmemektedir.

1994 yılında KİT'lerin zararının GSMH'ye oranı %2.0, açığının oranı %3.6 olmuştur. Sırası ile yaklaşık 2.5 milyar dolar zarar, 4.4 milyar dolar açık Türkiye ekonomisi ölçeklerine göre hayli büyük rakamlardır.

Eldeki veriler KİT'lerin özel sektöre oranla hayli verimsiz çalıştığını göstermektedir.

Tablo 6: KİT'ler ile Özel Teşebbüs Arasında Karlılık ve Verimsizlik Karşılaştırması (1980-1992 ORT) (%)

PRIVATE 

KİT'ler

Özel Teşebbüs

Karlılık

1. Satış karlılığı

 

3.1

 

7.4

2. Öz sermaye katlılığı

8.7

38.9

3. Aktif karlılık

2.5

10.4

Verimlilik

1. İşgücü verimliliği

 

28.4

 

47.7

2. Sermaye verimliliği

0.319

1.038

3. Toplam faktör verimliliğindeki payı

-2.3

3.9

Maaş ve ücretlerin katma değer içindeki payı

67.2

40.9

Kaynak: Coşkun C. Aktan, (s.13) 

         Tablo: 6'daki rakamlara bakıldığında özel sektör satış, özsermaye ve aktif karlılıkta, işgücü sermaye verimliliği ve toplam faktör verimliliğindeki büyümede KİT'lere oranla daha iyi durumdadır. Buna mukabil maaş ve ücretlerin katma değer içindeki payı KİT'lerde çok yüksektir. Bu da KİT'lerdeki aşırı ve verimsiz istihdamın bir göstergesidir.

         Bu arada ekonomik olmayan kriterlerle yapılan yanlış yatırımlar da yine büyük bir kaynak israfına sebep olmaktadır. 1990 yılına kadar yarım kalmış otuzbeş tesisteki KİT yatırımlarının tutarı 168 milyon $, 1998 fiyatları ile yaklaşık 40 trilyon TL' dir. 1992 yılı itibariyle otuzbeş tesis %20 kapasitenin altında çalışmakta, iki tesis ise faaliyetini tatil etmiş bulunmaktadır.

         Yukarıda verilen bütün bilgiler ve rakamlar KİT sisteminin verimli çalışmadığını ve kaynakları tükettiğini göstermektedir. Bu durumun sebeplerinin ne olduğu konusuna girmenin fazla bir önemi yoktur. KİT'lerin verimsiz çalışmasının sebepleri uzun bir liste oluşturabilir. Ancak, temel sebep bu kuruluşları yönetenlerin malik olmamaları, kar ve zarar riskini kişisel olarak taşımamaları ve bu yöneticileri atayanların da siyasetçi olmalarıdır.

         Demek ki ekonomide kaynakların daha verimli kullanılabilmesi, kamu kesimi ve genel olarak ekonomide makro dengelerin tesis edilebilmesi bakımından KİT'lerin özelleştirilmesi gerekmektedir. Bu temel ekonomik amaçların yanında özelleştirmenin gerekliliğini destekleyen bir dizi sebep daha sıralanabilir.

3.2.Çoğulcu, Hür. Demokratik Toplum Yapısı İçin Özelleştirme Gerekli.

İkinci olarak, özelleştirme yalnız ekonomik açıdan değil, siyasi açıdan da gereklidir. Modern devlet teknolojik gelişmelerin de katkısıyla günümüzde son derece güçlü hale gelmiştir. Güvenlik gücü, vergi daireleri, hayatın birçok alanındaki yetki ve imkanları ile devlet, insan hayatını kontrol altında tutmaktadır. Devletin bir de insanların ekonomik hayatında işveren olarak rol alması, onun geçimini kontrol etmesi toplumda büyük bir dengesizlik oluşturmaktadır. Gerçek bir demokratik düzenin temelinde, devlet otoritesi karşısında bağımsız ekonomik güç haline gelmiş fertlerin oluşturduğu denge yatmaktadır. Bu dengeyi tesis etmeden toplumda demokratik düzenin gelişmesini beklemek boşunadır.

