TÜRKEŞ ve TÜRK SENDİKACILIK HAREKETİ

Kamil TURAN*

 I- GİRİŞ

27 Mayıs 1960 tarihine kadar modern Türk sendikacılık hareketi hiçbir zaman güçlü bir sosyal akım haline gelememiştir.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren yeni Türk Devleti’ nin temsilcileri yavaş bir tempoda gelişen sanayiye paralel olarak, çalışma ilişkilerini ihtiyaçlar ölçüsünde tanzim etme çabasını göstermişlerdir.

Fakat bir taraftan Sovyetler Birliği’nin kontrolünde milletlerarası komünizmin dünya hakimiyeti istikametinde uyguladığı hırçın politikalar; diğer taraftan komünizmin başta Türkiye olmak üzere, dünya ülkelerindeki işçi hareketlerinin bir uzantısı olduğu görünümünü vermesi, Türkiye’ de sendikal hareketlerin çalışma ilişkilerinin diğer konularından daha yavaş gelişmesine sebebiyet vermiştir.

İkinci Dünya Savaşının sona ermesi, dünyada sağ totaliter rejimlerin yıkılması, özellikle 1946 yılında Türkiye’ nin çok partili siyasi sistemi tercih ederek demokratikleşme konusundaki kararlılığını ortaya koyması, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından birisi olan sendikaların canlanmaları ve yeni bir dinamizmin içine girmeleri sonucunu doğurmuştur. 1946-1960 yılları arasında siyasi partilerimiz bir taraftan sendikaları modern toplumların bir realitesi kabul ederken, diğer taraftan sendikal kuruluşlara tam bir özgürlük ortamı içerisinde gelişmelerini tamamlayabilecekleri meşru bir ortamın doğması için gerekli tedbirleri alacak cesareti gösterememişlerdir. Bu tarihler arasında CHP ve DP muhalefette oldukları zamanda işçilere hürriyetçi ve demokratik ilkeler istikametinde yeni düzenlemeler getirmeyi vaat ederken, iktidara geldikleri zamanlarda bu vaatlerini unutarak, işçi kesimini oyalayarak, yanlarında tutma çabasını göstermişlerdir. 14 yıl boyunca sosyal güvenlik alanında ve çalışma hayatının diğer konularında birkaç ürkek icraatın gerçekleştirilmesi dışında, işçi kesimine teşkilatlanma alanında elle tutulur bir takım tedbirlerin alınması yerine, işçi kesiminin kaçamak vaatlerle oyalanması tercih edilmiştir.  

II- 27 MAYIS 1960 HAREKATI

O tarihlerde Türkiye’ de mevcut bozuk siyasi yapı, şuursuz bir partizanlık anlayışı, bir takım siyasilerin “gemi azıya almış ihtirasları” ve harekatı gerçekleştirenlerin hazırlıksız olmaları, 27 Mayıs 1960 müdahalesinin Türkiye’ ye geleceğin kapılarını açan bir devrim olma gücüne ulaşmasını engellemiştir.

Bu askeri harekattan sosyalist bir devrim çıkartmaya çalışanlar, ihtilal hareketini CHP’ nin kâr hanesine kaydetmek isteyenler ve bütün dünyada kırk kere kullanılmış, modası geçmiş, siyasi ve ideolojik görüşleri Ankara’ da sahneye koymaya çalışanlar, kısaca Türkiye’ nin kazanın dibine oturmuş bin çeşit insan tortusu, hayallerini, yaşanan bu askeri ihtilalle gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Haklı veya haksız olarak, ihtilal hareketi, bu işe yaramaz çevrelerle beraber gözüktüğü için de; halkın nazarında giderek önemini kaybetmeye başlamıştır. İhtilalcilere “hedefimiz Türkiye’ yi beyaz zambaklar memleketi haline getirmektir.” dedirten bu insan tortusu, daha sonra ihtilalcileri bu sözlerinden ötürü alaya almışlardır.

Bu gibi darbelerle ihtilal hareketi amaçları dışına itilip zayıfladıktan sonra, 13 Kasım 1960 tarihinde Milli Birlik Komitesi bölünerek Türkeş ve 13 arkadaşı dünyanın çeşitli ülkelerine gönderilip siyasi danışman olarak görevlendirilmişlerdir.

13 Kasım Hareketi, 27 Mayıs heyecanının sonu olduğu gibi, bu olaylardan güçlü bir Türkiye’ nin yeniden yaratılması gibi büyük neticeler umanların beklentilerinin de sonu olmuştur. Şaşkınlık ülkenin bütün kurum ve kuruluşlarına hakim olmuş; "yetkili" ve "yetkisiz” kavramı birbirine karışmış, Başta Türkiye’ nin yeniden organizasyonu olmak üzere bütün reform hareketleri tesadüfi ellere terkedilmiştir.