         Türkiye'de devlet, ekonomideki büyük ağırlığı ile hem sade vatandaş, hem de özel sektör için ürkütücü bir güçtür. Kamu bugün bütün mal ve hizmetlerin fiyatları ile oynayarak vatandaşı istediği gibi etkilemekte, hakim olduğu banka sistemi ve diğer araçlarla özel sektörü kontrol altında tutabilmektedir. Böyle bir ekonomik yapıyı rekabete dayalı pazar ekonomisi olarak nitelendirmek mümkün değildir. Ekonominin rekabete dayalı pazar ekonomisinden önemli ölçüde saptığı, devletin ekonomik hayatı kontrol ettiği hiçbir toplumda gerçek anlamda hür çoğulcu demokratik düzen görülmemektedir.

         Yukarıda kısaca değindiğimiz gerçeğin Türkiye'de de çok açık olarak kendini gösterdiğini görmekteyiz.

         İşgücü piyasasında işsiz olanlar devlet kapılarında iş aramaktadır. Devlet büyük bir işveren, hem de istihdamı ekonomi dışı sebeplerle, siyasi olarak düzenleyen bir işverendir. Hal böyle iken, kamuda çalışanların bağımsız hür siyasi iradelerinden bahsedilemez. Diğer taraftan, devletin siyasi motiflerle yürüttüğü fiyat politikası bütün toplumu etkilemektedir. Her büyük seçimden evvel gündeme gelen "seçim ekonomisi" kavramı değindiğimiz bu çarpıklığı yansıtmaktadır.

 

 

         Samimi olarak, hür ve çoğulcu gerçek demokrasiyi savunanların kamunun ekonomideki payının ve etkinliğinin azaltılmasını kabul etmeleri gerekir. Bu açıdan bakıldığında özelleştirme, toplumda gerçek demokratik ortamın oluşması için de gerekli olmaktadır.

 

4. NASIL BİR ÖZELLEŞTİRME?

4.1. Serbest Rekabet Pazarının Oluşumuna ve Verimliliğin Arttırılmasına Katkıda Bulunan Özelleştirme.

Temel hedef ekonomide verimliliğin ve dolayısıyla rekabet gücünün arttırılarak hızlı kalkınmanın sağlanması olduğuna göre özelleştirme bu hedefe varmamızı sağlamaktadır. Bunun için özelleştirme yoluyla serbest piyasa ekonomisinin oluşmasına katkıda bulunulmalıdır. Özelleştirme ile pazarın tam rekabet özelliğini kaybetmesine, özel tekellerin oluşmasına imkan verilmemelidir.

         Devlet pazarda tam rekabetin korunmasına nezaret etmelidir. Çıkarılmış olan rekabeti koruma kanununun etkin uygulanması ve rekabet kurulunun etkin olarak çalışması şarttır.

4.2. Teknoloji Transferi Sağlayan Özelleştirme.

Ekonominin rekabet gücü kazanması ve verimliliğinin artması için teknoloji transferinin gerekli olduğu hallerde özelleştirilecek kuruluşların bir bölümünün bu teknoloji transferlerini yapabilecek yabancı kuruluşlara satılması sağlanmalıdır.

4.3. Yönetici Müteşebbis Grubu Sağlayan Özelleştirme.

Önemli olan, kuruluşların verimliliğinin ve rekabet gücünün artarak faaliyetlerini devam ettirmeleri olduğuna göre, özelleştirme sırasında bu hedefleri gerçekleştirebilecek tecrübeli müteşebbislerin tercih edilmesi gerekir. Böylece, başarılı olan kuruluşlar işçilerin işlerini korumalarını ve hatta istihdamın gelişmesini sağlayabilirler. Özelleştirmede yönetici bir müteşebbis grubun temin edilmesi önemli olmaktadır.

4.4. Stratejik Kitlerde Kamu Müdahalesini Teminat Altına Alan Özelleştirme.

         Bazı KİT'ler ekonomi ve güvenlik açısından stratejik öneme sahiptir (Enerji, haberleşme, ulaşım, vb). Bu tip KİT'ler özelleştirilirken kamunun gerektiğinde yönlendirme ve müdahalesine imkan sağlayacak tedbirlerin önceden alınması gerekir. Bu konuda altın, hisse vb. uygulamalar şarttır. Diğer taraftan, bu tip kuruluşların özelleştirilmesi sırasında yabancı müşteriler için belli bir hisse oranı sınırlaması getirilebilir.