Bu dönemde Türkiye’ yi bütünü ile etkisi altına alan siyasi karmaşa ortamı içinde alınan en sağlıklı kararlardan birisi, ülkenin yeniden çoğulcu demokratik sisteme kavuşturulması ve bu amaçla yeni bir demokratik Anayasa’nın hazırlanarak kabulünün sağlanması kararıdır.

9 Temmuz 1961 tarihinde kabul edilen 1961 tarihli T.C. Anayasa’ sı ülkemizin tarihinde ilk defa hürriyetçi ve demokratik sendikacılığın ana ilkelerini temsil eden hükümlere yer vererek, çalışma hayatımızda yeni bir dönemin başlamasını temin etmiştir. Yeni Anayasa’ nın temelleri üzerinde yeniden yapılanan Türkiye’ de, Türk Sendikacılık Hareketi, sosyal hayatımızın en önemli konularından biri olarak ön plana çıkmıştır. 

III- YENİ DELHİ GÖRÜŞMELERİ

13 Kasım harekatından sonra Milli Birlik Komitesi’ nin Türkeş dahil 14 üyesi Türkiye’ nin yurt dışındaki temsilciliklerinde görevlendirilerek, Türkiye’ den uzaklaştırılmışlardı. Türkeş de diğer onüç arkadaşı gibi alelacele uçağa bindirilerek Hindistan’ nın başkenti Yeni Delhi’ ye gönderilmişti. Yeni Delhi’ deki Türk Büyük Elçiliğine siyasi danışman görevi ile atandığı söyleniyordu.

Kendisi ile karşılaşmamız 1962 yılı Temmuz ayında Yeni Delhi’ de oldu. Diğer konular yanında Türk Sendikacılık Hareketi ile ilgili görüşlerini ilk defa bu karşılaşmada öğrenmiş oluyordum. Türkeş dünya sendikacılık hareketini birbirine ters düşen üç akım şeklinde yorumluyordu. Bunlardan birincisini Korperatif Sendikacılık anlayışı olarak nitelendiriyordu. Modern şekli ile Mussolini İtalya’sında ortaya çıkan bu akımın faşizmin temel ilkelerine dayandığını ve Nazi Almanya’ sının bu anlayıştan ilham alarak Nasyonal Sosyalist sendika modelini türettiğini söylüyordu.

Sovyetler Birliğinde uygulanan ikinci sendika modeli Marksizm-Leninizm ilkeleri üzerinde inşaa edilen sendika anlayışı idi. Her ikisi de otoriter toplum anlayışının eseri olan bu görüşler, bazı konularda birbirlerinden farklılık gösteriyordu. Mesela Faşist İtalya’ da devlet, Nazi Almanya’ da ırk, Sovyetler Birliği’ nde Komünist Partisi sendikal hareketin dinamik gücü olarak kabul ediliyordu.

Üçüncü sendikal anlayış ise demokratik batı ülkelerinde uygulanan hürriyetçi ve demokratik sendika modeliydi. Üyelerin iradesine dayalı olan sendikaların tam bir serbesti içinde kurulduğu ve sendika organlarının demokratik yöntemlerle teşekkül ettiği bu tip sendikacılığın, Türk Milletinin yapı ve ideallerine uygun olduğuna inanıyordu. Tek endişe ettiği husus, başında kavak yelleri esen, sosyalizmi bütün dertlerin çaresi olarak gören ve sendikacılık ile sosyalizmi aynı şey olarak kabul eden Türk solunun Türk sendikacılık kadrolarını işgal ederek Türk işçi hareketini, Sovyetlerin komünizmin dünya hakimiyeti mücadelesinin bir vasıtası haline getirmesiydi. Bu endişelerinden ötürü Sovyetler Birliği’nin yıkılışına kadar milliyetçi kadroları Türkiye’de sendikalar safında yer almaya teşvik etmiştir.

 IV- SAPMA DÖNEMİ

Türkeş’in hürriyetçi ve demokratik sendikacılık ilkesine bağlılığı hiçbir zaman değişmediği gibi, yıllar boyunca Türk sendikacılığının bu ilkeler doğrultusunda kaydettiği gelişmeleri gördükçe rahatlamış ve bu başarılı sonuçlardan mutluluk duymuştur.

Fakat Türkiye’de milliyetçi hareketin düzensiz bir büyüme yaşadığı 1960’lı yılların sonu ile 1970’li yılların başında Parti içi bazı unsurların hürriyetçi ve demokratik sendikacılık görüşünden saptıklarına işaret olan bazı olayların yaşandığı görülmektedir.

Bu sapma hareketi özellikle takma bir isimle yayınlanan ve bazılarınca milliyetçi hareketin doktrini olarak tanıtılan bir kitabın yayınlanması ile ortaya çıkmıştır.