4.5. "Millet Sektörü”nü Gerçekleştiren Özelleştirme.

Özelleştirme uygulaması sırasında işletmelerde çalışanlar başta olmak üzere, yöre halkı ve geniş kitlelere hisse satışının sağlanması Milliyetçi Hareket Partisi'nin yıllardır savunduğu "Millet Sektörü"nün gerçekleştirilmesini de sağlayacaktır. Bu uygulama ile sermayenin tabana yaygınlaştırılması hem gelir bölüşümünün daha adaletli hale gelmesine katkıda bulunacak, hem de sosyal bütünleşme ve istikrarın sağlanmasına olumlu etki yapacak, gerçek anlamda çoğulcu demokrasinin toplumumuzda yerleşmesini gerçekleştirecektir. Ancak bu uygulamanın başarıya ulaşması için yalnız hisselerin bu kişilere sunulması ile yetinilmemeli, hisselerin satın alınabilmesi ve daha sonra bu kesimlerin mülkiyetinde kalabilmesi için ekonomik destek sağlanmalı ve düzenleme yapılmalıdır. Tasarrufların yatırımlara yönlendirilebilmesi ve sermayenin tabana yayılması için etkin bir sermaye piyasasının varlığı son derece önemlidir. Bu sebeple sermaye piyasasının gelişmesi ve küçük tasarruf sahiplerinin korunması için düzenlemelerin özelleştirme ile birlikte düşünülmesi yararlı olacaktır.

4.6. Az Gelişmiş Yöreleri Alan Özelleştirme.

Ülkemizin bazı yöreleri henüz özel sektör ağırlıklı olarak gelişmeye müsait bulunmamaktadır. KİT'ler bu yörelerin yegane sanayii kuruluşu olma niteliğini sürdürmekte, yöre ekonomisinin odak noktasını oluşturmaktadırlar. Zarar eden bu KİT'lerin kapatılması yörede ekonomik ve sosyal problemlerin ortaya çıkmasına veya mevcut problemlerin daha da ağırlaşmasına yol açacaktır. Son derece objektif kriterler uygulanarak belirlenecek bu özellikteki KİT'lerin faaliyetlerine devam etmeleri şarttır. Burada salt ekonomik kriterler yerine sosyo-ekonomik tercihler ağırlık kazanacaktır. Ancak, zarar eden KİT’ler yolu ile bölge ekonomilerinin uzun süre ayakta tutulması doğru değildir. Yörenin ekonomik potansiyelini harekete geçirecek politikaların uygulanması ile kalkınmanın gerçekleştirilmesi için bölgesel kalkınma planlarının yapılması şarttır.

4.7. İstihdam Sorununa Önem Veren Özelleştirme.

Özelleştirme sırasında çözümlenmesi gereken en önemli ve kapsamlı mesele istihdam meselesidir. KİT'lerin aşırı istihdam kaynağı olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Açık ve gizli işsizliğin büyük boyutlara vardığı ülkemizde özelleştirme sonucu açığa çıkması muhtemel işgücü ile ilgili problemlerin çözümü ve hafifletilmesi hayati önem taşımaktadır. Esasen, özelleştirmeye en büyük muhalefet de işçi kesiminden veya onun sözcülüğünü yapan kuruluşlardan gelmektedir. Son çıkarılan özelleştirme kanununda bu meseleyle ilgili ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır. Ancak uygulamada ciddi ve titiz davranmak gerekmektedir. Öngörülen mali desteklerin aksatılmadan sağlanması, açığa çıkan işgücünün ihtiyaç duyulan alanlara kaydırılması, eğitimle yeni beceriler kazandırılması, özelleştirmenin verimlilik artışı ile birlikte istihdamı koruyacak, hatta genişletecek şekilde yapılmasına özen gösterilmesi, özelleştirme gelirlerinin istihdam yaratacak şekilde kullanılması bu önemli meselenin çözümüne katkıda bulunacaktır.