Okuma açlığı içinde bulunan milliyetçi gençler, bu kitabın nerelerden alıntı yapılarak tertip edildiğini bilmeden, içerdiği görüşleri süratle benimsemeye başlamışlardı. Oysa az bir kısmı hariç, kitabın hemen, hemen tamamında yer alan fikirler Mussolini İtalya’sı ve Nazi Almanya’sının bu ülkelerde yıllarca uygulanmış ve başarısızlıkları tescil edilmiş, modası geçmiş görüşlerden türetilmişti.

Tabii olarak bu kitapta faşizmin ve nazizmin milliyetçi hareketin sendikal görüşü olarak okuyuculara takdim edilmekteydi.

Milliyetçi hareketin fikri zemini ve bu arada sendikal anlayışında bütünü ile ters yüz olma tehlikesinin ortaya çıktığı zor yıllar yaşanmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi, başta Türkeş olmak üzere, üst yöneticilerin önemli bir kısmı, bu kitabın Partiye mal edilmesine karşı oldukları halde, milliyetçi gençlerin iyi niyetli heyecanları ve kışkırtıcıların gayreti ile bu kitabın içindeki ülkemize yabancı görüşler yüzünden parti teşkilatında ciddi boyutlarda rahatsızlık meydana gelmiştir.

Tahribat, ancak Türkeş’in, sendikal anlayışı da dahil, kitabın içerdiği fikirlerin Milliyetçi Hareket Partisi’ni temsil etmediğini ilân eden bir beyanatının partililere duyurulması ile durdurulabilmiştir.

1970’li yılların ortalarında yapılan Türkeş’in bu müdahalesi ile sapma dönemi sona ermiştir. Bundan sonraki dönemde, hürriyetçi ve demokratik sendikal anlayışın yaygınlaştırılması için gösterilen çabaların aralıksız olarak Türkeş’in vefatına kadar sürdürüldüğü görülmektedir. 

V- TÜRKEŞ’İN SON GÖRÜŞLERİ

Türkeş’in Türk sendikacılığı hakkındaki görüşlerinin zaman içinde giderek zenginleşerek siyasi parti farkının ötesine vararak geliştiği görülmektedir.

Vefatından sadece iki ay kadar önce 1 Şubat 1997 tarihinde Sendika yöneticileri, iş hayatı ile ilgili bürokratlar ve öğretim görevlilerine verdiği iftar davetinde yaptığı konuşmada, Türk işçi hareketini bütünü ile nasıl kucakladığının, ona verdiği önemin ve çalışma ilişkilerine ne kadar derin bir samimiyetle yaklaştığının tarihi bir belgesidir.

Türkeş’in bir program niteliğinde olan bu konuşmasını buraya aynen almakta yarar görüyorum.

O mübarek iftar akşamında davetlilere Türk çalışma hayatı hakkında şöyle sesleniyordu:

 "Bu iftar yemeğini Türk işçileri onuruna değerli işçi liderlerini davet etmek suretiyle tertipledim. Bu belki de Türk siyaset hayatında otuz yılı aşkın bir süredir hizmet veren bir siyasetçi için geç kalmış bir davet olabilir, Ancak yine de sizlerle bir arada olmak benim için çok önemli bir olaydır. Çünkü, ülkemiz Cumhuriyet tarihinde hiç bir zaman bugünkü kadar dışarıdan ve bilhassa içeriden saldırılara maruz kalmamıştır. Dolayısıyla, siyasi görüşü ve ideolojisi ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyetini ilelebet payidar kılmak isteyen ve rejimimizin en büyük teminatlarından birisi olan işçi kesimimizin siz değerli temsilcileri ile iftar vesilesiyle de olsa, bir arada olmak benim için ayrı bir önem taşımaktadır. Bu ayrıca Türk toplumunun gelişimi açısından da önemli bir olaydır. Teşriflerinizden dolayı hepinize, çok değerli konuşmalarından dolayı da çalışanların sayın liderlerine en içten duygularımla şükranlarımı, sevgilerimi sunuyorum.

Böyle bir birlikteliğe toplum hayatımız muhtaçtır. Birliğimizin ülke menfaatleri paralelinde ilelebet devam etmesini diliyorum.

Bugün ülkemiz başta siyaset olmak üzere her yönden tıkanmış bir manzara arz etmektedir. İktidar Türk toplumunu iç çalkantılara ve infiale sevk eden olayları önlemekten aciz gözükmektedir.

Başta işçi kesimi olmak üzere her sosyal dilim sıkıntı ve problemlerle içicedir. İşte böyle bir bunalımlı dönemde siz kıymetli işçi kardeşlerimi bir arada görmek istedim. Davetimin asıl sebebi budur.

Kıymetli sendikacılar, temsil ettiğiniz kesim toplumun en cefakar kesimidir. Bunu biliyoruz. Sizin problemleriniz bizce bellidir.

İşçi, işveren, devlet ilişkilerini gerçekçi samimi ve eşit bir çizgiye getirecek yeni bir organizasyon şarttır. Bu organizasyon uygulanıp işlerlik kazandığında işçi, işveren, devlet ilişkilerindeki tüm problemler kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Çünkü her üretim, sermayenin yanında emeği de gerektirmektedir. Bundan dolayı sermaye emek çatışması yerine sermaye emek bütünleşmesi gerekli kabul edilmelidir.

Çatışma ve sömürü yerine barış ve iş birliği bu yeni organizasyonun ruhunu teşkil etmelidir. Bu yeni organizasyon öncelikle şu konularda hayata geçirilmelidir:

·       Anayasa ve yasalardaki düzenlemeler.

·       Çalışanların iş güvencelerini tehdit eden problemler.

·       Genel grevin gerektiğinde uygulanabilmesine imkan sağlayan düzenlemeler.

·       Özelleştirme sebebiyle meydana gelecek işsizliğin ve sendikaların zayıflamasını sağlayacak uygulamaların önlenmesi.

·       Özelleştirme uygulamasında en çok mağdur edilen kesim olan çalışanların temsilcileri sendikalara öncelik verilmemesinin doğurduğu sorunlar.

·       SSK'daki çalışanlar ve yönetim biçimi bakımından şikayetlere sebep olan çözümü hemen ve adil bir şekilde mümkün olduğu halde bir türlü üzerinde ciddiyetle durulmayan temel problemler.

·       Türk sendikacılığının önüne engel olarak çıkan işyerlerinde taşeron uygulaması ve sendikasızlaştırma baskılarının önlenmesi.

·       Sendikaların siyasi hayattaki olması gereken ağırlığı.

·       Sağlık alanındaki yetersiz uygulamalar. genel sağlık sigortası uygulamasının çözümlenmesi.

·       Emekli işçilerin sorunlarının çözülmesi.

·       Asgari ücretin vergi dışı bırakılması.

·       İşsizlik sigortası uygulamasına imkan sağlayacak sosyal ve kanuni tedbirlerin alınması.

·       Memurlarla ilgili başta özlük hakları ve ücretleri konusunda kalıcı ve her seferinde büyük problemler çıkaran anlaşmazlıkların önlenmesi.

·       Tasarrufu teşvik fonu ve nemaları ile ilgili yanlış kararların ortadan kaldırılması.

Yukarıda zikrettiğim ve benzeri problemler, çalışanların da yönetime katılması gerektiği anlamını taşıyan ve bizim öteden beri savunduğumuz bu yeni organizasyonla çözülecektir.

Türk çalışanlarının kıymetli temsilcileri.

Bu ve benzeri problemleri derinlemesine ortaya koyacak ve çözüm yollarını da belirleyecek geniş katılımlı bir paneli müsaadelerinizle önümüzdeki aylarda düzenlemek istiyorum. Bu panelde, hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun bütün çalışanların Cumhuriyetimize, Ülkenin bölünmez bütünlüğüne, laikliğe, milliyetçiliğe, özetle Anayasamızın temel ve başlangıç hükümlerine sahip çıkacağımızı bütün önemi ile tekrar belirlemeyi ve duyurmayı amaçlıyorum.

Alın terinin kutsal değeri bugüne kadar maalesef tam ölçülememiş ve değerlendirilememiştir.

Ben sizlere huzurunuzda şu sözleri vermek istiyorum.

Bundan böyle sizlerle daha yakın ve daha çok beraber olacağım. Türk-İş, Hak-İş, Disk gibi bir ayırım yapmaksızın bütün sendikaların problemlerini ve dileklerini kendi problemlerim olarak kabul edeceğim. Bu arada değişik sendikalarda yer almış, üye olmuş, yönetici olmuş ülkücülere ve MHP'lilere şöyle seslenmek istiyorum :

Önce kendi meselelerinize, kendi sendikanıza, kendi konfederasyonunuza ve yöneticilerinize sahip çıkın, sonra partinize. Bundan böyle MHP ve yöneticileri nasıl ki memleket menfaatlerini parti menfaatlerinin üstünde tutuyorsa, işçi kesiminin çıkarları da particiliğimizin üstünde olacaktır.

İşçisinin mutlu, işverenin memnun, köylüsünün, memurunun rahat olduğu, bütün kesimlerin birbirini kucakladığı, açını doyuran, açığını giydiren bir Türkiye özlemini tekrarlıyor, hepinizi ayrı, ayrı kucaklıyor, sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum."

Bu konuşma Türkeş' in Türk sendikacılık hareketi konusunda yaptığı son beyanatıdır. Aynı zamanda, Türk milliyetçilerinin önemle üzerinde durmaları gereken bir vasiyet gibi telakki edilmelidir.