 5. NASIL BİR ÖZELLEŞTİRME UYGULAMASI?

5.1. Kamu Yararına ve Dürüst Bir Özelleştirme Uygulaması.

Özelleştirme yetmiş yılı aşkın Cumhuriyet döneminde vatandaşların katkılarıyla kurulmuş kamu mülkiyetindeki tesislerin mülkiyetinin, işletilmesinin veya belli bir süre yönetiminin özel sektöre devri anlamını taşımaktadır. Halkın mülkiyetindeki kuruluşların elinden çıkmasına rıza göstermesi için bu işlemin kamu yararına olduğu ve dürüst bir şekilde gerçekleştirildiği hususunda kanaat sahibi olmalıdır. Özelleştirmenin kamu yararına olduğu ve dürüst şekilde yapılacağı düşüncesi kamuoyunda oluşmadan başarılı olmak mümkün değildir. 1980'lerin başında başlayıp ortalarından itibaren devamlı gündemde olan özelleştirme konusunda çok az mesafe alınmasının sebepleri arasında kamuoyundaki tereddütler ve bunun sonucu oluşan tepkiler önemli rol oynamıştır.

         Bundan dolayı, bütün özelleştirme işlemlerinin önceden belirlenmiş objektif kriterlere uygun, tamamen kamu yararına, dürüstçe ve şeffaf olarak gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.

5.2. Objektif Kurallara Uygun, Kararlı ve Hızlı bir Özelleştirme Uygulaması.

Yöneticilerin mevcut bütün mevzuata uygun olarak hareket etmeleri, hızla karar almaları ve kararlı olmaları şarttır. Özelleştirme gibi kamuoyunun hassasiyetle takip ettiği bir konuda siyasi iktidarların kurallara riayet etmemeleri, mütereddit davranmaları, çelişkili kararlar almaları başarısızlığa yol açacaktır.

5.3. Master Plana Uygun Özelleştirme Uygulaması.

Özelleştirme çok kapsamlı, etkileri çok yönlü, ekonominin ve toplumun geniş anlamda değişime uğramasına yol açacak bir süreçtir. Halen faaliyette bulunan bütün KİT'lerin özelleştirilmesi, bütün özelleştirilecek KİT'lere aynı yöntemin uygulanması, KİT'lerin büyük çoğunluğunun olduğu gibi özelleştirilmesi mümkün değildir. Böyle olunca, özelleştirmede uygulanacak politika ve stratejileri ihtiva eden bir master plana ihtiyaç vardır. Bu master plan yukarıda değinilen ilke ve politikaları ihtiva edecek ve uygulamaların etkin ve tutarlı şekilde yapılmasına katkıda bulunacaktır.

5.4. Geçici veya Uzun Süre Kamuda Kalacak KİT’ lerin Yönetiminin Rasyonelleştirilmesi ve Özerkleştirilmesi.

Özelleştirme uygulamasında ilk yapılacak işlerden biri KİT'leri tabi olacakları muamele yönünden gruplandırmaktır. Şöyle ki;

·       Hemen satılması mümkün olan kuruluşlar,

·       Yeniden yapılandırılarak satılabilecekler,

·       KİT olarak faaliyete devam edecekler,

·       Tasfiye edilmesi gerekenler.

İlk grupta olan KİT'ler, özelleştirme kanununun şartları yerine getirilerek hemen özelleştirilebilecek KİT'lerdir.

İkinci grupta olan KİT'ler, yeniden yapılandırılmaya ihtiyaç gösteren KİT'lerdir. Yeniden yapılandırıldıkça özelleştirilebilirler.

Üçüncü grupta olan KİT'ler, yaptıkları hizmetin niteliği, kuruluşun özelliği, bulunduğu yörenin özelliği sebeplerinden özelleştirilemez ve faaliyetine KİT olarak devam etmek zorundadır.

Dördüncü gruptaki KİT'lerin tasfiye edilmesinden başka çare yoktur.

Yukarıdaki dört grupta mütalaa edilen KİT'lerin önemli bir bölümü uzunca bir süre faaliyette kalacaklardır. Bugünkü sistem ve uygulamalarla KİT'lerin kamu mülkiyetinde kalmalarının maliyetini Türk ekonomisinin taşıması zordur. Acil olarak KİT yönetimlerinin pazar şartlarına uygun davranmalarına ve siyasi iktidarların doğrudan etkilerinden korunmalarına imkan verecek biçimde yapılanmaları sağlanmalıdır.